31 Ağustos 2012 Cuma

1 Judith McNaught - Cennet


Sevdiğim yazarlardan biri ve kitabı. Her kitabı farklı bir tatta ve Cennet'te tam 'Cennet' tadında bir kitap. 

Dikkat edin arkadaşlar kitap içeriğine girmiş olabilirim. 

Meredith'in küçükken ki yalnızlığı ve sonra Lisa ile olan arkadaşlığı çok şekerdi. Tipik çocuk endişeleri denemezdi Meredith'in endişelerine, yalnızlığına çünkü kitapta yaşından çok daha olgun bir kız görüyorduk. Her neyse detaylarla boğmayalım okuyucuyu :)

18 yaşında Matt ile tanışmaları çok güzeldi. Birbirlerine karşı tavırları ve henüz başlarda birbirlerine karşı olan çekimleri... Aşk kendini göstermeye başlıyordu daha başlarda. Üstelik Meredith'in başından beri olan dürüstlüğü ve Matt'le birlikte olmasını babasını sinir etmek için olduğunu söylemesi takdire değerdi. Bunu da geçtim Matt'i de tebrik etmek gerek... Tek bir birliktelikle Meredith hamile kaldı. 

Matt'in evinde geçirdikleri zamanlar çok güzeldi. Okumaktan zevk aldığım asıl sayfalardı. Hatta Matt'in babasının tavırları da harikaydı. Yaşlı moruk bir babadan beklenmesi gerektiği gibi yaklaştı hep Meredith'e. Ama asıl hainliği Meredith'in babası yaptı. O an adamı elime geçirsem parçalardım.

Her neyse :) Birbirlerinden boşandıklarını zannetmelerine rağmen boşanmamış olmaları aslında beraber olmaları için bir ışık gibi bir şey oldu. Gerçi yine de birbirlerini çok kırdılar ya neyse. Aşkta her şey oluyor...  

Matt'in Meredith'e söylediği şu sözler favori sözlerim. 

"Eğer yanıma taşınırsan, sana cenneti altın bir tabakta sınarım. İstediğin her şeyi. Kendimle beraber elbet! Bu bir paket anlaşma."

Matt adamım çok romantiksin... 

Harika bir kitaptı. Okumayanlara tavsiye ederim ve garanti veriyorum Judith yazarsa okunur arkadaş! 

Kitabın konusunu ise arka kapaktan yazıyorum: 
"Bancroft mağaza zincirinin mirasçısı Meredith, babasının baskıcı dünya görüşü nedeniyle yalnız ve mutsuz bir çocukluk geçirmiştir. On sekiz yaşındayken hayatına giren Matt, deneyimsiz genç kızın dünyasını aşkla donatır.İki genç de ışığa kabuşmak için ölümü göze alan pervaneler gibi kendilerini aşk ateşine atarlar. Ancak acıklı rastlantılar ve Philip Bancroft'un korkularından kaynaklanan tutuculuğu her şeyi tersine çevirir. Aşk her iki genç içinde üstüne perde çekilip unutulması gereken bir duyguya dönüşür. Yıllar sonra tekrar karşılaşıncaya kadar... Fakat yıllar pek çok şeyi değiştirmiş, ikisinin de önünden başka ufuklar açılmıştır."

30 Ağustos 2012 Perşembe

1 Linda Howard - Av Mevsimi


Av Mevsimi, yazarın ilk okuduğum romanıydı. Ki oldukça da başarılı buldum. Yazar aynı anda her konuyu ele almış ve hepsini birbirine bağlamıştı.

Baştaki küçük kızlardan birinin kitabın sonunda ana karakter olacağını düşünmüştüm ama yazar beni yanılttı. Olayların küçük bir kasabayla nasıl bir bağlantısı olacak diye merakla çevirdim sayfaları. Tahmin etmeyeceğim şekilde gelişti olaylar. Kitabın içinde her şey vardı. Polisiye de denebilirdi kitaba aşk romanı da denebilinir. Silahlar patladı, insanlar öldürüldü, şahitlerin peşine düşüldü...

Normalde okuduğum bir kitap tek türde olmalı. Ya polisiye ya gerilim ya da aşk. Karışımını sevmeyeceğimi düşünmüştüm ama Av Mevsimi hepsinin güzel bir karışımıydı ve heyecanla soluksuz kalınarak okunacak hale gelmişti. Aslında bunda yazarın kaleminin  de etkisi vardı. Sonucunda kadın ticareti yapan bir grubun, küçük bir kasabadaki kütüphane görevlisinin polis şefine aşık olması... Başkanın tavırları, karısının alkolikliği... Hepsini tek bir konuya bağlaması çok güzeldi. Aslında farklı hayatların kimsenin farkına varmadan birbirleri ile kesişmesini çok güzel ele almıştı. Çok beğendim ben...

Eğer henüz yazar ile tanışmadıysanız bu kitapla bence başlangıç yapabilirsiniz diye düşünüyorum.

Kitabın konusunu aşağıda belirtmiş bulunuyorum:

"Hep Senin Yanındayım ve O Gecenin Ardından adlı eserleriyle beğeni kazanan New York Times çok satanlar yazarı Linda Howard'ın nefes kesici, kışkırtıcı, eğlenceli ve o bir o kadar etkileyici olan bu romanını da zevkle okuyacaksınız... 
Ne dilediğinize dikkat edin... Gerçek olabilir... Daisy Minor otuz dördüncü yaş gününde tüm hayatını yenilemek adına bir karar alır. Kasaba kütüphanesinde yönetici olan Daisy sıkıcı kıyafetler giymekte, sıradan görünmekte ve neredeyse on yıldır kimseyle flört dahi etmemektedir. Artık hayatına, özellikle de seks hayatına yön vermesinin zamanı gelmiştir. Bu yüzden iyi huylu kız kurusu profilinden olağandışı bir parti kızına kulüplerde dans eden, kahkaha atan ve erkeklerle kaygısızca flört eden birine dönüşür ve bir koca avına giriştiğini açıkça ortaya koyar. Fakat eğlenerek özgürlüğün tadını çıkardığı günlerde tanık olmaması gereken bir şey görünce bir katilin hedefi haline gelir. Ve hayatını paylaşabileceği erkekle tanışamadan birinin korumasına ihtiyaç duyar. 
"Harika bir kitap. Howard çarpıcı diyalogları ve karakter tasvirleriyle okurlarını avucunun içine alıyor." Rendezvous 
"Çirkin ördek yavrusunun büyüleyici bir kuğuya dönüştüğü bir modern zaman hikâyesi." People 
"Heyecan verici ve hayranlık uyandıran bir roman." The Orlando Sentinel"

0 Deneane Clark - Kalbim Evine Döndü


Yazarın altı kitaplık serisinin ilk kitabı... Çok özgün bir kitap diyemem. Öncelikle söylemeliyim ki yazarın Judith McNaught'un izinden gittiği değişmez bir gerçek. Çünkü bu kitapta McNaught'un esintilerini görüyoruz.  Özellikle okuduysanız bilirsiniz "İçinde Aşk Saklı" McNaught'un unutulmaz eserlerinden biri, bu kitapta da Claytan&Whitney ilişkisine benzer bir ilişki söz konusu. Kont, Grace'in babası ile nişan sözleşmesi imzalıyor ve bunu gizli tutuyorlar. Kont, Grace'in kalbini çalmaya çabalıyor... Bunların haricinde özgün olaylar da vardı onlarla bütünleşince güzel bir kitap halini alıyor ama keşke daha özgün olsaydı dediğim oldu.

Karakterlerin esprili olayları ile güldüğüm yerler oldu. Özellikle Ackerly kızlarının özellikleri okumaya değerdi. Kitaptaki asıl karakter Grace olsa da onun kardeşi Mercy'i çok sevdim. Sevimli kız :) Onunda kitabı var ve okumayı sabırsızlıkla beklemede olacağım.

Yeni bir yazardı ve ilk kez okudum. Genel anlamda dili ve yazımı akıcı, okuyucuyu sıkmıyor. Eğer historical tarzı kitapları seviyorsanız ve McNaught okumayı özlediyseniz. Öneririm okuyun.

Üstelik, çeviri çok güzel, kapak tasarımı da öyle ve kendi ayracı da içinde belirteyim dedim :)

Kitabın konusunu ise aşağıda belirtmiş bulunuyorum.

"Derin, mavi gözleri, bembeyaz, tazecik tenine düşen alev rengi saçları ve dolgun dudaklarıyla yakıcı bir güzellik… Grace’in resmi bile genç ve yakışıklı Kont Trevor Caldwell’i büyülemeye yetmiş, henüz tanışmadığı halde bu genç kızı kontesi yapmaya karar vermişti. Uçsuz bucaksız serveti, baştan çıkarıcı cazibesi ve esprileriyle kontun elde edemeyeceği kadın yoktu. Oysa Grace evliliğin kadınları itaatkâr birer köleye çevirdiğine inanıyor ve evlenmeyi kesinlikle düşünmüyordu. Bütün kadınlar kendisi için yarışırken Trevor ise sadece bu asi genç kızı arzuluyor, ona sahip olabilmek için her yolu deniyordu. Grace karşı koymaya çalıştıkça kontun dayanılmaz çekim alanına daha fazla giriyordu. Bu iki inatçı âşıktan acaba hangisi galip gelecekti?"

0 Deneane Clark - Issız Bir Aşkın Kıyısında


Serinin ikinci kitabı... Peş peşe okudum ve inanılmaz zevk aldım. Bu kitap 'Kalbim Evine Döndü'den daha özgündü. Tabi yine benzer yerler vardı ama olaylar daha özgün yazılmıştı. Serinin diğer kitaplarının daha da özgün olacağı kanısındayım.

Yanlış anlaşılmalar, güvensizlikler, korkular üzerine kurulu bir evlilikten ne beklenir ki? İşte Faith ve Gareth çiftinin evliliği öyleydi. Gareth'in Faith'in sevgilisi olduğuna inanması, zaman zaman kıskanması, zaman zaman öfkelenmesi, Faith'in farkında olmadan kocasına - Gareth'e - aşık olması... Çok hoştu bence... İlk kitaba nazaran daha çok sevdim bu kitabı. Üstelik olaylı bir kitaptı da belki de bana cazip gelen kısımda buydu özellikle.

Yalnız, kitabın sonunda Gareth ile Faith'in arasındaki diyaloglardan Judith McNaugth'un karakterleri olan Ian ve Elizabeth çiftinin bir konuşmasına benzer konuşma yer alıyor. O kısım olmasaydı daha iyiydi ama olmuş bir kere. Yazarın, McNaught'a ne kadar hayran olduğunu görüyoruz kitaplarında aslında :) Neyse, yine yayınevi kitabın içine kapak tasarımı ile aynı olan ayracını da koymuştu.

Kısacası 'Kız Kardeşler' serisinin iki kitabını da sevdim ben. Yeni kitabı çıktığında da alıp okuyacağım.

Kitabın konusunu aşağıda belirtmiş bulunuyorum:
"Soğuk, kusursuz bir heykeli andıran vakur güzelliği ve mükemmel terbiyesiyle gerçek bir hanımefendi olan Faith ve onu tanıyan bütün kadınların gönlünü çelen, serseri ruhlu Gareth…
Kendisiyle utanmazca flört ettiği akşam Faith, Gareth’ın boş bir hovarda olduğunu düşünmüş, ona burun kıvırmıştı ama bir yıl sonra karşısında artık ağırbaşlı ve çekici bir marki vardı. İflah olmaz bir çapkın sadece bir yılda asil bir beyefendiye dönüşebilir miydi? Yoksa bu, usta bir kadın avcısı olarak bilinen genç adamın Faith’i elde etmek için seçtiği bir yöntem miydi?"

1 İsmail Bilgin - Sarıkamış, Beyaz Hüzün


Ah Yemen kitabını yorumlarken, pek çok tarih romanının aklımda yer ettiğini söylemiştim. Bunlardan bir diğeri de şüphesiz Sarıkamış, Beyaz Hüzün'dür.

Sarıkamış'ın hikayesini emin ki herkes, az ya da çok, biliyordur. On binlerce askerimizin soğuktan donarak şehit olduğu, iki tümenimizin birbirini kırdığı o yer... Sarıkamış.

Beyaz Hüzün'ü okuduğumda küçük denebilecek bir yaştaydım. Yaşıtlarıma göre biraz daha ağır kitaplar okurdum ve okuduğum ilk dram barındıran kitap da değildi üstelik Sarıkamış, ancak yüreğimi bu denli acıtan ilk kitaptı.

Sık sık boğazımın düğümlendiğini, bazen kendimi tutamayarak ağladığımı hatırlarım. Hatta bir kez devamını okumadan önce kitabı kapatıp bir süre yeniden okumaya cesaret edemediğimi...

Şehit hikayeleri, pek çoğumuzu geri kalan pek çok şeyden daha fazla etkiler, ben de dahil. Sadece "şehit" kelimesi dahi boğaza bir düğüm oturmasına neden olurken, bir de böylesine yoğunlukla işlenmiş bir hikayeye kim kayıtsız kalabilir ki?

Tanıtımı;
Sarıkamış'la ilgili birçok bilinmeyen olay günışığına çıkarıyor... Harekât öncesi göz ardı edilen raporlar...31. ve 32. Tümen  in birbirleriyle çarpışması... Rus Çarı II. Nikolas'ın emir verildiği için tutuklanmaması... Osmanlı askerinin ve halkın tek vücut olarak açlığa, karakışa yani tüm imkânsızlıklara karşı gösterdiği insanüstü mücadele... 
Milletlerin hafızalarında bazı yer adları âdeta mermere kazınmış gibidir. O yer adları, yıllar geçip gitse de milletlerin hafızasından silinmez. Her an hatırlanarak, nesilden nesile aktarılır. Bu yerlerden bazıları Galiçya, Yemen, Sarıkamış, Çanakkale, Dumlupınar ve Sakarya  dır... Bu adlardan birini veya birkaçını duyduğumuzda gönül telimiz hep titrer, bir garip oluruz. Tarihimiz nice zaferlerle doludur. Zaferlerimizin yanında yenilgilerimiz de vardır. Bir millet, zaferleriyle övünürken, yenilgilerden de gerekli dersleri çıkarmaya çalışır... 
Sarıkamış Harekâtı, her türlü imkânsızlıklar içinde, kırık bir ümidi gerçekleştirmeye yönelik, sonu hazinle biten bir harekâttır... Bu harekâtta askerimiz Rus  tan çok tabiat ile mücadele etmiştir. Bu topraklarda yaşayan herkesin ya bir akrabası ya da bir yakını bu harekâttan etkilenmiştir. Binlerce şehit kâh Ruslarla çarpışarak kâh iklimle, karakışla, imkânsızlıklarla mücadele ederek vatanı savunmuştur... 
Bu kitap; okurları tarihin acılarla dolu bir sayfasına, bütün olanaksızlıklara ve karakışa rağmen Osmanlı askerinin vatanını korumak için inançla ve azimle savaşmasına tanıklığa davet eden bir hüznün hikâyesidir. Sarıkamış/Beyaz Hüzün'de bir hüznün hikâyesini,90 yıldır unutulanları okurken kâh gururlanacak, kâh ağlayacaksınız... 

0 Aimee Carter - Tanrıça



Yazarın Türkiye'de yayınlanan ilk kitabı ve aynı zamanda bir serinin de ilk kitabı. Çok güzeldi. Kurgu çok iyi anlatılmış, konu çok akıcı ve çeviri kusursuz! Gerçi yayınevi çevirilerinde de çok özenli olduğu için onunda etkisi var kitabın akıcılığında...

Kitabı okumaya başladığımda fantastik şeyler göreceğimi bekliyordum ama aklıma mitolojik tanrıları göreceğim hiç gelmemiş. Kate'e yapılan testin de  7 ölümcül günahı kapsayan bir test olacağı da aklıma gelmeyen başka bir detay. Bu kısımları okumak beni şaşırttı ama bunu keşfetmek etkileyici ve eğlenceliydi. Yazar hayal gücünü gerçekten kullanmış.

Okuldaki ismi geçen kişiler bir şekilde Tanrılar olabileceğinden şüphelenmiştim, altından bir şeyler çıkacağını biliyordum yine de sonunda konsey toplandığında bunu görmek ayrı bir hazdı :)

Yayınevinin bizi ikinci kitap için çok bekletmemesini umuyorum. Yazarın 3 kitabı daha varmış devam kitabı olarak.

Ayrıca kapak tasarımı da çok hoştu ve bölüm aralarındaki desenlerde öyle. İnce detaylar ama okuyucuya güzel görünen detaylar bunlar. Bunu da söylemeden geçmeyeyim dedim.

Tanrıça Üçlemesinin kitapları:
Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum: 
""Büyüleyici ve kendini zorla okutan bu kitap, klasik mitler ve modern hikâyeciliği eğlenceli ve tuhaf bir dille yeniden şekillendiriyor. Genç kızlar için muhteşem bir hikâye." -Melisa Anelli-  
Teste tabi tutulan her kız öldü. Şimdi Kate'in sırası. Kate'in hayatı, en başından beri yalnızca kendisi ve annesinden ibaret olmuştur ancak şimdi annesi ölmek üzeredir. Peki ya son isteği? Çocukluğunu geçirdiği eve geri dönmek. Bu nedenle Kate bir yandan annesinin sonbaharı çıkaramayacağından endişelenirken, diğer yandan da hiçbir arkadaşı ya da akrabası olmayan bir yerde yeni bir okula başlayacaktır. Sonra Henry ile tanışır. Karanlık, ıstırap dolu ve büyüleyici biri olan Henry, Ölüler Diyarı tanrısı Hades olduğu iddiasındadır. Üstelik, bir anlaşma yapmanın karşılığında, tabi tutulacağı testi geçene kadar Kate'in annesini hayatta tutacaktır. Kate, Henry'nin çıldırmış olduğundan emindir. Ta ki ölü bir kızı hayata döndürdüğüne tanık olana kadar. Artık annesinin hayatını kurtarmak gözüne delicesine mümkün görünmektedir. Testleri geçmeyi başardığı takdirde Henry'nin gelecekteki eşi ve bir tanrıça olacaktır. Fakat başarısız olursa..."

0 Mehmed Niyazi - Yemen! Ah Yemen...


Ortaokul ve lise dönemimin başlarında pek çok tarihi roman okudum. Aklıma yer eden çok kitap var ancak bunlardan ilk hatırladığım Ah Yemen'dir. Daha kitabın ilk sayfasını açtığınızda yüreğinize dokunacak bir metinle karşılaşırsınız. Şöyle başlar kitap;
  "YEMEN ÇÖLÜ; nasıl bir ölü uykusundasin ki bunca şehidin kanı seni yeşertmedi. Anaların, gelinlerin ve nice yetimlerin ıssız yerlerde döktükleri göz yaşları yağmur olup üzerine yağsaydı, bağrından ormanlar fışkırırdı. Hala derin bir sükut içindesin; bir dile gelsen, neler anlatırsın, neler... 
    Ufuklardan ufkulara esen rüzgar; nereden gelip nereye gittiğin bilinmez. Bazen ılık bir nefese dönüşür, kumları okşar, insanlara hayat sunarsın; bazen gazabın tutar, çığlık çığlığa bölünür, dünyayı cehenneme çevirir, masumlara mezar olursun. Ne boğup attıklarının, ne de yetim bıraktıklarının bir hıçkırığını bile sinende taşımazsın. Sen ne gaddarsın!"
Böyle anlatıyor yazar Yemen Çölünü... Çok da güzel anlatıyor bana sorarsanız. Askerlerimizin kimi çaresizlikleri, inançla verdikleri mücadeleyi, geriye bıraktıklarını, yanı başlarında kaybettiklerini... Her şeyi o kadar güzel işlemiş ki Mehmed Niyazi... Eğer siz de bizim tarihimizden bir şeyler okumayı seven bir okursanız, bu kitabı okumalısınız.

Benim elimdeki kitap 2005 basımı, yani bundan yedi yıl öncesine ait. Ama kitabın hala raflarda olduğunu zannediyorum. Değilse bile, internet üzerinden edinebilirsiniz.

Kitabın tanıtım metni;
Bir zamanlar endişeyle, elemle andığımız Yemen sayısız gencimize mezar oldu. Yıllarca "Gece bir ses geldi derinden derinden / Beni mi çağırdı Yemen çöllerinden" diyen yaşmaklı kızlarımızın yürekleri orada çarpardı. Cihan biliyor ki hiçbir milletin evlatları onların şartlarında, onlar gibi savaşmadı; destanların en dokunaklısını arkalarında bırakmadı. Ne hazindir ki şimdi o ıssız vadilerde, engin çöllerde ne mezar taşları, ne de ziyaretçileri var...
Ansiklopediler "Yemen'de ölen Türklerin sayısını tarih bilmiyor, öğrenmekten de korkuyor" derlerken nesillerle süren dramımızı anlatıyorlar; fakat hiçbir dram unutmak ve unutulmak kadar dramatik değildir.

1 Jane Austen - Aşk ve Gurur



Filminden daha çok sevdiğimi söylemeliyim. Filmini izlemiş ama kitabını okumamıştım. Yer yer sıkıldığım sayfaları oldu ama klasiklerde hep oluyor :) İçerikli kitaplar ne de olsa.

Bay Collins'e gerçekten sinir oldum. Davranışları çok yapmacık geliyordu. Bay Darcy'e de Jane'in mutluluğuna engel olduğu için çok kızdım. Darcy ve Elizabeth arasındaki her şey okunmaya değerdi. Çok güzeldi. Okuduğumuz tarihi aşk kitaplarındakinden daha güzeldi aşk. Gerçi tam anlamıyla o dönemi yansıttığı değişmez bir gerçek. Saf bir aşk okunuyordu. Tutkulu bir aşk değil samimi ve temiz bir aşktı. Bu yüzden sevdim. Ama önce filmini okuyup sonra kitabı okumak çık olmadı... Kitap sıktı belki tersi olsaydı kitap daha güzel gelebilirdi.

Yazarın dili diğer klasiklere nazaran daha hafif ve akıcı. Sıkıcı detaylar çok fazla yok. Bu yüzden zevkle okunabilinir.

Bu tarz eserlerde çeviri çok önemlidir, cümleler okuyucuyu boğmamalıdır ve bu kitapta da çeviri hatasızdı ve okuyucuyu sıkacak cümleler yoktu. Ancak bir iki yerde kelimelerin yazılışlarında hatalar vardı ama göze batmıyordu.

Kitabın konusunu ise aşağıda belirtmiş bulunuyorum.
"UNUTULMAZ BİR AŞK HİKÂYESİ 
Kibir ve gururu dize getirebilecek tek gerçektir, AŞK... 
Klasik dönem romanları arasında önemli bir yere sahip olanAşk ve Gurur, 18. yüzyıl İngilteresinde geçen unutulmaz bir aşk hikâyesini konu alıyor. Orta halli bir ailenin zeki ve neşeli kızı ile kibirli ve mağrur olmasının yanı sıra son derece dürüst ve varlıklı genç bir adamın neredeyse nefretle başlayan ilişkilerinin büyük bir aşka dönüşünü anlatan bu kitapta, biri gururlu diğeri önyargılı iki insanın zaman ilerledikçe yanıldıklarına ve birbirlerine yaptıkları onca haksızlığın yalnızca aşkla telafi edilebileceğine şahit olacaksınız. 
Jane Austenın büyüleyici bir dille kaleme aldığı, yazarın karakter tahlillerindeki ustalığı ve insan psikolojisini yansıtmadaki yeteneği sayesinde çağının ötesine geçmiş ve klasikler arasında önemli bir yer edinmeyi başarmış Aşk ve Gurur, günümüzde de aynı etkisini koruyarak ses getirmeye devam ediyor."

29 Ağustos 2012 Çarşamba

2 Charlotte Bronte - Yıllar Sonra gele Mutluluk Jane Eyre


 Çevirisi kusursuzdu! Kitap ise etkileyici... Unutamayacağım kitaplar arasında yer aldı. Normalde klasikleri okumayı pek sevmem ama kitabın kapağının cazipliği ile okudum... İyi ki de okumuşum dedim...

Jane'in yaşadıkları çok zordu. Gerçek Bayan Reed'in yanında gerekse okulunda... Ağır şeylerdi. Okulda Helen'le arkadaşlığı çok güzeldi. Özellikle Helen'in ölümü beklediği gece yanına gidip yattığında ve sabah Helen'in ölümünde gözlerim doldu.

Bay Rochester'ın malikanesine geldiğindeyse bir umut var dedim Jane için ki gerçekten de umut vardı. Her ne kadar Bay Rochester çok sert ve katı görünsede. İnkar edemem başlarda hoşlanmadım ondan ama Jane'e olan sevgisinden emindim. Şüphe etmedim hiç! Tıpkı Jane'in ona olan sevgisinden etmediğim gibi.

Bay Rochester'ın evli çıkması ve Jane'in bu haberi aldığı pozisyon ve verdiği tepkiler beklediğim gibi değildi. Jane'in malikaneden ayrıldığında yaşadıkları da çok ağırdı ama son anda kurtuldu ölümden... St. John sayesinde... Sonlarda daha çok gülerek okudum kitabı. En azından yaşananların ağırlığı geride kalmıştı. Ama son sayfalarda Bay Rochester'ın yanına gittiğinde Jane ve aralarında geçen konuşmalarda istemsiz bir tebessüm belirdi. Mutluluğu okumak çok ayrı bir hazdı...

Bu kitaptaki her duygu o kadar saf işlenmişti ki diğer kitaplardan olan üstünlüğünü gösteriyordu. Günümüzde yazan aşk kitaplarından farklıydı. Oradaki gibi aşk şehvete dayalı değildi. Masum, saf ve temizdi. Sözcükler yüreklerinden kopup geliyordu.

Bu kitabı anlatmaya kelimeler yetmez.. Okumanızı tavsiye ederim ama okurken büyük bir sabır göstermelisiniz çünkü ağır ilerleyen bir kitap.

Kitabın konusunu ise aşağıda belirtmiş bulunuyorum:

"Yayınlandığı ilk günden itibaren edebiyat dünyasına bir bomba gibi düşen Jane Eyre, çok geçmeden bütün okurların ve eleştirmenlerin gönlünde taht kurmayı başarmıştır. Kimsesi/ bir çocuk olarak baskı altında geçen yılların ardından, kendi ayaklarının üzerinde durmayı başaran özgür ruhlu genç kadın, patronunun sakin ve gizemli doğası karşısında, yüreğine daha fazla söz geçiremeyerek yenik düşer. Ama her aşkın bir bedeli vardır ve herkes kendi payına düşeni ödemek zorundadır. Charloltc Bronte'nin tartışmasız herkes tarafından başyapıt olarak nitelenen bu ölümsüz eseri tutkulu romantizmi ve büyüleyici diliyle halen bütün zamanların en büyük aşk hikâyelerinden biri olma özelliğini koruyor."

0 Nora Roberts - Kader Bağladı Bizi


MacGregor ailesinin ikinci kitabı... Gerçekten çok güzeldi, çeviri kusursuzdu. Kitabı çok sevdim sadece vıcık vıcık bir aşkın olmayışı, ailevi duyguları, aile diyalogları ve bağları, hukuki noktaları ve davaları okumak zevkliydi. Tıpkı Kumarbaz Aşk'taki gibi bunda da aile bağlarına değişmişti yazar.

Diana'nın Caine ile tanışması ve aralarındaki çekime karşı verdikleri tepkiler, davranışları okumak çok güzeldi. Hele bir gece farkında olmadan birlikte olmaları ve bundan sonra kısmen birbirlerine söylemeseler de etkilenmiş olmaları çok hoştu. MacGregor'ların evindeyken Caine'nin evlenme teklif edişi, Diana'nın ret edişi şaşırttı beni. Kabul eder diye düşünmüştüm.

Diana'nın davalarındaki tavırları ve Caine ihtiyaç duyması ince detaydı. Caine gibi sadece bir iş diye bakamaması ve duygusallığını işin içine katması bize avukatlıkta duygusallığa yer olmadığını gösteriyor.

Diana'nın beni şaşırtarak Caine evlenme teklif etmesi ise çok daha güzeldi. Hele sonundaki çocuk muhabbetine verdiği cevapta ise güldüm...

MacGregor Serisi'nin Yayınlanan Kitapları:
  1. Kumarbaz Aşk
  2. Kader Bizi Bağladı
  3. Geçmişin Gölgeleri
  4. Yalnız Adam
  5. Paylaşılan Hayaller
  6. Alacakaranlık
Kitabın konusunu sizlerle paylaşıyorum: 

"Avukat Caine MacGregor, hem mahkeme salonlarında hem de özel hayatındaki çılgınlığıyla ünlüydü. Ne de olsa soyu İskoç’tu… Genç avukatın kazanamadığı dava veya kadın yok gibiydi.
Ancak Diana Blade sıradan bir kadın değildi. Caine, onun ördüğü buzdan duvarı kırmak, onun içindeki ihtiraslı kadını ortaya çıkarmak için yanıp tutuşuyordu.
Caine, Diana’yı iş ve ofis arkadaşlığı için ikna edebilirdi ama acaba bir MacGregor erkeğinin aşkı uğruna bütün plânlarını riske atmaya razı olacak kadar kalbini fethedebilecek miydi?
Geçmişi acı ve yalnızlıkla dolu olan Diana Blade, Caine’nin babasının doğum gününe davetli olarak gittiği Caine’nin ailesinin tarih kokan İskoç şatosunda, onları kaderin bir araya getirdiğine inanabilecek miydi? "

0 Nora Roberts - Kumarbaz Aşk

Serena'nın baba parasına sırtını dayamadan, kendisi için çalışması çok güzeldi. Asilce bir davranış...
Justin ise bambaşka bir dünya. Aslında teknik olarak gerçekten başka dünyaların insanları ama yolları çok güzel kesişti. 

Neyse, Justin ile Serena'nın karşılaştıkları andan itibaren aralarında gelişen diyaloglar, geziler, davranışlar ve birbirlerine karşı olan çekimlerini okumak çok güzeldi. Eğlenceli ve romantik diye tanımlardım ben. 

Serena'nın babasının endişeleri ve bu endişeleri sanki annesinin endişeleriymiş gibi gösterme çabası  da çok komikti. Ama işte babası Daniel, babalığını yaptı. El altından Justin ile Serena'nın tanışmasını sağladı. Gerçi adam tanıştırmakta haklı tam birbirlerine göreler :)

Serena'nın kaçırılması ve Justin'in buna göterdiği tepki okunmaya değerdi. Nora Roberts gerçekten aşkı hissettirecek derecede yazmış. Güçlü, soğuk kanlı, ne istediğini bilen bir adamın içinde aslında duygusal ve sevdiğini kaybetme korkusunu çok güzel yazmıştı yazar. 

Caine ve Alan'ı görmek, yani MacGregor erkeklerini, çok güzeldi. Sohbetleri, birbirlerine davranışları çok eğlenceliydi. 

Yazarın anlatımını evet çok beğendim ama daha çok beğendiğim yer ise, sadece aşk romanı değil dostluk, birliktelik, aile ve kardeş ilişkilerini de işliyor olması çok daha güzeldi. MacGregor ailesi evet güçlü bir aile bunu okurken görüyoruz ama bu gücün ardındaki aile ilişkisini ve bağlılıkları çok daha güçlü kılıyordu aileyi. Ben bu yüzden çok sevdim. Özellikle favorim MacGregor ailesi. Duyduğuma göre 12 kitaplık bir seriymiş ve hepsini okuyacağım. 

MacGregor Serisi'nin Yayınlanan Kitapları:
  1. Kumarbaz Aşk
  2. Kader Bizi Bağladı
  3. Geçmişin Gölgeleri
  4. Yalnız Adam
  5. Paylaşılan Hayaller
  6. Alacakaranlık
Kitabın konusunu sizlerle paylaşıyorum: 


"Serena MacGregor, bu işi yapmaya karar verdiğinde niyeti, gerçek anlamda bağımsızlığını kazanmak ve biraz da macera yaşamaktı. Bu yolla kendini bulmak istiyordu. Onca yıl çalışıp emek vererek sahip olduğu diplomasını yok sayarak ve varlıklı ailesini bir kenara bırakarak, bir gezi gemisinin kumarhanesinde krupiye olarak çalışıyordu. Bu işe başlayalı yaklaşık bir yıl olmuştu. Bu süreçte Justin Blade gibi bir kumarbazla ilişkiye girmek, aslında hiç de Serena'ya göre değildi. Ama bahisler yüksekti ve Justin, Senera'nın hakkındaki izlenimini değiştirmek üzere bahse girmişti. Çabuk parlayan, ateşli ve varlıklı Serena MacGregor, bu Komançi Kızılderililerinin kanından gelen kumarbaza karşı bahsi yükseltince, oyunun sonunu 'Şehvet dolu' olarak tanımlamak bile yetmezdi... Sonuçta aşk da bir kumardı ve kimin kazanıp kimin kaybedeceğini önceden kestirmek mümkün değildi."



0 İlknur Uğur - Yansıma


Yavaş yavaş alışacağıma inanıyorum Türk karakterler ve fantastik olaylar ikilisine. Fantastik-Türk bir kitap daha... Hala biraz fantastik kitaplarda Türk isimleri okumak garip geliyor. Neyse... Kitabın kurgusu hoşuma gitti. Olaylarda da her daim bir adrenalin vardı bu da tam benlikti. Olaylı kitapları severim.

Kitabı okumaya başladığımda Yaren'in Artvin'e gitmesi ile orada birilerine aşık olacağını düşündüm ve kitapta tanıştığı erkeklerden biri olan Önder'in bu şanslı kişi olacağını düşündüm ama yanıldım. Bu güzeldi. Kitapları okurken yanılmayı, tahminlerimin yanlış çıkmasını severim.

Yaren ile Korel arasındaki ilişkinin biraz hızlı ilerlediğini düşündüm kitabı okurken ama ilerleyen sayfalarda bunun nedenini anladım. Ki asıl olaylarında o zamanlar başladığını fark ettim. Can'ın ise tam baş belası olması üzücüydü. Gerçi Can'ın başına gelenler de... Zavallı, hiçbir suçu yoktu tamamen Yaren'e olan hayranlığı yüzünden başı derde girdi.

Kütüphane'ye kitabı almaya girdikleri sayfaları tüylerimi ürpertti. Biran için kendimi gerilim filmlerinde hissettim. O sayfalar çok etkileyici yazılmıştı.

Yaren'in aklında deniz kenarında sevgilisi ile zaman geçiremeyecek olmasına dair geçen düşünceleri ve Korel'in bunları yerine getirme çabası çok hoştu. Korel gerçekten Yaren'i seviyormuş ve doğum gününde yaptıkları da öyle. Çok şeker çocuk bu Korel.

Asıl adrenal kitabın sonunda Sis ile karşılaştıkları zamandı. Savaş mı desem kavga mı desem bilemedim ama o kısımları heyecanla okudum. Çok güzel ve zevkle yazılmış satırlardı ve bende aynı heyecan ve zevkle okudum. Sonunda da Korel'in lanetlenmesi ise... Kitabın devamını heyecanla beklememe neden oldu.

Beni şaşırtan bir başka olay ise Sümeyye Hanım olayıydı. İtiraf ediyorum ki doktordan şüphelenmiştim bende ama kitapta bu konu üzerine kurulan kurgu öyleydi ki çok şaşırdım. Okurken hadi canım kızı mı suçluymuş demek kocası da suçsuzmuş dedim ama sonra bir öğrendim ki suçlu dediğim insan aralarında sütten çıkmış ak kaşık olanmış. Sümeyye hanımın kocası ve kızının yaptığı oyuna çok şaşırdım.

Kitabı genel anlamda çok beğendim. Güzel bir kurgu, tek bir konuya bağlı kalmadan yazılan bir kurguydu. Sadece Korel&Yaren ilişkisi onların merkezi olduğu bir konuda dönen olaylar değildi okuduklarımız. Bu yüzden de daha güzeldi kitap benim için. Ama ne yazık ki kötü bir tarafı vardı ki o da önemli bir detaydı. Kitapta imla hataları vardı. Bunun için yazarımıza değil yayın evine sitem edebilirim çünkü onların dikkat etmesi gereken bir şeydi. Umarım ikinci kitapta yayınevi daha özenli çalışır diyorum.

Kitabı okumayanlara tavsiye ederim.


Kitabın konusunu aşağıda belirtmiş bulunuyorum:

"Yaren Artul beklenmedik bir kaza sonucu ailesini kaybetmiş, uzun bir bunalımın ardından yeni bir hayat kurmak için büyük bir köşkte yaşayan Sümeyye Hanım'ın bakıcılığını üstlenmiştir. 
Ne var ki yeni hayatı göründüğü kadar sakin geçmeyecektir. Çünkü Yaren'in ölen babası Turgut Artul, gizli biyoloji savunması alanında çalışan bir bilim adamıdır ve bütün insanlığı etkileyecek bir buluşa imza atmıştır.  
Koruyucu adı verilen bu buluş insanın DNA değişkenliğini ortaya çıkaracak ve üstün bireysel korumayı sağlayacaktır.  
Yaren birdenbire kendini korkunç çıkar ilişkilerinin, büyük bir tehlikenin ve bir o kadar da büyük bir aşkın ortasında bulacak ve olaylar hızla gelişecektir."

28 Ağustos 2012 Salı

3 Vefa Enver - Bahse Var mısın?




İtiraf etmek gerekirse okuduğum en sevdiğim VE kitabı. Gerçekten imkansız bir aşktı ve daha da önemlisi hani derler ya "severle ama birlikte yapamazlar" Cihangir ile Melisa'nın aşkı da aynı öyle olacak zannettim hep...
Birbirlerini çok yıprattılar, çok kırdılar ve sonunda mutluluğa erdiler. Mutlu sonları severim normalde ama hiçbir kitaptaki mutlu son bu kitaptaki kadar beni tatmin ve mutlu edemedi...
Bir an için yaşananları ben yaşıyormuşum gibi hissettim ve Melisa'nın Cihangir'i kırmasında ben kırıldım, söylenen laflar sanki bana söylendi terk edilen sanki bendim ve hepsinden önemlisi sanki Lori'nin sözleri sanki Melisa yerine beni yaraladı... Neden bu kadar kapıldım bu kitaba bilmiyorum. Ama yaşananlar gerçekçi geldi bana...
Melisa'nın neden bebek konusunda bu tutumu sergilediğini hiç anlamamıştım ama nedenleri okuyunca... hak vermemek kesinlikle imkansız. Ki katılıyorum da. Her bebek anne ve babasının yanında büyümeli.

Cihangir'in de Melisa'nın da tanıştıklarından beri geçen süre zarfında yapılan hatalar, söylenen sözler ve yaşanan mutluluklar o kadar gerçekti etkilenmemek de elde değildi. Çünkü genelde bütün sevgililerin bir yerde yaptığı hatalardı bunlar.

Bütün bunların yanında Cihangir ve Melisa arasındaki sohbetlerde çok eğlendiğimi söyleyebilirim özellikle daha ilk tanıştıkları zamanlarda ve Demet... Ahhh Demet... herkesin Demet gibi bir arkadaşa ihtiyacı var bence. Gerçekten çaba harcadı ikisinin arasını düzeltmek için. Gerçi başardı da ;)

Belki okuyan herkeste Lori'ye karşı bir kızgınlık oluşmuştur bilemem ama ben ona da hak veriyorum sonucunda bir yerde seven bir kadının davranabileceği gibi davranıyordu. Her insan sevdiği kişiyi yanında ister o da istedi. Şanssız olduğu taraf ise yanlış insana aşıktı.

Kitabı genel anlamda beğendim. Dediğim gibi favori kitabım kendisi.


Kitabın konusunu aşağıda belirtmiş bulunuyorum:

"Pembe romantiğimiz vefa enver’den yepyeni bir roman daha!
Hem de daha önce hiçbir yerde okunmamış yepyeni sonuyla… Eğer siz bahse girseydiniz ne kadar ileri giderdiniz? 
Cihangir bahis oynamaya bayılıyor… hayır bu işi değil, daha çok hobisi. Melisa ise şarkı söylemeye bayılıyor… hayır onun işi de şarkıcılık değil ama olsun istiyor. Bunun için çalışırken garsonluk yapıyor fakat ailesinin bundan haberi yok! 
Çünkü onlar bu iş için fazlasıyla zengin...
Cihangir'in hırsları var, melisa'nın da korkuları!
Demet ve Cengiz de var romanda. ne zaman işler karışsa onlar devreye giriyor. onlar da kim mi? 
Hepsini keşfedecek ve bunu yaparken de çok eğleneceksin!
Bahse var mısın?
"

0 Sherrilyn Kenyon - Aşk Kölesi



Aşk Kölesi, benim adıma okumamın biraz zor olacağını düşündüğüm bir kitaptı aslına bakarsanız. Çünkü kitabın içeriğini oluşturan Yunan Tanrıları ve mitolojinin pek de ilgimi çeken bir alan olduğunu söyleyemeyeceğim. Ama Aşk Kölesi, beklediğim gibi insanı sıkan detaylı mitolojik bilgilere boğulmuş bir kitap değildi. Aksine bana son derece sade gelen ve herkesin mitoloji hakkında bir profesör kadar bilgi sahibi olduğu düşünülüyormuş gibi yazılan romanlardan çok daha farklı, bunu kitaba çok yakışan bir biçimde uyarlamış bir yazarın ellerinden çıkma bir eser. :)

Kitabın gerçekten sizi güldürecek kısımları da azımsanamaz üstelik gerçekten komik. Mesela en başta Julian ortaya çıkınca Grace'in yere düşmesi ve ona atıp kendini korumak için bir şeyler ararken eline gelen en işe yarar şeyin pembe pofuduk terlik olması gibi :) 

Ama bunun haricinde işlenen Julian'ın acıları kesinlikle herkesin yüreğine dokunabilecek cinsten. Kitabın içindeyken yaşadıkları, hissettikleri... Düşünmesi bile insanın derin bir nefes almak istemesine neden oluyor. Tüm bunlara rağmen Grace için korkularıyla yüzleşmek zorunda kalması ve nihayetinde de sırf onu inciteceğini düşündüğün için kendi cehennemine kendini hapsetmesi... O kadar çok gözlerimin dolduğu yerler oldu ki kitabı okurken. Julian'ın çocuklarından bahsettiği tek paragraf bile herhangi birini ağlatabilir bana kalırsa.

Julian'ı ve Grace'i kesinlikle seveceksiniz, ben çok sevdim ve tekrar okumak için sabırsızlanıyorum açıkcası. Ama şunu söylemeden geçmeyeyim, +18 bir kitap. Bazen bana kitabı bıraktıracak derecede +18 e giren yazarlar oluyor ama öyle değil, insanı rahatsız etmeyen bir anlatımı var.

Benden herkese tavsiyedir. Kesinlikle seveceğinize inanıyorum. Zaman zaman güldürüp zaman zaman ağlatsada her daim kitabın içindesiniz.

Konusu ise şöyle;
Aşk her şeyin ilacı olabilir ama iki bin yıllık bir laneti ortadan kaldırabilir mi?

Sevgili okuyucularım,
Bir kadınla yatak odasında hapis kalmak muhteşem bir şey. İki bin yıldan uzun bir süre, yüzlerce yatak odasına hapsedilmekse pek hoş değil. Sonsuza kadar bir kitabın içinde aşk kölesi olarak kalmakla lanetlenmek, Spartalı bir savaşçıyı bile mahvedebiliyor.
Bir aşk kölesi olarak kadınlara dair her şeyi biliyorum. Onları nasıl etkileyeceğimi, onlara nasıl dokunacağımı ve en önemlisi, nasıl zevk vereceğimi… Fakat Grace Alexander’ın fantezilerini gerçekleştirmek için dünyaya çağrıldığımda, beni bir aşk kölesi olarak değil, azap dolu geçmişe sahip bir erkek olarak görebilen bir kadınla ilk kez karşılaştım. Beni yatak odasından çıkarıp bana dünyayı gösterme zahmetine giren bir tek o oldu. Bana tekrar sevmeyi öğretti.
Ama ben sevmek için yaratılmadım. Ebediyete kadar sevgisiz kalmakla lanetlenmiştim. Bir komutan olarak uzun zaman önce cezamı kabul- lenmiştim fakat sonra yaralı kalbimin, yokluğuyla yaşayamayacağı Grace’i buldum. Peki, aşk her şeyin ilacı olabilir mi? Bir laneti kırması gerçekten mümkün mü?
Makedonyalı Julian

0 Vefa Enver - Bunu Sen İstedin! ( Çocuk da Yapamadım Kariyer de #2)





Öncelikle yorumumu okuyacakları uyarayım kitap içeriğine giriyorum.

Her güzel şeyin niye sonu olur anlamıyorum. Bitmesini hiç istemediğim kitaplardandı. Özellikle uzun zaman sonra okurken unuttuğum hisleri yaşatırken bitmesi hiç iyi olmadı.

Ahu'nun Can'la evlilik hayatı çok eğlenceliydi. Duygularındaki inişler çıkışlar, alınganlıklar, kuruntular ve sebepsiz yere yarattığı stres... Çok güzeldi. Çok gerçekçiydi. İlgi bekler tavırları, Can'ı kıskanmaları ve adamın burnundan getirmeleri, sabrını sınamaları ve bütün bunların yanında hormonlarındaki değişimler... Bazı yerlerde itiraf etmek gerekirse kahkaha attım bazı yerlerde sinir oldum. Can iyi sabırlı... Aşk bu olsa gerek  Ahu ve Can ilişkisinde ise balkonda otururken birbirlerine sarf ettikleri şu cümleler çok romantikti.

Ahu "Sana geri döndüm..." dedi. Kocası karının bedenini daha sıkı sararak karşılık verdi. "Ben de hep bekledim."

Aslı ise bambaşka bir dünya... O kadar güvensiz ki böyle bir insanın yaşayabilmesi bile tuhaf geldi. Hakan ile ilişkisinde bile bu güvensizlikleri bu seviyeye getirdi. Gerçi Hakan'da gerçekten seviyormuş. Sonunda "kalman için ne yapmam, ne söylemem gerekiyorsa yaparım. Lütfen..." demesi işte adamın gerçekten sevmesinin kanıtı. Hakan gibi erkekler var mı dünya da tereddütlüyüm eğer varsa bulmak gerek

Sibel... Sibel'e diyecek bir şey yok... Düğün günlerinden kitabın sonuna kadar olaylı bir evlilik. Resmen bir rahat yüzü göremedi kızcağız. Gerçi kaşındığı ve hak ettiği noktalar vardı ama neyse. Baran'ın Sibel'e vurup, karısı dahi olsa ona tecavüz edercesine sahip olması öfkemi tavan yaptı. İnanılmaz sinirlendim ve sinirimden kitabı masaya bırakıp sakinleşinceye kadar elime alamadım. Gerçi Vefa Hanım'ın da yardımıyla sakinleşip düşündüğümde evet Baran'ın da haklı olduğu taraflar vardı yine de... Ne bileyim sinir etti işte beni. Çiftlikte attan düşmesinden sonra Baran'ın hastaneye gelişi ve Sibel'e karşılaşması çok romantikti. Vay be Baran sevgisini gösterdi dedim. Aslında adam başından beri gösteriyordu ya neyse  Tamam olaylar düzeldi hadi her şey yoluna girdi dedim Baran vuruldu. O satırları okurken zaten dudaklarımı yemişim  şimdi çok acıyor... Ama onlar da mutlular artık. Üstelik Sibel'de hamile. Daha en olsun tam Baran'ın istediği şey.

Sibel Baran ikilisinde hoşuma giden konuşmalar vardı onları belirtmem gerek...

Sibel'in Harmes çantanın değerini anlatmak için Baran'a verdiği örnek çok güzeldi. Tam bir erkeğin anlayabileceği şekilde

"Düşün, harika bir arsa görüyorsun. Deniz kenarında muhteşem. Üstüne çok sayıda ultra lüks villa inşa etme şansın var. Ve bu arsanın peşinde pek çok inşaat şirkedi daha var. Ne hissedersin?"
"Oraya ben sahip olmak isterim."
"Aynen. İşte öyle bir his."
Baran dişlerini göstererek sırıttı. "Ah şimdi çok iyi anlıyorum. Neden daha önce söylemedin? Bu çantaya yatırım yapmanın, tıpkı bir arsaya yatırım yapmak kadar karlı olacağını."

Kahkaha attım bu satırlarda    Ve bir de Baran hastanede kendine geldiğinde Sibel'e söyledikleri gülümsetti beni. Çok tatlı adam bu Baran ya

"En büyük desteğin... her zaman ben olacağım." 

Vee bir de Nazlı&Kadir cephesi var. Onları es geçmek mümkün değil. Aslı diyordu yanılmıyorsam ikinci Baran&Sibel vakası aynen öyle vallaha. Sadece sanki Nazlı Sibel'den daha kurnaz çünkü biraz Kadir'i parmağında oynatıyor gibi. Gerçi evlendiklerinde nasıl olur bilemem ama  Herhalde Baran ve Kadir'in annesi ikinci bir Sibel modelinde gelini kaldıramaz ve devam kitabında yüksek tansiyondan gider...

Çok beğendim çok güzeldi kitap. Kah eğlendim güldüm kah sinirlendim kızdım saydırdım kah romantikliğin içinde tebessümle okudum.

Serinin kitapları sırasıyla aşağıda yazıyor:

Kitabın konusunu aşağıda belirtmiş bulunuyorum:

"Aşkın tüm coşkusunu hissedeceğiniz tutku dolu yeni bir romantik komediye hazır mısınız? Okurlarını özlediği karakterlere kavuşturacak olan Vefa Enver'in okumaya ara vermeden son sayfasına ulaşacağınız yeni romanı...Bunu Sen İstedin! 
Ne dilediğinize dikkat edin çünkü gerçekleşebilir. Onlarınki gibi tutku dolu bir aşk yaşarken bir kadın ve bir erkeğin tek dileği olabilirdi. Sonsuza kadar birbirlerine ait olmak. 
Sibel hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark ettiğinde Baran ile evlenip onun soyadını almıştı bile..."

0 Vefa Enver - Not: Seni Sevmiyorum



Öncelikle hayalindeki Brad Pitt'i bulmak için Amerika'ya okumak için gitmek isteyen kızlara şiddetle okumalarını tavsiye ederim. En azından sonunuzun ne olacağını görürsünüz. Gerçi Serkan gibi biri ile bir son olacaksa hiç de fena bir son sayılmaz ya neyse :P

Ela'nın ev arkadaşı Gözde, her zaman ki yapacağını yaptı ve Serkan&Ela ilişkisine burnunu soktu. Gerçi son seferinde daha başarılı oldu ama neyse. Gözde'ye kızmak pek mümkün değil çünkü onları tanıştıran da mutlu sona ulaştıran da kendisi oldu.

Kitabın arka kapağında okuduğumda Ela'nın hep Efe ile beraber olmasını bekledim ve Serkan'la olması çok şaşırttı. Serkan'ın iyi biri olduğunu tanıştıkları zaman aşk acısı çekerken omzunda ağlaması regl döneminde dondurma getirmesi falan filandan belliydi. Daha başta kanım kaynamıştı Serkan'a...

Her neyse, kitapta özellikle hoşuma giden yerler vardı bunları belirtmek istiyorum. Dikkat edin kitap içeriğine giriyorum. ;)

İçki ve vida yazan cümleyi çok sevdim  gerçekten tam yerinde bir tanımlama olmuştu Ela'nın durumu için.

"Bugün yaşanan tüm güzelliklerin diyetini bir yıl sonra gözyaşlarımla ödeyeceğimi bilerek atıveriyorum bir kez daha kendimi ateşe. Gönüllü yanıyorum onun dokunuşlarıyla." acı çekeceğini bile bile aşka atılmakla ilgili daha güzel tanımlanamazdı herhalde... Çok güzeldi bu cümleler çok hoşuma gitti.

"Gözlerindeki bir şey bana cenneti vaat ediyor. Belki de cehennemi..." bu iki cümle aslında Serkan&Ela arasında gelişen bütün olayların özeti gibi...

"Aşk böyle bir şey olmalı diye düşünüyorum. Birbirini tamamlamak, her ne olursa olsun devam etmenin bir yolunu bulmak..." işte bu da çok güzel bir aşk tanımı... Her ne kadar kesinlikle doğru diyeceğim bir aşkı yaşamamış olsam da okuduğum ve gördüğüm kadarıyla evet bunun gibi bir şey diyebiliyorum..


Kitabın konusu ise aşağıda belirtilmiştir.

"Vefa Enver'in tüm romanlarında olduğu gibi bu kitapta da eğlenceli bir çifti okumaya hazır olun. Tabii kitap bittikten sona da başlarına neler geldiğini merak edeceğiniz arkadaşlarını da... 
Denize düşen yılana sarılır derler ya, Ela için de durum aynen buydu!Düştüğü sıkıntıdan kurtulmanın en iyi yolu zengin ev arkadaşı Gözde'nin eşcinsel kuzeni ile anlaşmalı evlilik yapmaktı, kulağa çok kolay geliyor değil mi?Ama bu planın tıkır tıkır işlemesine iki engel vardı, ilki damadın kuzeni Efe, ikincisi damadın ta kendisi...Damadın eşcinsel olmadığını keşfetmek, Efe'ye âşık olduğunu keşfetmesinden daha sancılı olduysa da, maalesef her iki konuda da eli kolu bağlıydı, o da mecburen çözümü kaçmakta buldu! Düğün gecesi, nikâhtan tam önce!Neredeyse başarıyordu da... tabii eğer Efe'nin arabası ona çarpmış olmasaydı! Sonra ne mi oldu? Öğrenmek için okumalısınız!Olaylar anlattığımızdan daha karışık değil, ama kesinlikle daha komik.Okurken eğleneceksiniz, orası kesin!Ama siz siz olun sevgilinize ondan ayrıldığınızı bir post-it ile söylemeyin!"

0 Vefa Enver - Beni Buna Zorlama



Koray'ın ilk başlarda Zeynep'i almaya gelmesini ve onunla ilgili satırları okurken öz babası olduğundan şüphelendim. Ama babası değilmiş onu anladım. Gerçi tutumu hep bu yönde olmuştu ama yanıldım. Bu kısımda şaşırdım aslında ve Zeynep ile Buse'nin arasındaki kardeşlikte çok güzeldi. İmrenilecek derecede. Normalde Buse kabul etmeyebilirdi ve istemeyebilirdi ama hemen anlaşıp kaynaştılar. İşte çocukluk art niyet olmuyor hiç. :)

Beni özellikle şaşırtan satırlar Zorlu=Alihan eşitliği oldu. Beklemiyordum ve "hadi canım" diye tepki verdim. Başlarda her ne kadar sevmemiş olsam da garip bir şekilde kanım kaynadı Zorlu'ya ve sevdim onu, Zeynep'in de açıklama yapmasına izin vermeden yargılamasına da kızdım ve sinirlendim (çaktırmayın muhtemelen bende Zeynep gibi tepki verirdim).
Buse & Kaan ikilisine değinmeden olmaz... Gerçekten Buse ayakta alkışlanacak kadın bende hayatımda onun kadar ne istediğini bilen birine görmedim. Sonunda onu elde etti ve hak ettiği mutluluğu aldı.
Zeynep & Zorlu ikilisinin ilişkisinde de Doruk ve Beren için üzüldüm. Sonucunda onlar da bir yer terk edildiler...  Aslında onları da ben evlendireyim. Ahh bir de "öküz tren" sohbetinin olduğu sayfaları okurken koptum... Zorlu'nun benzetmelerine karşılık sayfayı bir çevirdim Zeynep öküz tren benzetmesini yaptı ve kahkahalarla güldüm. Harikaydı!


Kitabın konusu aşağıda belirtilmiştir.


"Vefa Enver... romantik komedinin kraliçesi, önce kitap'ım da tabii, bu kitap da daha önce hiçbir yerde okumadığınız romanı.
kitapta neler mi oluyor?
Buse kaan'ı, Zeynep işini, zorlu ise erkeklere aşk oyununu öğretmeyi seviyor... "aşkın seni yönetmesine izin verme, sen aşkı yönet!" diyen Zorlu'yu ise asistanı Melek yönetiyor.
Zeynep işine düşkün, Buse'nin olağanüstü güzelliği yanında kendi güzelliğinin pek de farkında olmayan bir kadın, zorlu aşkının peşinde koşmayı bilmeyenlere akıl veren bir adam.
Evet, evet... ikisi de zengin, ikisi de tanınmış ailelerden geliyor. ah tabii Buse var bir de... Zeynep'in kardeşi, yani aslında kuzeni.
karışık gibi görünüyor değil mi?
Okuyunca çözecek, çözerken de eğleneceksiniz. Ve biliyoruz ki yeni Vefa Enver romanını da çok seveceksiniz.
"




3 Attila Şanbay - Aynadakiler


Bir Türk yazardan beklenenin ötesindeydi kitap bence. Her ne kadar Türk isimlerine fantastik olayları henüz yakıştırmakta zorlanıyorsam da okumak güzel ve zevkliydi. Başlarda okurken tüylerim ürperdi hatta yarım bırakmalımıyım acaba diye de düşündüm. Çünkü biliyorum huyum, aynaya bakmaya korkacaktım bir süre ama inatla okumaya devam ettim. İyi ki devam ettim dedim. Evet başlarda ürperdim belki ama kitabın yarısından sonra da ayrı bir merak ve heyecanla okudum. "Ne olacak, ne yapacaklar, başaracaklar yoksa kaybedecekler mi?" heyecanıyla okudum kitabı.

Sonu tahmin ettiğim gibi değildi. Volkan'ın başından geçenler kitabın sonunda içimi burktu. Zümrepaşa Köşkü'nde olanları okumak gerçekten üzücüydü. Ama son sayfayı, İstiklal Caddesi'ndeki kısmı okuyunca da "hadi be!" dedim. :) Böyle bir son beklemiyordum kabul. :)

Volkan'ın iç sesi ile çok eğlendim. bazı satırlarda güldüm bile. Kitabın gerilimini biraz hafifletmişti bu iç ses ve ben bu yüzden çok sevdim. Biraz takıntılı olduğum düşünülürse iç ses olmasaydı uzun süre aynalara psikopat gibi bakardım da içinde bir şey görebilecek miyim diye :)

Kitabın içindeki iki şiirde çok güzeldi. Gerçekten o ana uygunlardı ve daha fazla duygu katıyorlardı. Ama özellikle son şiir, "Bir Meleğe" çok hoşuma gitti.

Sonsöz'de yazarın yazdıklarından anladığım kadarıyla araştırarak yazılmış. Bazı bilgiler gerçeğe dayalı. İşte bu gerçekten emek verildiğini gösteriyor. Bu da tabi kitabı ayrı bir güzel yapıyor.

Okumayanlara okuyun derim. Değişik, ilginç, heyecanlı ve biraz da gerilim yüklü bir kitap. Ahh bir de fantastik kategorisini unutmamak gerek. Ben sevdim ve gelecekte bir gün muhtemelen bir daha okurum diye düşünüyorum... Kitaptaki benzetmeler, betimlemeler harika olduğunu ve bazı yerlerde de anlayana güzel mesajlar verdiğini de köşeye sıkıştırayım.

Kitabın konusunu ise arka kapak yazısından yazmak istiyorum.

"Dosyasını yayın evlerinin beğenisine sunmaktan bıkkın şair Volkan Güzey, açıklanamaz olaylarla kendi gerçekliğini yitirmektedir. Kaçırılıp götürüldüğü yitiklikte bambaşka bir hayatın içinde tanıştığı Melodi, ona bilmesi gerekenleri anlatır. Bu dünyadaki yansıması Volkan'a aslında kim olduğunu ve nerede olmak istediği konusunda çelişkiler yaşatacaktır.Aynaların gerçek sırrını, en büyük kötülüğün bile küçücük bir aynadan geçebileceğini ve güzeller güzeli Melodi'nin ondaki etkisini anladıkça Volkan'a şaşkınlığı büyür.
Eğer Kötülük Ekspresi makas değiştirip, o gün sizin hayatınızın içinden geçmeye karar vermişse, yapabileceğiniz tek şey her vagonun son vagon olması için dua etmek olur ve bana inanın, bu ekspres, yük trenlerinden bile daha uzundur.O gün Kötülük Ekspresi, Volkan Güzey'in haatından geçiyordu. Daha doğrusu, aynı anda pek çok kişinin hayatından...


1 Vefa Enver - Çocuk da Yapamadım Kariyer de (Çocuk da Yapamadım Kariyer de #1)


Yorumuma başlamadan önce söylemeliyim ki kitap içeriğinden biraz fazlaca söz etmiş olabilirim. Ama yorum başka nasıl yapılır ki değil mi ;)

Yorumuma kitapta gözüme çarpan detaylara değinerek başlayacağım. Öncelikle, emniyet şeritlerinin kullanılması ile ilgili olan satırları çok büyük bir keyifle okudum. Özellikle İstanbul trafiğinin bu durum vazgeçilmezi iken kitapta bunları görmek kitabı daha çok gerçekleştirdi gözümde. Aslı'nın, Ahu'nun ve Sibel'in mevsim eşleştirmeleri başka hoş detaylardan biriydi. Üç farklı karakter aynı zamanda üç yakın arkadaş. Tam anlamıyla günlük hayatta denk gelinecek bir şey. Herkesin arkadaş grubunda görebileceğimiz durumlar. Ayrıca kitapların bölüm aralarındaki emziklerde bir o kadar şekerdi.

Ahu'nun hamileliğini öğrendiğinde Can'ın verdiği tepki, Ahu'nun yaptığı seçim ve birbirlerinden uzaklaşmaları çok acıydı. Bana göre hata Ahu'daydı çünkü Can'ın fikrini sorma gereği duymadı. Ama neyse ki Can'ın değerini anladı. Hazır Ahu ile başlamışken devam edeyim. Ahu'nun babasının cenaze kısımlarını okurken nedense çok içerledim. Yani, babam benim için bir tane. Dünya'da tek vazgeçemeyeceğim erkek ve o an sanki benim canım gitmiş gibi hissettim. Bu konudan daha fazla bahsetmeyeyim tüylerim diken diken oluyor. Can'ın aslında Ahu'yu aldatmasında biran için misilleme sezdim. Canımı acıttın bende seninkini acıtıyorum tarzında. Ama bedelini yine kendi ödedi. Kredi kartının limitini doldurmaları ve Can'ın bunu öğrenmesi harikaydı. Çok güldüm. Ayrıca hazır Can demişken Serkan'ı çok sevdim ve kesinlikle o bizden biri. Çaktırmayalım ama ;)

Sibel, bambaşka bir alem. Hele onun kırosu Baran... Teknik olarak Baran tam Sibel'e göre. Gerçekten tencere kapak meselesi. Birinin Baran'ın ağır ağabeyliğini, mafya babası tavırlarını hafifletmesi gerek ve birinin de Sibel'in hoppalığını, umursamazlığını durdurması. Birbirlerini çok güzel dengeleyen harika bir çift. Ayrıca Baran'ın Sibel'e sonunda yaptığı jest... Yemek, hediyeler, sürprizler ve teklif... Çok romantik. Tabi yarım almış olmasını unutalım şimdilik ;)

Aslı ise... Metin'den ayrılmasına çok sevindim. Gerçi atlatması biraz sürdü ama... Hakan Bey'in Hakan olma safhalarına bayıldım hele o sabah Hakan'a bir şey hatırlamıyor numarası harikaydı. Tabi Hakan'ın da kahve sözüm vardı işe kahve demedi de. Ondan önce de Hakan'ın "Kadınların takip ettiği, erkeklerin çok da ilgisini çekmeyen kitaplar" tanımı direk olarak "aşk romanları" diye cevaplaması çok hoştu. Teknik olarak da doğru ya neyse! Daha önce okuduğum hiçbir tanıma benzemiyordu ve bunu kullanacağım, biri bana sorarsa aynen bu cevabı vereceğim. Parti gecesi Hakan'la aralarında olanlardan sonra geldikleri nokta tam olarak heyecan vericiydi. Sanki ben Aslı'ymışım gibi heyecanlandım ama son sayfada Aslı'nın son kez dönüp eve baktığında ister istemez içimde bir burukluk oldu. Yani düşünsenize çok şey yaşadığınız yerden ayrılıyorsunuz. İyi ya da kötü anılar geride kalıyor...

Kitabı çok beğendim. Çok güzeldi. Üç farklı karakterin kendi hayatlarında yaşadıkları... Çok değişik geldi ve çok ilginç. Tabi altında da Ve imzası olunca da ayrı bir tat oldu.

Serinin kitapları sırasıyla aşağıda yazıyor:

Kitabın konusu şöyle;

"Kariyer de, çocuk da yapma hayaliyle yola çıkmış olan üç kız arkadaş, otuzlu yaşlarına geldiklerinde ikisini de beceremediklerini fark ederek dehşete düşerler. Bu gidişata bir dur demenin vakti gelmiştir ama nereden başlayacakları hakkında en ufak bir fikirleri de yoktur.

Gününü gün eden, gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren, seksi ve erkeklerin karşı koyamadığı Sibel, hayatını doludizgin yaşarken geride bıraktığı kırık kalpleri hiç umursamaz. Ama avcı av olunca işler değişir. Aslı ise Sibel'in tam tersine, ilişkilerinde bencillikten uzak ve son derece özverilidir. Ürkek güzelliği ve sevilmeye duyduğu ihtiyaç onun sonunda hep üzülen taraf olmasına neden olmaktadır. Ahu iş hayatında emin adımlarla ilerlerken, kim bilir kaç kişinin üstüne basarak başarı merdivenini tırmanmıştır. Hatta buna aynı evi paylaştığı sevgilisi Can da dahildir.

Kızların başlarda birbirinin aynısı gibi geçen, sıradan ama bir o kadar da komik olaylarla dolu günlük hayatları, kısa sürede arapsaçına dönse de, beklenmedik acı ve sıkıntıların içinden olgunlaşmış ve bir o kadar da güçlenmiş olarak çıkacaklardır."

27 Ağustos 2012 Pazartesi

0 Tahareh Mafi - Bana Dokunma


Bu kitabı kısa denebilecek bir süre önce okudum ve hala aklımda. Aslında "Mükemmel" ile "Olay akışı basit" yorumlarının arasında gidip geliyorum. Biraz farklı bir yorum olduğunu biliyorum ama bazı açılardan mükemmel bulduğum kitabın bazı noktaları basit gibi geldi diyebilirim.

Başlarda anlatımı biraz yorucu geldi bana ama daha sonra o anlatım tanıdığımız şekle dönüşüyor ve sizi içine çekiyor. Kitap boyunca merakınız taze kalıyor ve kesinlikle tek solukta okuyorsunuz. Şahsen ben çok sevdim. Özellikle Juliette'in yanlızlığı ve o yanlızlığa uzanan el, bana kitabı sevdiren nokta. Kitap gıcık bir bölüm sonu gibi, tam yerinde bitiyor.

Kitabın aşk boyutu da çok masum geliyor bana... Hiç kimsesi olmadığını düşünen bir kızın çocukluğundan beri aşık olduğu adama tutunması. Adamınsa onu inatla bırakmaması... Ayrıca normal aşk romanlarındaki gibi yoğun bir tutku değil işlenen. Sadece birbirinin yanında güvende hisseden iki insanın hikayesi bir nevi.

Kitabın bittiği yeri düşünerek bir seri olacağını umuyor ve diğer kitabı merakla bekliyorum :) Buyrun tanıtım;

Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı.
En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte.
Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kalan bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir.
Juliette karar aşamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi.
Tahereh Mafi, Bana Dokunma'da yürek burkan bir romantizmle distopya türünü bir araya getiriyor. Juliette'in iç dünyasını yenilikçi bir üslupla metnine yansıtan yazar, okurları Juliette'in zihninin içine davet ediyor.

0 Catherine Fisher - Incarceron


Ben uzun süredir, özellikle de Judith McNaught ve Julie Garwood ile tanıştığımdan beri Aşk Romanları okuyan birisi haline gelmiştim, taki Incarceron'u okuyana kadar.

Uzun zaman sonra ilk kez aşk teması olmayan bir kitabı bu denli bir ilgiyle okuyup, bitirene kadar bırakamadım. başlarda biraz sıkıcı gibi geldi. Karışıktı çünkü. Lord'ların, kıyafetlerin altına zorla giyilen korselerin, at arabalarının vb. olduğu bir zamanda tablet bilgisayarlardan ve çamaşır makinelerinden bahsedilmesi... Ama her şeyi anladıktan sonra hikaye sizi tam anlamıyla içine çekiyor. Hatta sonlara doğru bir yerde öyle kaptırmışım ki kendimi, annem odaya girip bana seslenince odada oluşuma şaşırdım. Kendimi Incarceron'un içindeymiş gibi hissediyordum.

Kitapta Finn ve Keiro'nun arkadaşlıklarını görüyorsunuz ve 4 kişilik bir grup olarak yola çıkıyorlar. Kitabın belki de en büyük karmaşası Finn'in etrafındakilere ne kadar güvenebileceği. Yazar öyle bir anlatmış ki bazen arkadaşlıklarından, kişiliklerinden ve amaçlarından endişe ediyor insan. Ve o karmaşa kitap boyunca merakınızı taze tutuyor.

Ayrıca canlı hapishane de gerçekten ilgi çekici. Yaşadığınız dünyanın sizi sürekli olarak izlediğini ve hoşuna gitmeyecek bir şey yaptığında sizi cezalandırıp acınızla dalga geçtiğini, size kahkahalarla güldüğünü hayal edin...

Okumayan herkese tavsiyedir.

Kitap tanıtımı;
Bir hapishane hayal edin: Öyle büyük ki içinde hücreler ve koridorlar, ormanlar, şehirler ve denizler var. 
Bir mahkûm hayal edin: Belleği yok, Dışarı`dan geldiğine emin, oysa Hapishane yüzyıllardır kapalı ve şimdiye kadar oradan kaçabilen yalnızca tek bir kişi var.
Bir kız hayal edin: Bir malikânede, zamanın yasaklandığı bir toplumda yaşıyor; bilgisayarlarla yönetilen bir 17. yüzyıl dünyasına kapatılmış, istemediği bir evliliğe mahkûm, hem korktuğu hem de gerçekleşmesini arzuladığı bir suikast komplosuna karışmış. 
Biri içeride, diğeri dışarıda... Ama ikisi de tutsak. 
Incarceron`u hayal edin.
Hem ürkütücü hem çok çekici ve bağımlılık yaratacak yeni bir serinin başlangıcı.
"Dikkat çekici bir fütürist roman, nefes kesici bir tempo, zekice kurgulanmış bir olay örgüsü ve her iki mekânın tasarımında harika detaylar... Zamanlaması mükemmel, şaşırtıcı olaylar ve muhteşem bir son. Kesinlikle okunmalı."
-The Booklist-

7 FMArsal - Seni Sevmek İstemedim


‎"Seni Sevmek İstemedim" benim için kelimelerle ifade edemeyeceğim kadar çok sevdiğim kitaplar arasına girdi. Kitapta sadece romantik bir aşk hikayesi haricinde harika dostluk ilişkilerinin ve biraz da heyecanlı intikam almalarında bulunmasının bunda payı var... 

Pınar'ın başından beri çanak tutmasına ve hamile kaldığında Doğan'a aldığı tavırlara gerçekten çok sinirlendim. Adamı çok kırdı. Kırmakla kalmayı ezip geçti bir de. Yani sözleri yenilir yutulur cinsten değildi sonra benimle niye ilgilenmiyor. İlgilenecek ne bıraktın ki geriye. Doğan'sa kelimelerle ifade edilemeyecek bir adam. Harika, ne istediğini bilen, başarılı, kararlı yakışıklı, atletik vücutlu ve zorba... Dehşet bir karışım. Okurken öldüm bittim... ♥ Erdem'den nefret ettim ve Deniz'den hoşlandım. Sonucunda Deniz sayesinde onlar birbirlerini tanıdılar değil mi ;) 

Pınar'ın dediği bir laf var "Nefret ettiğim bir adama aşık olacak kadar karaktersiz değilim. Zaten bu zevki sana da yaşatmam." bu cümleye kitabın sonunda sevdiğini itiraf ederken güldüm. Doğan'a bu zevki yaşatmakla kalmadı Pınar'ın da nefret etmediğini gördük :) 
Hele Pınar'ın doğum günü kutlamasında Tamer ve Natalia'ya kahkaha attım. Ayy Tamer çok eğlenceli. Ve aynı zamanda çok sadık dostlar da... Erdem'in Pınar'a yaptıklarından sonra bir olup yerini bulmaları çok güzeldi. O sayfaları sanki macera romanında bir kovalamacayı okuyormuş gibi heyecanla okudum. Ama en yürek burkan yer de Erdem'in dövdükten sonra Doğan'ın sözleri. Gerçekten gözlerim doldu orada... Doğan'ın ki de ne aşk dedim... 
Neyse ki Pınar'da akıllandı ve elindekinin kıymetini biledi. Kitabın sonlarına doğru olan çabaları güzeldi. Hele marketteki halleri ve evdeki ne işin var gitme durumları tam karı koca ilişkisiydi. 
Doğan'ın Tamer'le yaptığı senden büyüğüm bir santim uzun muhabbetine durumun ciddiyetine rağmen kahkaha attım. 

Kitapta Natalia Pınar'a hikayemi anlatırım sana dediğinde en azından "Nefretten Sonra" kitabı hakkında bir özet olur da okurum dedim ama olmadı. Nefretten Sonra'yı okumamış biri olarak benim için hala bir gizem olarak kaldı. 

Sizleri bilmem, ama benim okumaktan zevk aldığım Türk yazarlardan biri oldu FMArsal ve kitaplarını da seviyorum. 

Kitabın konusunu ise aşağıdan okuyabilirsiniz. 

"Kararlı bir adam istediği kadını ne kadar sürede elde edebilir?
Peki, çaresiz bir kadın nefret ettiği adamı neden sevmeye başlar? 
Onun harfleri çok şehvetli.   
Yetişkin okurlarımızın sabırsızlıkla beklediği Fatih Murat Arsal önce kitapta!
Yeşil gözlü gizemli adam o yaşına kadar pek çok güzel kadın görmüştü. Ama Pınar kadar güzelini, mücadelecisini, vahşisini görmemişti. Ve onu istediğine karar vermesi birkaç saniyesini almamıştı. Pınar ise bu uzun boylu ve tehlike kokan adam kadar cüretlisini hiç görmemişti. Ondan ilk andan beri hiç hoşlanmamıştı. Hoşlanması da gerekmiyordu. Ne yazık ki modern zorba onu istiyordu ve elde etmeye kararlıydı. Güpegündüz kaçırılacağına ise asla inanamazdı. Ailesini zor durumdan kurtarması karşılığında adam ona el koymuştu. bu adama karşı seçenekleri sınırlıydı. Ya evlenecek ya da bir süreliğine onun sevgilisi olacaktı."

1 Heidi Betts - Kördüğüm



Öncelikle kitabı okurken bazı benzetmelere güleceğinizin garantisini verebilirim ben çok güldüm bazı yerlerde.  Gerçekten eğlenceli satırları var kitabın. Ronnie ve Dylan arasındaki diyaloglar, atışmalar, iddialaşmalar o kadar güzel, eğlenceli ve biraz da gerçekçi ki kitabın akışına kapılıyor ve bittiğini son sayfaya geldiğinde fark ediyorsunuz. Ancak kitabın tutku dolu bir kitap olduğunu da söylemeliyim. Erotik satıları da vardı gerçi okurken benim gözüme batmadı çok fazla ama sevmeyenler rahatsız olabilir. 

Heidi Betts'in bir üçlemesinin ilk kitabı bu ve tavsiye ederim. Eğlenecek, gülecek, aşkı ve tutkuyu okuyacaksınız. 

Kitabın konusunu ise aşağıdan okuyabilirsiniz ;)

“Seksi ve eğlenceli. Karşı koymak imkânsız. Bayıldım!”Lori Foster
“Heidi Betts romantik öykülere seksi, yeni bir soluk getiriyor. Muhteşem!”Carly Phillips
“Neşeli ve benzersiz bir anlatım, çekici karakterler, akıcı diyaloglar bir araya gelip Kördüğüm’ün yılın en eğlenceli romantik hikâyesi olmasını sağlamış. Mizah ile erotizmi bir araya getirebilme yeteneği Heidi Betts’i günümüzün aşk romanı yazarları arasında üst sıralara yerleştiriyor.”Lisa Kleypas
“Yeni, ateşli, karşı konulamaz. Kördüğüm’ün her sayfasına bayılacaksınız.”Leanne Banks
Dylan Stone, Cleveland Herald gazetesindeki, Veronica Chasen’ın da başvurduğu işe kabul edilince iki gazeteci arasında amansız bir rekabet, köşe yazıları aracılığıyla sürdürdükleri bir savaş başlar. Birbirlerine bungee jumping veya rafting yapmak, dövme yaptırmak gibi konularda meydan okurlar, ilk pes eden yenilmiş sayılacaktır. Ama Veronica’nın son numarası, Dylan’ı belki de hayatının en zor işiyle karşı karşıya getirir. Victoria Dylan’ın örgü örmeyi öğrenemeyeceğini iddia eder.
Dylan babaannesinin bile yapabildiği bir şeyin kendisini korkutmasına izin verecek değildir. Bir atkı örecek, Veronica’nın her hafta toplanan örgü grubuna katılacak kadar cesurdur. Ancak insanın sinirine dokunacak kadar yakışıklı bir erkek olan Dylan örgü grubuna gelip bütün kadınları büyüleyince Veronica kendini çetrefilli bir düğümün içinde bulur ve bu düğüm aşka çok benzemektedir.
ÖFKELERİ SONSUZA DEK SÜRECEK MİYDİ?
YOKSA AŞK, HER DÜĞÜMÜ ÇÖZECEK KADAR GÜÇLÜ MÜYDÜ?

3 Heidi Betts - Seviyor Sevmiyor




Seviyor Sevmiyor, çok güzeldi. Çok beğendim. Gage'in de Jenna'nın da kendine göre haklı sebepleri vardı. Ama Gage hep haksız göründü. Onun açısından bakıldığında aslında haklı. Yine de orta noktada uzlaşmaları ve Gage'in korkularını yenmesi mutlu sona ulaştırdı.

Kördüğüm'de sırf çocuk yüzünden boşandıklarını düşünmüştüm ama bu kitapta anladım ki aslında çocuk sadece noktayı koymaya sebep olmuş. Aralarındaki olayları anlayıp da yorum yapabilmek çok daha güzeldi. Sonunda birbirleri ile boşanma sebebinin altındaki nedenleri açıklayabilmeleri ve bu konu üzerine düşündüklerini söylemeleri aslında tekrardan beraber olabilmelerine neden oldu. Bunun için Grace ve Ronnie'ye teşekkür etmeliler sonucunda plan olardan çıktı ah bir de çıkrık var :D O sihir çıkrıktan bir yünde biz mi alsak ne yapsak :)

Kitapta özellikle benzetmeler çok güzeldi. Çok yerinde ve duyuları tam ifade edecek şekilde yapılmıştı. Ve bir yerde birbiri ile iletişimi bozulmuş bir çiftin tek tek iletişim ilmiklerini atmasını okuduk. Aradaki eğlenceli sözlerde, olaylarda yanında bonusu oldu.

Yazarın kalemine esprili anlatımla aşkı eklemesi ve bunun yanında biraz da tutku, daha da alevli olmasını sağlamış kitabın.

Kitabın konusunu ise aşağıda belirtmiş bulunuyorum. :)


"Bu, ortalama bir aşk düğümü hikâyesi değildir.
Jenna Langan, ne istediğini bilen biridir ve bunu haftalık örgü grubundaki en iyi arkadaşlarıyla paylaşır. Jenna'nın istediğine sahip olabilmesi için herhangi bir erkeğe ihtiyacı yoktur, yalnızca bir tanesi dışında... Bir polis olan Gage Marshall ile olan evliliğinin kötü bitmesi, her zaman hayalini kurduğu bebeğe sahi

p olamayacağı anlamına gelmemektedir. Şimdi, Jenna'nın en sevdiği fuları, yarım kalmış bu hikâyenin kahramanlarını birbirine yeniden bağlamaya başlayacaktır.

Gerçek aşk karmaşıktır. İlmek ilmek örmek gerekir.

Beklenmedik bir baştan çıkarma eylemi kabul edilebilir bir cazibe oyunudur, peki ya damızlık olarak kullanılmak? Hayır, teşekkürler. Bebek sahibi olmamak için Gage'in kendince nedenleri vardır ve evliliklerinin bitmesinden bu yana fikrini değiştiren bir şey olmamıştır. Ta ki Jenna bu düşünceyi onun aklına sokuncaya kadar. Şimdi Gage, eski eşi Jenna'nın hamile olup olmadığını öğreninceye dek onun yanından ayrılmayacaktır. Dahası, birlikte geçirdikleri zaman arttıkça Gage'in tüm nedenleri de bir bir kaybolacaktır.

"Heidi Bettsin mizahla duygusallığı harmanlayan özel bir yeteneği var. Bu da onun çağdaş romantizm yazarları arasında yükselmesini sağlıyor."
Lisa Kleypas

"Leziz, eğlencel
i, romantik!"
Susan Andersen"

1 Julie Garwood - Yazgı


Selamlar :) Blogumuzun ilk kitap yorumunu paylaşacağım. Bunun için şu an "yeni" kategorisinde bulunan ve benim de çıkan her kitabını takip ettiğim bir yazarın, Julie Garwood'un kitabı, "Yazgı" ile başmak istedim.

Julie Garwood'u takip edenler bilirler: Onun kalemi gerçekten kuvvetlidir ve hikayesi bir anda sizi içine alıverir. Aslında bize yabancı olan bir milleti, İskoç'ları işler genelde ki ben artık kendimi İskoç tarihi hakkında az çok bilgili adledebilirim :P

Yazarımız için ayrıca bir başlık oluşturabiliriz belki de.

Gelelim Yazgı'ya.

Garwood takipçilerinin bu kitapta hayal kırıklığına uğramayacaklarını söyleyebilirim.  Öncelikle bilmeyenler için kitabın konusunu paylaşalım. 
"New York Times çok satanlar yazarı Julie Garwood'dan sürükleyici bir hikâye, kalbinizi ısıtacak karakterler... 
Leydi Madelyne acımasız ağabeyi Baron Louddon'ın zalimce planlarının cezasını çekmektedir. Kurt olarak bilinen Baron Duncan intikam ateşiyle Louddon'ın arazisine adamlarını saldığında genç kızı esiri olarak kaçırır. Fakat bu mağrur güzeli tanıdıkça onu hayatı pahasına koruyacağına dair and içer. Zamanla her ikisi de birbirlerine karşı koyamazlar ancak Madelyne lordu gibi cesur ve bir kurt kadar güçlü bir şekilde onuru için mücadelesini sürdürmeye devam eder. 
"Tek kelimeyle büyüleyici." 
Romantic Times"
Gördüğünüz gibi konu tam olarak Garwood tarzı.


Doğrusunu söylemek gerekirse Yazgı, benim beklentimin altındaydı. Ama beklentilerim de epey yüksekti belirtmek isterim. Kitabı öncesinde araştırdığımda sürekli olarak: "Harika, çok iyi, en iyisi" gibi yorumlar okuyunca ben de bugüne kadar yazılmamış bir şey beklemiş oldum sanırım :D Beklenti olayına bir kenara koyarsak Garwood yine kalemini konuşturmuş derim. Bu kadının romanlarında en sevdiğim şey hiç boşluk olmaması. Her şeyin, her karakterin mutlaka bir yerde devreye gireceği bir yer geliyor ve bunu gerçekten çok seviyorum. Kitabı okumayanlar için  söyleyeyim. Benim gibi uçuk beklentilere girmezsiniz kitap gerçekten harika ve okunmaya değer. Oturduğum andan sonra bitirmeden başından kalkamadım. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim  Kitap içeriğine gireceğim. Kitabı okumayanlar o kısmı okumasın derim... Baya detaya inebilirim çünkü. Ama öncesinde kitabı okumayanlar için de bir not düşeyim: Eğer siz de benim gibi Garwood'un İskoç karakterlerine vurgunsanız ve bu kitapta da bir İskoç karakter bulacağınızı sanıyorsanız, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Çünkü karakterlerin tamamı İngiliz.

Bu noktadan sonra kitabın içeriğine değineceğim... Bu bir nevi "Spoiler" uyarısıdır. :)

Kitap içeriği

Şimdi, Duncan karakterini sevdim mi sevmedim mi anlayamadım. Her zaman ki Garwood erkeklerinden biraz daha yumuşak başlıydı. Ben alışmışım Garwood'un höt söt erkeklerine, bu yüzden yadırgadım. Bir de zaten kitapta İskoç olmadığını öğrenince ciddi hayal kırıklığı yaşadım. "Dövesim geldi seni Garwood. Ne yapcan sen İngilizleri, yazsana İskoç"  dedim içimden. :D

Ayrıca Madelyne'nin yaşadıklarına hüzünlendim cidden. Yani sürekli istenmeme, değersiz görülme psikolojisiyle büyümesi... Ama Duncan'uın yanında ele avuca sığmaz hallere girmiş olması ve güvende hissettiği için böyle davranması gerçekten çok güzel bir detaydı. O kurt olayını bekliyordum. Garwood'un onu sona sakladığını tahmin etmem çok zor olmadı çünkü ben olsam ben de öyle yapardım.

Adela'ya cidden çok üzülmüştüm ama Madelyne'e bu kadar kolay alışmasını beklemiyordum. O çok kolay boyun eğdi ve ben epey şaşırdım  Ama Gerald'ın devreye girmesi cidden hoştu.  Yatmayacakları için söz vermesine üzüldüm, yazık adama :P

Bir de şu rahip olayı var. Adam Madelyne'e tam olarak ne yaptı anlamadım valla. Garwood o kısımları gönülsüz yazdı herhalde... Ben bir de Madelyne'nin gözünden anlatımı bekledim ama orada bir karmaşa vardı doğrusunu söylemek gerekirse.

Kitap içeriği

Neyse efenim. Çok konuştum ki Garwood'da bu kadar söze gerek yok. İşin özü: Çok çok büyük bir beklentiye girmezseniz eğer. Kitap gerçekten harika.

Julie Garwood bir roman yazdıysa o roman okunur




0 Önce Tanışalım

Merhabalar...

Ben Çiğdem.

Bu kadar ayrıntı yeter, sadede gelelim :P

Bu bloga bir şekilde gelmişseniz, beni anlayabilecek kişiler olmalısınız. Okumayı seven, gerçekten seven insanlar. Roman okumak benim için bir tutkudur. İlkokulda başlamış, hala devam eden bir tutku.

Kitabın pek çok türlüsünü okumuşumdur. Tarihi, manevi, hayatın içinden, esprili, roman, şiir kitabı vs. vs. Ama bir kaç yıldır, özellikle roman okumak, benim için bir vazgeçilmez haline geldi. Elime aldığım romanları genellikle o gün içerisinde bitiririm. Ve ne düşündüğümü birileri ile paylaşmak isterim hep :)

İlk yazılarım kaç kişiye ulaşır meçhul. Belki de kendime yazıyorumdur :) Ama zaman içerisinde birbirimize, okuduğumuz kitapları anlatacağımızı umuyorum. Böylece blogum da bir işe yarar değil mi? :)

Sevgiler...


***

Merhabalar,
Bende başka bir kitap kurdu İnci.

Amacım kendimi tanıtım göstermekti. Çiğdem'in dediklerine katılıyorum :) Ve bir ekleme yapıyorum bence blog işe yarar ;)

Ayrıca benimde en büyük tutkum kitap okumak. Ve düşüncelerimi özgürce paylaşmaktan ve iyi kötü yorumlarımı paylaşmaktan da her zaman zevk almıştım. Bunu burada devam ettirmekten de zevk alacağım.

Kitaplar hakkında tartışmayı severim. Herkesin sevdiği ve sevmediği yerler farklıdır ki  bunları bizlerle paylaşabilirsiniz. Yorumlarınızı her daim zevkle okuruz. Umarım sizlerde bizim yorumlarımızı zevkle okursunuz. :)

Sevgiler... :)