30 Eylül 2013 Pazartesi

0 Lucy Kevin - Düğün Hediyesi


Arkadya'dan çıkan ve kapağı ile al beni oku diye bağıran kitap "Düğün Hediyesi" bitti. Cidden romantik bir film tadındaydı ve bir günde oturup bitirebileceğiniz kadar akıcı ve kısacık sıcacık bir hikaye gibiydi. 

Lucy Kevin ile bu kitapla tanıştım ve kaleminin hafif ve akıcı olmasını sevdim ve daha çok sevdiğim kısım ise hemen her şeyi tatlıya bağlamasıydı. Ah bir de kısacık küçücük bir roman olmasının yanında yazar tadı damağımızda kaldığından bir seri yapmış ve bu seriyi de 5 kitaptan oluşturmuş :)

Evet, yanlış okumadınız.Düğün Hediyesi kitabı 5 kitaptan oluşan "Four Weddings and a Fiasco" serisinin ilk kitabı. Eeee serinin adından da anlaşıldığı gibi 4 düğün ve bir fiyasko okuyacağız bu seride sanırım :)

Bu yorumumu çok öze yaparak bol resimli yapmak istiyorum :) 

Öncelikle Arkadya ile artık bütünleşen ve yayınevinin her adını duyduğumuzda aklımıza gelen püsküllü ayraçları bu kitapta da vardı. :)


Şahsen ben Arkadya'nın püsküllü ayraçlarını çok seviyorum :) Özellikle her birinin kitaba uygun renkte olması çok sevimli ve özgün bir fikir. Sizce de öyle değil mi? :)

Her neyse kitap için genel yorumuma girersek ben kitabı çok beğendim ve her bir satırını da zevkle okudum. Sanki bir film izliyormuşum gibi bir çırpıda okundu ve bitti. 

Andrew ile Julie'nin ilişkileri ve sonrasında gelişenler çok sevimliydi. Ha evet aşık olma kısmı biraz hızlı gelişti ama şahsen bunu kitabı okurken fark etmedim kitabı bitirip de yorum aşamasına geldiğimde fark ettim. Sanırım fazla kaptırmıştım kendimi :)

Kitap içeriğine giren bir yorum ilk defa yapmayacağım çünkü hani bir filmi beğenirsiniz ama nasıl anlatsanız bilemezsiniz ya bu kitabı da aynı şekilde nasıl anlatsam bilemiyorum zaten bir çırpıda biten sıcacık kısacık bir kitap anlatmaya, sevdiğim kısımları söylemeye kalksam sanırım komple kitabı anlatırım. Ama özellikle diyeceğim şey Andrew gibi bir erkek bana lazım :)

Ahh bir de kitabın ilk sayfasını açtığınızda çıkan gül ve altındaki söz çok güzel.


"Herkes mutlu olabilmek için seçimini yapmıştı..."

Evet, bu söz tam anlamıyla kitabı ifade ediyordu. Cidden Andrew kendi hayatında, Julie kendi hayatında seçimlerini yapmışlardı ve son seçimlerini de birbirlerine karşı yapmışlardı. Tabi buna yemekler konusundaki seçimlerini katmıyorum :)

Çok uzatmayayım yine, kitabı çok beğendim ve sizlere tavsiye ediyorum cidden okuyun çok keyifli vakit geçireceksiniz güvenin bana :)

Four Weddings and a Fiasco Serisi:
  • Düğün Hediyesi
  • The Wedding Dance
  • Wedding Song
  • The Wedding Dress
  • The Wedding Kiss
Kitabın konusunu sizlerle paylaşmadan önce sizlere söylemek istediğim bir şey var... Aslında sürpriz olsaydı iyiydi ama ben bu tür şeyleri içimde tutamıyorum :) Henüz Çiğdem'e sormadan duyursak mı duyurmasak mı diye ama dayanamıyorum. 
Eğer bu kitabı çok istiyorsanız 2 Ekim'de blogda olun diyor ve kitabın konusunu sizlerle paylaşıyorum:

Julie Delgado, restoranına kapadıktan sonra, San Francisco'da ünlü bir düğün mekanı olan Rose'un Köşkü'nde geçici olarak işe başlar. Julie hazırlayacağı mönüyle gelinle damadın başını döndürmeyi planlıyordur, böylece yeni patronunu etkileyecektir. Ancak kaderin Julie için farklı planları vardır. Damat yerine Damadın kardeşi ünlü şef yemekleri tatmaya gelince işler umduğu gibi gitmez.  
Andrew Kyle, ünlü bir şef olmakla birlikte yaptığı eleştiriyle Julie2nin restoranının sonunu getiren kişi olma özelliiğine de sahiptir. Andres, Julie ile Rose'un Köşkü'nde tanıştığı anda onun risk almayan biri olduğunu anlamıştır. O andan itibaren Andres'un tek istediği, Julie'nin kalbine ördüğü bu zırhı kaldırmaktır.  
Andrew'la aralarındaki karşa konulmaz kıvılcıma rağmen Julie, hayatında bir kez olsun aşkı göze alabilcek midir?






29 Eylül 2013 Pazar

4 Aimee Carter - Tanrıçanın Mirası


Aimee Carter'ın Tanrıça Üçlemesinin son kitabı ülkemizde yayınlandı. İlk iki kitabını zevkle okumuş, ikinci kitap soluksuz bitmiş ve üçüncü kitabı heyecanla beklemiştim ve şimdi elime alıp okuyunca hem bitirmek istemedim hem de ne olacak merakıyla hızla okudum.Sonuç mu? Bittiği için hissedilen bir hüzün, son cümlelerin verdiği duyguyla yüzüme yayılan bir gülümseme oldu. 

Fantastik kitaplar denilince akla uzun zamandır vampirler ve kurtadamlar geliyordu ve ben mitlolojiyi seven ve ilgi duyan biri olaran bu serinin farklılıklarını ve mitolojik özelliklerini okuyunca daha çok sevdim ve severek okuyup bitirdiğim fanastik serilerden biri oldu. Cidden farklı arayışlar içinde olanlara tavsiye ederim hele de benim gibi mitolojiyi seviyorsanız durmayın hemen alın okuyun bile derim :)

Hazır hızımı almış giderken sizlere küçücük bir uyarı yapayım. Kitap içeriğine giren bir yorum yapacağım şimdiden söylüyorum. 

Ava'ya hatta ihanetine 2. kitabın sonunda okuduklarımdan sonra bu kitaba da dolayısıyla nefret ederek başladım. Tamam tam olarak nefret değildi de sempatimi yitirdi. Ama altında yatan nedenleri düşününce hak vermemek de elde değil tabi ki ama şahsen Ava o sonu hak etmiyordu! Cidden çok üzüldüm gerek Kronos'a gerekse Rhea çok sinir oldum. Hatta bir an bir umutla  tamam dedim Ava için de her şey yoluna girecek ama... düşündükçe Rhea'yı parçalayasım geliyor! 

Henry... Henry...Henry... genelde okunan bütün mitolojik kitaplarda Hades karakterinini kötü umursamaz can yakan bir varlık olarak okuduk ki genelde de hep Hades kötüyü anımsatır - en azından benim için nedenini bilmiyorum böyle düşünmemin :)) - ama bu kitapta Henry'den daha iyi bir adam yoktu gözümde. Henry başımın tacı oldu resmen. Kate boş ver gel bana diyesim vardı hep! Hele ki son yaptığı fedakarlık... küçük Milo için,Kate için kendini feda eder davranması... Ahhh Henry ahhh.... Gel benim Hades'im ol! <3

Milo bütün kitap boyunca en sürpriz karakter oldu benim için. Beklenmeyen bir ufaklıktı ve onunla ilgili okuduğum her detay bende gülümseme isteği uyandırdı. Hele ki Kate'i gördüğünde onu hep yumuk ellerini ona uzatırmış gibi hayal ettim. Ya da Henry'nin kucağında! Cidden bir Ölüler Diyarı Tanrısı'nın kucağında küçük sevimli bir bebek! Bundan daha iyi bir detay olabilir mi? :)

Neredeyse bütün karakterleri değerlendirmiş gibi olacağım :) Ama hayır değerlendirmeyeceğim diğerleri hakkında hiç konuşmayacağım :) Sadece hakkında küçük bir iki laf edeceğim bir Walter kaldı o kadar! Walter'a ne söylesem az... kendi kızını bu kadar feda eder davranması her ne kadar içinde duygu barındırsa da benim için fasa fiso...çok sinir bozucu davranıyordu! Tamam arkadaş anladık Tanrıların Kralısın ama kardeşim karşındaki senin kızın ya... nasıl onu böyle bir tehlikeye atarsın. Nasıl Henry'i savaştırabilmek için Kate'i kendi kızını kullanabilirsin! Keşke Kronos seni öldüreydi de yerine daha geçeydi! Daha iyi bir kral olurdu benim gözümde :)) tamam biraz abarttım :)

Bir şey diyeyim mi? Immortals (Ölümsüzler) filmini izlediniz mi bilmiyorum. Şimdi bu konuya nereden geldi diyeceksiniz ama çok güzel bir bağlantı çekeceğim :) O filmde Poseidon rolünü Kellan Lutz oynuyordu ve bana göre o role o karaktere Kellan o kadar güzel oturmuştu ki şimdi bu kitapta Phillip (Poseidon)'un olduğu her satırı okurken sanki Kellan Lutz oradaymış da o konuşuyormuş gibi düşündüm ve sanırım Phillip'e aşık oldum <3

Yine yorumumu uzattım da uzattım :) Henry'nin Kate olan aşkını kanıtlarca söylediği sözleri paylaşarak yorumumu bitiyorum.
"Artık güneşi görebiliyorum. Senin sayende günlerim rengarenk.Ebediyet bir kez daha anlam kazandır. seni bunu hak etmeyecek kadar çok incitmiş olmama rağmen, kırık olan bütün parçalarımı bularak beni tekrar bütünledin. Beni bir arada tutan şey sensin ve seni kaybedersem, bu benim sonum olur."
Ve Walter'ın Kate'e söylediği sözleri de sizlerle paylaşıyorum.
"Ava çocuklarım arasında beni gerçekte olduğum gibi gören tek kişiydi. Diğerleri bana baktıklarında yalnızca saf bir güç görürdü. Calliope ise bir zampara. Ama Ava hepinize karşı beslediğim sevgiyi anlayabiliyordu. Bir adamın, ifade etmediği duygular içinde olabileceğini ve bu ifadesizliğin sevgiyi öldürmeyeceğini biliyordu. " 
*** 
"Birçok ölümlü evladım var. Testleri geçebileceğin kesin değildi ve başarısız olma ihtimalini göz önüne alarak seninle bir bağ kurmaktan kaçındım." 
"Neden değerli sırrının açığa çıkacağından korktuğun için mi?" 
"Annenin senin hakkında bana anlattıklarından korktuğum için. Seni görmeye geldiğim anda, seveceğimi biliyordum. Asla tanımadığım çocuklarımı kaybetmenin acısı yeterince fazla. Ama sevdiğim birini kaybetmek..." 
*** 
"Özür dilerim." Sesi çatladı. "İhtiyacın olan bir baba gibi davranmadığım için özür dilerim. İnsanlarımın hak ettiği gibi bir kral olamadığım için özür dilerim. Ve kızımın fedakarlıkların en nihaisini yapmasına izin verdiğim için özür dilerim. Senin ya da dünyadaki hiç kimsenin affını beklemiyorum ama bir gün, Ava'nın hatırına, ailenin bir parçası olmama, sen büyürken olmam gerektiği gibi baba olmama izin vermeni umuyorum. Ava'nın ikimiz içinde isteyeceği şey bu olurdu. 
Kitabın sonuna kadar Walter'dan nefret etme boyutuna geldim ama bu sözleri cidden onunda içinde insani duygular barındırdığını düşünmeme neden oldu. 

Artık yorumumu bitiriyorum. Ve eğer fantastik aşk, savaş, heyecan, mitolojik kitapları seviyorsanız şiddetle tavsiye ederim bu seriyi okuyun! Hep keyif alacak, hem de raflarınızda güzel bir görüntüye sahip olacaksınız :) Şaka bir yana ben bu seriye 5 üzerinden 5 veririm, o kadar beğendim ve dolayısıyla da fantastik severlere tavsiye ederim okuyun!

Tanrıça Üçlemesinin kitapları:
Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum: 

Aşk ya da Yaşam. 
Henry ya da Çocuğu.  
Ailesinin ya da Dünyanın Sonu. 
KATE BİR TERCİH YAPMAK ZORUNDA... 
Kate Winters, dokuz ay süren bir esaret boyunca kıskanç bir tanrıçaya, intikam peşinde olan bir Titan’a ve hiç beklemediği bir gebeliğe rağmen ayakta kalmayı başardı. Şimdi Tanrılar’ın Kraliçesi doğmamış çocuğunu elinden almak istiyor ve Kate’in onu durdurması olanaksızdı; Kronos ile bir pazarlık yapana dek. 
Titanlar’ın Kralı Kronos, Kate’in sadakati ve bağlılığına karşılık insanlığı bağışlayacak ve Kate’in çocuğunun kendisinde kalmasına izin verecektir. Ancak yine de Henry’yi, Kate’in annesini ve konseyin geri kalanını yok etmeye kararlıdır. Kate anlaşmayı reddettiği takdirde ise dünya üzerindeki en son tanrı ve ölümlü kişi yok olana dek dünyayı yerle bir edecektir. 
Sevdiği herkesin kaderi omuzlarındayken Kate imkânsız olanı başarmak zorundadır: Evrendeki en güçlü varlığı yenmenin bir yolunu bulmak, hem de sahip olduğu her şey pahasına olsa bile. 
Bedeli ölümsüzlüğü olsa bile.

27 Eylül 2013 Cuma

2 Can Dostumun Yolculuğu Çekilişinin Sonuçları

Merhabalar,

4. çekilişimizin de sonuna geldik. Sizleri bilmem ama ben ve Çiğdem bu çekilişler yardımıyla yayınevleriyle iletişimde olmaktan ve sizlere hediyeler gönderilmesinde aracı olmaktan çok memnunuz. 

Bunu söyledikten sonra çekilişmizi kazanan arkadaşlarımızı açıklıyoruz:


Kazanan arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz ve kendilerine illekitap@hotmail.com adresinden gönderdiğimiz maile 2 gün içerisinde yanıt vermelerini rica ediyoruz. Eğer asıl talihlilerimizden yanıt alamazsak yedek talihlilerimizle iletişime geçeceğiz.

Güzel bir kitap kazandınız, göründüğünden daha sevimli bir kapağı var cidden :) Keyifli okumalar dileriz şimdiden. 

NOT: Arkadaşlar bunu ısrarla söylemeye devam ediyoruz Facebook adreslerinizde yaptığınız paylaşımları "herkese açık" yapmazsanız biz göremeyiz dolayısıyla da paylaşmış sayılmaz ve + çekiliş hakkı da kazanamazsınız. Lütfen bu konuda dikkatli olunuz!


YABANCI YAYINLARI'NA KATKILARINDAN DOLAYI TEŞEKKÜRLER!


1 Amy Plum - Ölmem Gerekirse


Sonunda Revenant Serisi'nin 3. ve son kitabı olan Ölmem Gerekirse'yi okudum. Ve itiraf etmek gerekirse ilk iki kitabından daha çok sevdim. 
Kitap tam bana göreydi, olaylı, adrenalin yüklü ve aşkı sonuna kadar hissettiren bir kitaptı. Sanki burada Vincent ve Kate arasındaki aşk daha yoğundu, arkadaşlık, fedakarlık, güven ve inanç daha fazlaydı... Aşk her anlamda daha bir hissettiriyordu kendini.

Öncelikle kısaca seri hakkında bilgi verip kitap hakkındaki detaylı yorumuma geçeceğim. Revenant Serisi toplamda 3 kitaptan oluşan fantastik aşk romanı. Bir geri dönen (bunun tanımını anlatmayacağım okuyan bilir okumayan da merak eder okur diye :)) olan Vincent ile ailesini kaybetmiş ablasıyla beraber büyükanne ve dedesiyle yaşamaya Paris'e gelen insan olan Kate'in arasındaki aşkın filizlenmesini ve devamındaki heyecanlı adrenalin yüklü olayların patlak vermesini konu alıyor. Vampirli kurt adamlı alışılagelmiş yaratıkların olduğu kitaplardan sıkılan fantastik severler için güzel değişik ve özgün bir seri! Tavsiye ederim! :)

Şimdi şu dakikadan sonra kitap içeriğine giren bir yorum yapacağım haberini ola :)

Vincent, 2. kitabın sonunda Violet tarafından kaçırılmış ve bedeni yakılmıştı kitabın açıkçası nasıl devam edeceği bu detaydan sonra merak ettiğim unsurdu. Aslında hep Vincent'in ruhu ile ne kadar ilerleyebilir diye düşünüyordum ki sıkılacağımı bile zaman zaman düşündüm itiraf etmek gerekirse ama yazar ters köşe yaptı ve Vincent'i tekrardan cisimleştirdi... 
En az Vincent'in cisimleştirilmesi kadar şaşırtıcı olan da onun Şampiyon olmayışıydı. Yazar okuru şaşırtmayı ve beklentilerini yüksek tutmaya yöneltmeyi iyi becermiş vallaha :)

Kate'in başına gelenler... tamam pişmiş tavuğun bile başına gelmezdi. Kızdaki de şans yani... ama kanında varmış onda da bu özellikler...onu özel kılan şeyi söylemiyorum ki bu biraz sır kalsın merak edin.

Charlotte'a hep üzülüyordum Ambrose'a olan duyguları yüzünden ama bu duyguların karşılık alması... Beni en çok memnun eden nokta oldu. Charlotte'u sevdim çünkü :) 
JB'ye ise üzüldüm... hele Gaspard'a... içim acıdı sen yüz elli yıllık eşini kaybet... zor cidden... 

Tekrardan Vincent ve Kate tarafına yönelerek söylemek istediğim bazı şeyler var. Vincent'in ruhunun Kate'i terk etmemesi, Kate'in her daim inancının olması aşklarının gücünü ve büyüklüğünün göstergesiydi. Hele Jules'u odasındaki yaşananlar ise... Ahh Jules... başka kız mı yoktu! Ona da çok içim acıdı...

Hani yazar evet güzel şeyler yazmış ama bir o kadar da üzücü şeyler de yazmış. Evet mutlu son ama içinde biraz da hüzün barındıran bir sondu... 

Özellikle değinmek istiyorum kitaptaki savaş sahnesi müthişti. Çok beğendim o kısımları bir de Louis ile ilgili olan detaylarda şaşırtıcı ama bir o kadar da mükemmeldi. 

Tamam çok uzatmadan susacağım yoksa bildiğiniz kitabı anlatacağım size :) O yüzden yine kitaba dair küçük beğenmediğim bir noktayı daha söyleyerek yorumumu bitireceğim.

Serinin diğer kitaplarını yorumlarken çeviri konusunda söylediğim bazı detaylar vardı ve bu kusurlar az da olsa bunda da vardı. Kitabın başlarında aslında yoktu bu yüzden çevirmen bu detaylara dikkat etmiş dedim ama sonra bu kusurlar kendini yine gösterdi. Keşke bu konuda daha özenli olsalardı diye düşünmeden geçemedim. Ha imla hatası falan değildi, kesinlikle çeviri de kötü değildi ama bir konuşma yazılırken "şöyle dedi" yazılıp söylenen yazılmaz bence direk ne deniliyorsa yaz ardından bir "dedi" ekle bence daha iyi olurdu. Bu beni rahatsız etti belki de ilk iki kitapta buna çok takıldığım için direk gözlerim bu kitapta da aradı ve buldu bilemiyorum. Bunların haricinde kitabı eleştirebileceğim hiçbir detay yok.

Kesinlikle beğenerek okuduğum ve fantastik severlere tavsiye edeceğim bir seri.

Revenant Serisi'nin kitapları:
  1. Benim İçin Öl
  2. Ben Ölene Kadar
  3. Ölmem Gerekirse
Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

SEVDİĞİNİ KURTARMAK İÇİN NE KADARINA HAZIRSIN?
Amy Plum’ın tüm dünyada fırtınalar koparan, önemli çok satanlar listelerinin gediklisi hâline gelen Benim İçin Öl Üçlemesi tamamlanıyor.

Vincent beni bulmak için pek çok hayat boyunca beklemişti, ancak ortak geleceğimize dair hayallerimiz bir anda paramparça oldu. İkimizin de “arkadaş” olarak tanımladığımız biri ona ihanet etti ve ben de Vincent’i kaybetmiş oldum. 
Şimdi düşmanımız France’ın ölümsüzlerini hâkimiyeti altına almaya son derece kararlı ve istediklerini elde etmek için bir savaş başlatmaktan da kaçınmayacaklar. 
Heyecan dolu bir macera… Aşk, mücadele, gözyaşı, sürpriz bir son… 
Benim İçin Öl Üçlemesi’nin son cildi.

23 Eylül 2013 Pazartesi

29 Dördüncü Çekilişimiz: Can Dostumun Yolculuğu

Merhabalar,

Bir çekiliş ile yine karşınızdayız efenim :) Ve yine çok güzel bir romanı sizlere sunuyoruz. Can Dostumun Yolculuğu'nu yorumlamıştık buradan o yoruma ulaşabilirsiniz. Orada da belirttiğimiz üzere biz romanı gerçekten çok beğenmiştik. Şimdi iki okurumuza bu şahane romanı okuma fırsatı sunuyoruz. Yapmanız gerekenler her zamanki gibi. Şöyle sizinle paylaşalım:

1. Blogumuza üye olmalısınız.

2. Blogumuzun ve Yabancı Yayınları’nın Facebook sayfasını beğenmelisiniz.

Bu ilk iki şartımız zorunludur. Aşağıda sıralayacaklarımızın her biri ise size parantez içinde belirttiğimiz kadar artı çekiliş hakkı kazandıracaktır.

3Blogumuzu ve Yabancı Yayınları’nı twitterdan takip edebilirsiniz. (+1)

4. Linkteki fotoğrafımızı profilinizde paylaşarak çekilişimizi Facebookta duyurabilirsiniz. (Tıklayın)  (+1) 

Paylaşımlarınızı herkese açık olarak yapmayı unutmayın...

5. Çekilişimizi Twitter duyurabilirsiniz. Duyurunuzda bulunması gereken metin: "@illekitap iki okuruna Can Dostumun Yolculuğu romanını hediye ediyor. Çekilişe katılmak için tıklayın: (LİNK)" (+1)

6.  Çekilişimizi blogunuzda duyurabilirsiniz. Duyurunuzda bulunması gereken metin: "İlle Kitap iki okuruna Can Dostumun Yolculuğu romanını hediye ediyor. Çekilişe katılmak için tıklayın: (LİNK)" (+2)

Yorumlarda hem karışıklık olmaması hem de bizim kontrolleri yaparken zorlanmamız için aşağıda bir metin hazırladık. Lütfen aşağıdaki metni kopyalayıp karşısını doldurarak yorum bırakın. *lı olanlar doldurulması zorunlu olanlardır. Diğerlerinden yaptıklarınızı doldurursunuz :)

Bir de lütfen, profil linkinizi değil, paylaşım linkinizi veriniz.
Blogunuza üye olduğum isim*:
Facebook sayfalarını beğendiğim isim*:
Mail adresim*:
Sayfaları twitterda takip ettiğim isim:
Twitter paylaşımım:
Facebook paylaşımım:
Blog paylaşımım:
Çekilişimiz 23.09.2013'de başlayacak, 27.09.2013 saat 20:00 de bitecektir. Sonuçlar aynı gün saat 22:30'da açıklanacaktır.

Desteklerinden dolayı Yabancı Yayınları'na teşekkür ederiz. 


NOT:  Çekilişimiz sadece yurt içine açık olmakla birlikte yurt dışı takipçilerimize kapalıdır.

** Yalnızca çekilişi duyurmak için açılmış olan kampanya blogları çekilişe dahil olmayacaktır! Ayrıca g+ paylaşımlarını da blog paylaşımı olarak kabul edememekteyiz.

22 Eylül 2013 Pazar

0 W. Bruce Cameron - Can Dostumun Yolculuğu


Ben bu kitabı çok sevdim. Güldüm, ağladım, tebessüm ettim, gözlerim doldu… Türlü türlü his yaşadım ama hissettiklerimin kısa özeti bu: Bu kitabı çok sevdim.

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki kitapta romana konu olabilecek çok heyecanlı, atraksiyonlu olaylar falan yok. Sadece bir köpeğin hayata nasıl baktığı ile ilgili bu. Kendisine bir insanı korumayı görev edinmiş olan ve o insanı çok seven bir köpeğin sadakati ile ilgili. Bir köpeğin dilinden yazılmış bir romanı ilk kez okuyorum ve o saflığı, sevgi ve sadakati o kadar sevdim ki zaten köpek seven birisi olarak aşkım kabardı diyebilirim :) Bu noktadan sonra kitap içeriğine girebilirim haberiniz ola :)

Can Dostumun Yolculuğu, Can Dostum kitabının devamı niteliğinde. İlk kitabı okuyamadım ama Ethan ismi ikinci kitapta o kadar çok geçti ki ilk kitabı da gerçekten çok merak ettim. İkincisini bu kadar sevdiysem o kitabı da çok seveceğimden neredeyse eminim. Köpeğin ismi sürekli değiştiği için nasıl hitap edeceğimden bir türlü emin olamıyorum :D Ama CJ’in bebekliğinde başlayan ilişkilerinin, hayatının sonuna kadar devam etmesini çok sevdim. Yazarın bunu anlatma şeklini çok sevdim.  Köpeğin koruma iç güdüsünü, sadakatini onun ağzından o kadar iyi işlemiş ki çok ilginç olaylar olmayan 400 sayfanın su gibi akıp gitmesini sağlamış…  Dili gerçekten son derece güzeldi. Çevirmene de hakkını teslim etmek lazım, ufacık bir pürüz bile yoktu kitapta. Ayaklı Bela’da da çeviri çok iyiydi. Bu nokta da tebrik edilmesi gereken Yabancı Yayınları sanırım.

CJ’in hayatı herhangi birisinin yaşayabilecekleri ile dolu. Ama tüm bu yaşananlara bir de o kişiyi çok seven bir köpeğin gözünden bakmak garip bir şeydi. CJ’in annesinden nefret edebilirsiniz, CJ’e de zaman zaman kızabilirsiniz ve Trent karakterine de az buçuk vurulabilirsiniz. Ama ismi sürekli değişen köpeceğimize aşık olacaksınız bence. Tabii hayvanları biraz seviyorsanız… Ayrıca köpeciğin insanlar hakkındaki tespitlerini de çok sevdim.
“Köpekler insanları anlayamazlar; Çünkü böyle bir şey mümkün değil,” gibi :)
Katılıyorum köpecik :D

Sahibinin randevularından sonraki üzgünülüğünü randevularda giydiği ayakkabıları her giyişinde üzülmesine yorup, o "üzgün ayakkabılar"ı parçalayan bir köpeğiniz olmasını isteyebilirsiniz siz de. 

Bir de söylemeden geçemeyeceğim İnci’nin de dediği gibi kapak tasarımı kitap elinizdeyken çok hoşunuza gidecek. Kırmızı iç kapakları da bir o kadar güzel. Şu an yurtta olduğum için, odama gelen giden herkesin dikkatini çekti, Can Dostumun Yolculuğu :) Ben de bir gün içinde kolaylıkla okuyup bitirdim zaten. Şu an bir başka arkadaşım romana hevesle başlamış durumda :)

Yabancı Yayınlarına, bu kitabı okumamızı sağladığı için çok teşekkürler. Üstelik, 23 Eylül’de başlayacak olan çekilişimizde iki okurumuza bu kitabı hediye edebileceğiz. Ne diyeyim, son zamanlarda, çok sevdiğim Ayaklı Bela dahil, hiçbir kitabı bu kadar çok sevmemiştim. Ve özellikle İnci çok iyi bilir ki ben kolay beğenen birisi değilim. :)

Çekilişimizde şansınızı deneyin ama olmazsa bile bu kitabı okumayı ihmal etmeyin derim. Ben Can Dostum’u da elime geçen ilk fırsatta okuyacağım.


21 Eylül 2013 Cumartesi

1 Yeni Çekilişimiz İçin Takipte Kalın!


Bu aralar takipçilerimizi sevindirmek adına çok şey yapmaya çalışıyoruz bazen çok mu ileri gidiyoruz, çok mu çabuk ve hızlı davranıyoruz çok mu sabırsızız diye düşünüyorum ama yine de iyi yapıyoruz değil mi? :)

Tamam lafı uzatmadan direk konuya gireceğim,  Çiğdem gibi kısa kesemiyorum :) 

Yabancı Yayınları'nın Can Dostum adlı kitabı ile tanıdığımız yazar W. Bruce Cameron'ın ikinci kitabı ve aynı zamanda Can Dostum'un da ikinci kitabı "Can Dostumun Yolculuğu" için yayınevinin desteğiyle çekiliş yapmaya karar verdik. 

Çekilişimiz 23 Eylül - 27 Eylül tarihleri arasında olacak ve iki şanslı takipçimiz bu sevimli ve cidden çok güzel kitabı kazanacak. Arkadaşlar kapağın canlısı ekranda görünenden çok daha güzel :)

Ben ve Çiğdem kitabı henüz okuyoruz ve bitirdiğimizde yorumumuzu ve zaman zaman da güzel alıntıları sizlerle paylaşacağız. 

Yabancı Yayınları'na desteği için teşekkür ederiz! 

Takipte kalın arkadaşlar bu kitap kaçmaz demedi demeyin :)




18 Eylül 2013 Çarşamba

3 Julie Garwood - Yazgı [Alıntı]


Julie Garwood benim hayranı olduğum yazarlardan birisidir. Bugün kitaplarından biri olan Yazgı'ya yeniden şöyle bir göz gezdirmiştim. Şimdi sizinle paylaşacağım küçük alıntı da kitabı okuduğumdan beri en beğendiğim kısımlarından birisi :) Bu arada Yazgı, blogumuzda yayınladığımız ilk kitaptı. Şöyle bir araya sıkıştırayım istedim^^ :D

Olay anında kitabın ana kadın karakteri Madalyne saldırıya uğramış ve okunu kullanmak zorunda kalmıştır. Üstelik bu konuda berbattır.
"...Leydim farkında mısınız, içlerinden birini tam kalbinden vurdunuz," diye kekeledi. 
Duncan ona inanmadı. "Onun oku muydu?" 
"Kesinlikle"
İki adam aynı anda dönüp Madalyne'e baktılar. Çok şaşkınlardı. Madalyne yeteneğine inanmadıkları için bu durumdan biraz rahatsızlık duydu. 
Kısa süre sonra gerçek ortaya çıktı. "Aslında ayağına nişan almıştım." 

15 Eylül 2013 Pazar

3 Deborah Hale - Koruyucu Meleğim


Harlequin'in tarihi aşk romanlarından birini daha bitirmiş bulunuyorum. 
Deborah Hale "Aşkı Sana Sakladım" kitabıyla tanıdığım ve kalemini sevdiğim bir yazardı ve bu kitabı, "Koruyucu Meleğim"i de onun imzası taşıdığı için aldım aslında konusunu bile okumamıştım ama ne yalan söyleyeyim orta derecede bir kitap geldi, çok çok beğendim diyemeyeceğim bir kitap oldu. 

Şu blog hayatımda çok nadirdir bir kitabı beğenmeme durumum bu yüzden de okuyun diye de tavsiye edemem. Bana göre aşk konusunda yetersiz kalmış, bazı olaylar geçiştirilmiş ve bazı şeyler çok çabuk kabul edilmiş gibiydi... yani okuduğum aşk romanlarının yanında çok yetersizdi ve yazarın ilk okuduğum kitabının yanında oldukça da sönük kaldı. 

Edmund'un yaşının Julianna'dan bu kadar büyük olması biraz rahatsız etti beni, tamam biliyorum genelde tarihi aşk romanlarında erkekler neredeyse 5-10 yaş büyük oluyorlar aşık oldukları kadınlardan ama burada adam kadından 20 yaş büyüktü hani cidden babası olacak yaş neredeyse ve bu... ımm... bilemiyorum okurken hep Edmund'u yaşlı biri diye canlandırdım gözümde ve Julianna'nın ona karşı bazı duygular beslemesi... yorumsuzum! 

Julianna'nın ağabeyinin yaptıklarını ortaya çıkarmaları ve onun hapse girmesi... hangi ara oldu anlamadım hatta acaba sayfa mı atladım diye de düşündüm. Bir de Crispin'in ne zaman döndü onu da anlamadım birden ortaya çıkıverdi adam. Vanessa kötü görünüyordu birden iyilik meleği oldu... 

Sanırım ilk defa bir kitap için kitap içeriği uyarısı yapmadım ve buna bende şaşırdım.

Kitap benim için 5 üzerinden 3 alınacak bir kitaptı, 3 vermemin sebebi tamamen yazardan dolayı. Okusanız da olur okumasanız da! Özellikle okuyun diye tavsiye edemem. Deborah Hale kalemini sevdiğim bir yazardı acaba sadece bu kitabı mı böyle yoksa numunelik olarak çok iyi yazdığı kitap Aşkı Sana Sakladım kitabımı bilmiyorum ama sanırım yeni bir kitabı çıktığında yine şans verip okuyacağım. 

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum: 
Edmund Fizthugh, uzun yıllarını denizlerde geçirdikten sonra artık evine dönmüş ve kendini kitaplara ve hayır işlerine vermiştir. 
Edmund Fizthugh, ailesinden geriye kalan yeğeni Crispin'i canından çok sevmektedir. Crispin uzun sürecek bir sefere çıktığında, nişanlısı Juliana'nın üvey kardeşi tarafından zorla evlendirilmek istendiğini öğrenir ve kızı koruması altına almak amacıyla onunla kâğıt üstünde evlenmenin en doğru seçenek olduğuna karar verir. 
Ancak aşkın kapıyı ne zaman çalacağı hiç belli olmaz.
Juliana Ramsey, koruması altına girdiği kocasına hayranlık duymaktadır. Edmund'la kısa zamanda çok yakın arkadaş olurlar ve bir sürü şey paylaşırlar. Crispin'in dayısına karşı hissettiklerini kendine bir türlü açıklayamamaktadır. 
 Ancak kaderin onlara bir sürprizi olacaktır. 

14 Eylül 2013 Cumartesi

0 Charlotte Betts - Eczacının Kızı


Veee Feniks'in en yeni kitabı olan Eczacının Kızı'nı bitirmiş bulunuyorum...
Kitabı okurken nasıl kategorilendireceğimi çok düşündüm. Aşk desem tipik aşk romanı değil, dram desem çok dram da değil bilemedim nasıl etiketlesem...Sanırım hepsinden biraz var. Historical, aşk, dram, biraz da İngiliz Edebiyatı...

Charlotte Betts'in sanırsam ülkemizde yayımlanan ilk kitabıydı ve ben kalemini sevdim... Belli ki kitabı yazarken araştırmış...
Bazen bazı detaylar bana fazla geldi ama çok boğucu da değildi. Gerçi konuya göre belki bu detayların olması da gerekiyordu ama işte bazen biz okurlar ya da ben zaman zaman kitaplardaki detaylardan sıkılıyorum. :)

Zaman zaman öfke, zaman zaman gülümseme zaman zaman şaşkınlık zaman zaman da heyecan gibi duygular hissettiriyordu. 

Kitap içeriğine giren bir yorum yapmadan önce kitabın konusuna değineceğim biraz.

Bir eczacının kızı olan Susannah adında bir genç kadının hayatını konu alıyor. Susannah'ın babası ikinci evliliğini yapıyor, kadın Susannah'ı doğal olarak evde istemiyor ve onu eczanenin müşterisi olan doktorun kuzeni Henry ile evlendiriyorlar. Henry'de iyi güler yüzlü çekici yakışık anlayışlı bir adam izlenimi uyandıran şerefsizin teki! Tabi bu sıralarda Londra'da veba salgını var ve Susannah'ın kocası Henry vebaya yakalanıp ölüyor. Henry karısını borç içerisinde bırakıyor derken Henry'nin teyzesi Agnes'in yanına yerleşiyor Susannah ve bu sırada hayatı yeni bir yön kazanıyor derken acıyı tatlıyı, ihaneti ve aşkı, bir çok şeyi yaşayarak öğreniyor. Eczacının Kızı adlı kitapla kısacası Susannah'ın, babası ikinci evliliği yaptıktan sonra hayatının nasıl yön değiştirdiğini okuyoruz.

Kitabın konusuna da kısaca değindikten sonra şimdi kitap içeriğine giriyorum  :)

Açıkçası başlarda baba kızın diyalogları ve birbirlerine karşı olan sevgisi okurken yüzümde gülümseme oluştu. Çünkü babamla benim de aramda eşsiz bir ilişki vardır ve bu ilişkiyi biraz görür gibi oldum Susannah ve babasıyla. Ama o şıllık, sürtük paragöz Arabella aralarına girince az saydırmadım kadına. Cidden böyle insanlar ne kadar gereksiz yaratıklar ya... Resmen dağdan gelip bnğdakini kovdu denilebilinir. 

Henry'de iyi, hoş, çekici, göz alıcı göründü bu rollerle göz boyadı sonra gitti tam sırttından vurdu. Daha Susannah ile evliliklerinin gecesinde sinir oldum. Be adam sen nasıl bir kocasın dedim ya! 

Susannah cidden bir anda hayatı çok değildi. Öyle bir yöne kaydı ki okurken cidden içim biraz cız etti ama 
biraz etti sadece çünkü güçlü bir kadın ve kaderine yenilip pes edecek bir karakter de olmamasını takdir ettim her ne kadar bazen biraz fazla geleceğini düşünüyor olsa da! Ama itiraf edeyim zaman zaman Susannah'a sinir olduğum da oldu, bazen fazla... ımm nasıl derler bilemedim ama sinir bozucu oldu. 

Ama dürüst olarak bir şey ifade edeyim kitabı okurken Arabella'nın yapacaklarını tahmin ettim, Henry'nin ihanetinden sonra William ile Susannah'ın aralarında oluşan aşkı da tahmin ettim ama Henry'nin Barbados'tan getirttiği köle ve çocuğun sevdiği kadın ve oğlu olması beni cidden çok şaşırttı! Bunu beklemiyordum ve Susannah her ne kadar kabullenmiş olsa da ben Henry'i ele geçirsem kesinlikle bir kaşık suda boğardım. Veba'dan değil ama İnci usulü işkencelerden ölürdü! 

Kitabı okurken beni en çok sinir eden ve kaş çattıran iki karakter Arabella ve Henry oldu! William ise yaralı kalbini tekrardan açarak mutluluğu hak etti.Gerçi onda yaşanan şeyden sonra Susannah'da hak etti ya :)

Kitabı genel anlamda sevdim, evet bazı yerlerde birazcık sıkıldım ama yine de sevdim. Benim için kitap 5 üzerinden 4 ya da 4,5 verebileceğim bir kitaptı. Çeviri kusursuzdu, hiçbir imla hatası yoktu bu yüzden özenli çalışmasından dolayı Feniks'i tebrik ediyorum :) Ayrıca kapak tasarımını da çok beğendim ve kitabın içeriğine uygun bir kitap tasarımıydı :) 

Tavsiye ederim bence okuyun, genelde yeni tanıdığım yazarı yüksek beklentilerle okumam dolayısıyla de beğenirim her kitabı ama bazı kitapları cidden çok beğenirim ve ben bu kitabı da çok beğendim. 

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum: 

Her türlü merhemi ve yatıştırıcı ilacı hazırlama konusundaki büyük becerisi ile katı ve asık suratlı Doktor William Ambrose’u bile etkilemiş olan Susannah, eczanenin penceresinden süzülen ışıkta hayal kurup kötü kokulu bir toza dönüştürdüğü sülfürü ezerken dışarıdaki dünyayı izliyordu. 
Fleet Caddesi, her zamanki gibi karınca yuvasını andırıyordu. Sabah başlayan kar çoktan Limehouse'daki ocaklardan yayılan zehirli bulutların getirdiği isle karışmış, ana kanalizasyondaki atıklar da inişli çıkışlı buzdağları oluşturmuştu. Kilise çanı çalarken köpekler havlıyor, eczanenin önünden kalabalık bir insan seli geçiyordu. 
Susannah’ın gözleri, koyu renk şapkası ve peleriniyle karda yürümeye çalışan uzun boylu adama ilişti. Ormanda sessizce sürünen bir kurt misali kalabalığın yarattığı hengamede ilerlemeye çalışması Susannah'ın dikkatini çekmişti... 
İki önemli edebiyat ödülü kazanmış olan Eczacının Kızı kitabını okurken 17.yy Avrupası hakkında da çok şey öğreneceksiniz...  
- 2010 YouWriteOn Book Ödülü- 2011 RNA En İyi Yazar Ödülü 
‘Yangın, veba ve adaletsizliklerin yaşandığı bir dönemde yaşanan çarpıcı bir aşk hikayesi’Katherine Webb, The Legacy kitabının çok satan yazarı

13 Eylül 2013 Cuma

2 Ephesus, 3 Yeni Kitabını Duyurdu!


Yeni aya yeni bomba gibi kitaplarla başlamaya hazırlanan bir diğer yayınevi de Ephesus...
Okurlarını, takipçilerini sevindirecek kitap haberleri ile yeni yayın dönemine başladı. 

İşte Ephesus'un yayına hazırladıkları kitapları.


Fatma Erdek'in daha öncelerde Ephesus ile anlaştığını ve onun logosuyla kitaplarını çıkaracaklarını duyurmuştuk. 
Birkaç gün önce Ephesus, birçok okurun arayıp bulamadığı Fatma Erdek kitabı olan Melekler Zamanı'nın yeni basımını piyasaya süreceğini duyurdu. Kitap, yeni kapak tasarımı ile 12 Eylül'de çıktı. 

Şahsen ben merak etmiş, aramış ve bulamamış bir okurdum ve okuyacaklarım arasında bu kitap :) 

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle yayınevinin facebook sayfasından alıntılayarak paylaşıyorum:

HAFİF ACILAR KONUŞABİLİR AMA, DERİN ACILAR DİLSİZDİR. 
Aşk; herkesin yüreğindeki boşluğa göre şekillenen, herkesi farklı bir yerden vuran, herkesi başka bir iman ve ibadetle dolduran, öylesine sınırsız ve öylesine belirsiz bir kavramdı ki. 
Aşk bir evrendi. Sonsuzluğun içinde, milyarlarca tür barındıran, kimi ateşten, kimi ışıktan, kimi dumandan, kimi yeşilden, kimi beyazdan, kimi sudan, kimi topraktan…Milyonlarca farklı yıldız, canlı, cansız ve bilinmezden oluşan evren kadar zengin…Milyonlarca şarkıya, şiire ilham olacak kadar bereketli… 
Kimine umut getirecek kadar parlak. Kimini umutsuzluğa mahkûm edecek kadar karanlık. İşte bu kadar değişken, bu kadar tanımsız bir şeydi aşk… 
Bir tek, tarafl arı net ve değişmezdi. 
Bir “seven” bir de “sevgili…” 
Yusuf ve Yesra… İki kardeş… Tek can… Ve onları ayıran babaları… Küçük Yusuf’u tarikatın emrine gönderirken, gencecik Yesra’yı yaşlı tarikat liderine eş olarak verir. 
Sonra… 
Sonrası mücadeleci Yusuf’un tarikattan kaçışı ve Barlas oluşu. Hayatı keşfi . Mucizelerin ona getirdiği hayatının melekleri Nesil ve Ekin. İç içe geçmiş, soluk soluğa okunan bir adamın iki hayat mücadelesi. Yesra ve Yusuf’un yürek burkan, sarsan hikâyesiyle irkilecek, Nesil ve Barlas’ın aşklarıyla yaşamın ne denli bir mucize olduğuna tanıklık edeceksiniz…

Ephesus'un duyurdukları ikinci kitap Olivia Cunning'in Günahkarlar Turnede serisinin ikinci kitabı Sert Rock!

Kitabın kapak tasarımını okuyucularına tanıtan yayınevi, kitapta orijinal kapak tasarımı kullanıyor. 
Kısaca seri hakkında da bilgi vereyim henüz okumamış arkadaşlara. :) Her bir kitabında,  grubun bir üyesini anlattığı toplamda 5 kitaptan oluşan erotik aşk romanı türünde olan bir seri. Birinci kitabı "Tutkulu Notalar" adında yayınlandı. Sert Rock ise serinin ikinci kitabı. 

Şahsen kapağına bayıldım çok cüretkar ama ne yolda ne de kapıda bacada okunabilecek bir kapak ama bu okumama engel değil  :) evde hafta sonu okuyacağım mutlaka :)) 

Ephesus'un kapağının tanıtımını yaptığı son kitapta Fatih Murat Arsal'ın e-kitap olarak yayınladığı kitabı Beni Bırakma! 

Şahsen her ne kadar elimde e-kitap olarak bulunsa da okumamıştım ama okuyacağım :) bir kitabın sayfalarının kokusunu içine çekmeden dokunmadan o kitabı okumuş gibi hissetmiyor ve zevkine varamıyorum dolayısıyla bunu o şekilde okuyup zevkine varmak istiyorum :))

Bu arada bilmeyenler için söyleyeyim bu kitap Akın ve Gamze'nin hikayesi ve duyduğuma göre hatta Yalnız Gözlerin İçin kitabında okuduğuma göre kitabın sonlarına doğru bizim diğer yakışıklıları da göreceğiz :)) 

Dürüst olacağım kapaktaki kızı çok soğuk bulmuştum ama şimdi sempatik geliyor sanırım baka baka gözüm alıştı :) Rafta da pek güzel duracak şüphesiz :))


12 Eylül 2013 Perşembe

0 Aspendos Yayınevi'nin 3 Yeni Kitabı

Aspendos Yayınevi çok yakında okuyucuları ile buluşturacağı kitapları tanıttı. 
Henüz yeni yayınlanmaya başlayan kitapların oldukça ilgi çeken ve birbirinden farklı türlerde olduğunu gösterdi. 

İşte Aspendos logosuyla raflarda yerlerini alacak olan üç yeni kitap.



İlk tanıtacağım kitap Laura Andersen kaleminden Boleyn Kralı. 

"Boleyn Üçlemesi"nin ilk kitabı olan Boleyn Kralı, 16 yüzyıldan izler taşıyan, İngiltere tarihine dayanan, tarihi ve aşk romanı. Birçok okuyucunun Philippa Gregory kitaplarından tanıdığının Anne Boleyn'in oğlunu konu alıyor. Anne Boleyn'i tanıyanların bu kitabı okuyacağından eminim şahsen ben okumayı düşünüyorum.

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:
William olarak bilinen daha on yedi yaşındaki Dokuzuncu Henry, krallığın baskılarına bağlı ama kendisini kanıtlama konusunda endişelidir. Fransızlarla olan endişe verici savaş ve Katoliklerin ülkede istan tohumları ekmesiyle William,yalnızca üç kişiye güvenir: büyük ablası Elizabeht,en yakın arkadaşı ve vefalı danışmanı Dominic ve William'ın annesi Anna Boleyn'in kraliyet vasisi olarak büyüttüğü genç yetim Minuette. 
Sırlar, ihanet ve cinayete karşı William, kendi krallığı için savaşırken bulur kendini. Ancak Dominic de o da Minuette'ye aşık olunca tudorların üsttüne aşkla dolu bir saplantı çöker.İçlerinden birisi,İngiltere'nin gelecğeini değiştiren şaşırtıcı bir kaderin cilvesiyle kralın arcularının bedelini ödeyecektir. 
Anne boleyn üçlemesinin bol entrika, aşk ve aksiyonla örtülü ilk kitabı Boleyn Kralı'nda kaderin tek bir cilvesiyle nelerin farklı olabileceğine dair büyüleyici bir yolculuğa çıkacaksınız.




İkinci olarak tanıtacağım kitap Rahcel Hartman kaleminden Seraphina. 

"Seraphina Serisi"nin ilk kitabı ve serinin adını taşıyan kitap fantastik bir dünyanın kapısını aralayacak okurlarına. Genç yetişkin, fantastik, macera ve gizemleri içerisinde barındıran kitap olduğunu söylemeliyim.
Ayrıca kapak tasarımı da oldukça cezbedici :)

Kitabın konusunu sizlerle aşağıda paylaşıyorum:
Goredd Krallığı'nda kırk yıllık barış, insanlar ve ejderhalar arasındaki itimatsızlığı hafifletmekte çok başarılı olmamıştı. İnsan kılığına girerek, ejderhalar elçi olarak saray meclisine katılıyor, alimler ve öğretmenler olarak da mantıkla ve matematiksel zekalarını üniversitelere ödünç veriyorlardı. Anlaşmanın yıl dönümü yaklaşırken ise sinirler gergindi. 
Seraphina Dombegh'in iki taraftan da korkmak için sebepleri var. Olağan dışı şekilde yetenekli bir müzisyen olan Seraphina, tam da kraliyet ailesi üyelerinden biri, ejderhalara yaraşır bir tarzda öldürülmüşken saraya katılır. Soruşturmanın içine düşünce, Kraliçe'nin Muhafızları'nın algıları tehlikeli bir şekilde kuvvetli komutanı Prens Lucian Kiggs ile birlikte çalışır. Barışı yok etmeye yönelik meşum bir plana dair ip uçlarını ortaya çıkarırken, Seraphina kendi sırrını,i müzikal yeteneğinin ardındaki sırrı korumaya çalışır, öyle kötü bir sır ki ortaya çıkması hayatı anlamına gelebilir. 
Rachel Hartman'ın zarifçe yazılmış, bir solukta okuyacağınız bu fantastik ilk kitabında Goredd Krallığı'nda nefes kesen serüvenine davetlisiniz.



Üçüncü ve son kitabımız da Vaddey Ratner kaleminden Banyan Ağacının Gölgesinde.

Kitap, tarihi ve politik geçişleri konu alıyor. Savaşın soğuk yüzünü, Asya kültüründe anlatan bir kitap. Herhangi bir seriye ait değil bağımsız bir kitap. 

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum.
7 yaşındaki Raami için çocukluğunun yıkıcı sonunu babasının gün ağarmadan eve dönmesiyle başlar. Babası, Kampoçya'nın başkenti Phnom Penh sokaklarını istila eden iç savaşın ayrıntılarını beraberinde getirir.Çok geçmeden ailenin muazzam derecede imtiyazlı dünyası devrim ve zorunlu göz karmaşasına karışır. 
Sonraki dört senede Raami, ailesinin ölümü, açlık ve acımasız zorunlu çalıştırmaya göğüs gererken çocukluğundan kalan tek bir ize dört elle sarılır: babasının o an anlattığı hikayeler ve şiirler. Hafızasının derten ve idam için bir gerekçeden başka bir işe yaramadığı sistematik bir şiddet ortamında Raami, olasılık dışı bir hayatta kalma mücadelesi vermeye başlar. 
Yazarın sıra dışı dil yeteneğini gözler önüne seren Baynan Ağacının Gölgesinde hikaye anlatmanın üstün gücünü ortaya koymakla beraber insan direncinin ustaca anlatılmış bir öyküsünü sizlerle buluşturuyor.


0 Martı Yayınları'nın Yeni Kitapları Okuyucuyla Buluşuyor


Martı Yayınları da eylül kitaplarını tanıtıyor. Onlarda yeni kitaplarını okuyucuları ile buluşturmaya hazırlanıyorlar. İki yeni kitabını okuyucuya tanıtıp, çıkış tarihlerini bildiler.


Kitaplardan biri Shannon Delany kaleminden geliyor. 

Martı Yayınları "13 to Life" serisini yayınlamaya başlamışlardı. Serinin ilk kitabı "13: Değişim Başlıyor" kitabının ardından şimdi de serinin ikinci kitabı "13:Dönüşümün Ardından" ile seriye devam ediyor. 
Seri toplamda 5 kitaptan oluşuyor ve genç yetişkin türünde. Paranormal aşk, kurtadamlar, doğa üstü olayların içinde olduğu seri oldukça popüler. Açıkçası benimde listemde olup henüz başlayamadığım bir seri. Kısa zamanda başlayacağım sanırım.

Bu arada kitabın 11 Eylülde dağıtımı yapılacak, 480 sayfalık olan kitap 17,00 TL'den satışa sunulacak.

Kitabın konusunu sizlerle paylaşıyorum:
Macera, sürükleyici bir gerilimle kaldıgı yerden devam ediyor… Yaşadığı sıra dışı olayların ardından, gözlerinin beklenmedik bir gerçeğe açılmasıyla Jessie için oldukça zor bir süreç başlar. Doğaüstü değişimlerle birlikte tuhaf olaylara şahit olan Jessie’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey güvenmektir. Tam da bu esnada sevdiği kişinin, Pietr’ın gösterdiği akıl almaz tutum karşısında Jessie büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Peki Pietr’daki bu değişimin altında yatan asıl neden nedir? Jessie ve Pietr’ı ne tür tehlikeler beklemektedir?


Martı'nın yeni kitaplarından diğer ise Bernice L. McFadden kaleminden Kiralık Ten. 

Kiralık Ten, "Sugar Lacey Serisi"nin ilk kitabı. Serinin şimdilik yayınlanmış 2 kitabı var ve devamı var mı bilmiyorum. Kitap Afrika kökenli Amerikalıların kültürlerinden izler taşıyan kadın edebiyatı kitaplarından biri. Bu türü sevenlerin keyifle okuyacağı kesin. 

Kitabın dağıtımı 9 Eylülde yapılacak ve 17,00 TL'den satılacak.

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:
Çoğu kadının içinde bir parça fahişelik vardır... bir parça fahişelik ve bir parça tanrı sevgisi... 
Acının ve kaybedişin, affetmek ve anlayışın bir arada anlatıldığı Kiralık Ten, yeni bir yaşama adım atmaya çalışan genç bir fahişe ile kızının ölümünden sonra tüm umutlarını yitiren bir annenin sıra dışı dostluklarını anlatıyor. 
Bir yaşanmışlıktan kopup gelen bu roman, okuru hanımeli ve yasemin kokularıyla sarmalanmış kasabalara, kadın olmanın zorluklarına ve önyargılara hapsolmuş insanların hayatlarına yakından bakmaya davet ediyor. 
Uzun süre etkisinde kalacağınız Kiralık Ten, samimi ve etkileyici üslubuyla binlerce yüreğe dokunmayı başarabilmiş bir roman...

Martı'nın çıkarmaya hazırlandığı 3. kitap Türk okuyucularının kalbinde taht kuran yazar Debbie Macomber kaleminden geliyor. Blossom Serisinin yeni kitabı olan Çiçeklerimi Rüzgara Verdim kitabı okuyucuları ile buluşmaya hazırlanıyor. Yayınevi serinin kitaplarını hızla yayınlamaya devam ederken serinin 8. kitabını okuyucularına tanıttı. 

Seriyi bilmeyenler için kitaplarının sıralamasını aşağıda sizlerle paylaşıyorum.
  • Küçük Mucizeler Dükkanı
  • Bir Yumak Mutluluk
  • Bahçemde Yeşeren Umutlar
  • Mucizeler Dükkanına Dönüş
  • Bir Dilekle Başladı Her Şey
  • Yeni Başlangıçlar Mevsimi
  • Sevginin Sonsuz Dileği
  • Çiçeklerimi Rüzgara Verdim
Kitabın konusunu ise aşağıda yayınevinin facebook adresinden alıntılayarak paylaşıyorum:

Yaşamlarında yeni bir dönemece girenÜç nesilden üç farklı kadınınDuygu kokan hikâyeleri 
Kaderin size gülmediğini düşünüyorsanız, birilerinden yardım beklemek yerine iç sesinizi dinlemenin vakti gelmiş demektir.  
Bu konuda hâlâ şüpheleriniz varsa, her şeyi geride bırakıp uzun bir yolculuğa çıkan üç nesilden üç farklı kadının ilham veren hikâyelerine kulak verin. 
Çiçeklerimi Rüzgâra Verdim, gönüllerde özel bir yeri olan ilk aşkları, tebessümle hatırlanan ilişkileri ve gençliğin saflığa bürünmüş heyecanlarını, kısaca hayatın desenini yüreklere işleyen bir roman. 
****************** en iyi intikam yaşamaktır...

Martı'nın dördüncü kitabı Denise Grower Swank kaleminden geliyor. Seçilmiş Bedenler ile hem yazarı okura tanıtan hem de yazarın The Chosen serisini okura tanıtan yayınevi şimdi serinin ikinci kitabı Kehanetin Çağrısını okur ile buluşturmaya hazırlanıyor. 

Paranormal, aşk, gizem ve macera dolu olan seri 4 kitaptan oluşuyor şimdilik. Çıkış tarihi henüz belli olmasa da 17,00 TL'den satışa çıkacağını açıkladı yayınevi. 

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:
Yüce Kişi gölgesindekilerikontrol etmek için savaşacak… 
Geleceği görebilen beş yaşındaki kayıp oğlunun izini süren Emma ile ona yardımcı olan Seçilmiş Kişi Will, Emma’nın henüz kimsenin bilmediği gizli güçlerini ortaya çıkarmak için büyük bir mücadele verirler. Bu mücadele onları her şeyi bilen ve Emma ile oğlunun geleceğini en çok tehdit eden kişiye, gizli kalmış aile sırlarına doğru sürükler…  
Bir de kehanetin şifrelerinin yer aldığı kitaba…

11 Eylül 2013 Çarşamba

3 Ayaklı Bela Çekiliş Sonuçları

Merhabalar :)

3. çekilişimizin de sonuna geldik. Çekilişi her zamanki gibi cekilisyap.com sitesinin yardımı ile gerçekleştirdik. İşte kazananlar:


Kazanan arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz ve kendilerine illekitap@hotmail.com adresinden gönderdiğimiz maile 2 gün içerisinde yanıt vermelerini rica ediyoruz. Eğer asıl talihlilerimizden yanıt alamazsak yedek talihlilerimizle iletişime geçeceğiz.

Gerçekten okunası bir kitap kazandınız. Keyfini çıkarın diyelim :) Katılan herkese teşekkürlerimizle...

10 Eylül 2013 Salı

1 Ephesus'un Yeni Türk Yazarı

Ephesus Yayınları'ndan güzel haberler gelmeye devam ediyor. Yayınevi Türk yazar kadrosunu genişletiyor. 

Osman Aysu, Fatih Murat Arsal, Kenan Kalecikli kitaplarını Ephesus logosuyla raflarda görüyorduk ve geçenlerde Fatma Erdek'in de kadrosuna eklendiğini söylemişti ve bugün duyurduklarına göre hikayeleri oldukça sevilen yazar Asude'yi de yazar kadrosuna kattı. Hatta Asude'nin yeni kitabı "Gül ve Avcı"dan alıntılar paylaşmaya başladı.

Çok takdir ettiğim bir yol izlediğini söylemeden geçemeyeceğim Ephesus...Türkiye'de Türk yazarlara önem veren nadir yayınevlerinden birisiniz. 

Ahh bu arada en önemli konuyu unutuyordum :) 

Fatma Erdek'in Melekler Zamanı kitabına ulaşamayanlar üzülmesin, yeni basımı Ephesus logosuyla 12 Eylül'de çıkıyor :)

9 Eylül 2013 Pazartesi

0 Jill Monroe - Savaşçı Ruh (Royal House of Shadows #2)


Daha dün kitabı aldım bugün başladım ve aynı gün içerisinde bitirdim kitabı. Uzun zamandır oturup saatlerce kitap okuduğum olmamıştı. İş hayatının yoğunluğundan sonra bu o kadar iyi geldi ki. Sanırım kitabın da elden bırakılmayacak kadar iyi olmasının da payı var bunda :)

Savaşçı Ruh, Royal House of Shadows Serisinin ikinci kitabıydı. İlk kitabının yorumunda seriden bahsetmiştim ama tekrardan bahsediyorum yorumumu okumamış olanlar için. 
Royal House of Shadows Serisi 4 kitaptan oluşan, paranormal aşk romanı. Vampirler, kurtadamlar, büyücüler, cadılar, ruhlar vs türünde aklınıza gelebilecek her türlü yaratığın içerisinde bulunduğu bir seri. Ama tabi aynı zamanda sınırsız ve iliklerinize kadar hissedeceğiniz bir aşkın da olduğu bir seri. Seri toplamda 4 kitaptan oluşuyor ve her kitap Elden Krallığı'nın varislerini konu alıyor. 4 kardeşin, Elden Krallığı'nın Kan Büyücüsü tarafından işgal edildikten sonraki hayatlarını ve krallığı geri alma çabalarını okuyoruz diyerek kısa bir özet geçtim seri hakkında.

Ahh bir de söylemeyi unuttum. Serinin 4 kitabını da 4 farklı yazar tarafından yazıldı. Her bir kitapta farklı bir yazarın imzasını göreceğiz. İkinci kitap olan "Savaşçı Ruh"ta Jill Monroe'nun imzasını taşıyor.

Jill Monroe'nun daha önceden ülkemizde bir kitabı yayınlandı mı bilmiyorum ki bu yazarın kalemiyle tanıştığım ilk kitaptı ve açıkçası ben çok beğendim. Akıcı, sade ve sürükleyici bir kalemi var yazarın belki de kitabın kurgusundan ben öyle hissettim bilmiyorum ama yine de ben yazarın kalemini çok beğendim.

Kitap ise bambaşka bir kitaptı. İşte şimdi kitap içeriğine girer bir yorum yapabilirim uyarmadı demeyin :)

Breena ile Osborn'un rüyalarda tanışması ve daha sonra da gerçekte karşılaşmaları çok güzeldi. Bu kurguyu beğendim ve farklı olmasında oldukça hoşuma gitti. Osborn'ın bir serdengeçti olması ve bunun kurgusu da çok özgündü.Yazar bütün özgünlüklerini bu kitapta konuşturmuş gibiydi.

Osborn'un isterim istemem davranışları her ne kadar sinir bozucu görünse de benim için oldukça sevimli geldi. Breena'nın da prenses edalarının yanında içindeki savaşçı ruhu da tam Osborn'a eş olması çok iyiydi. 

Breena'nın rüyalarında geçmişini hatırlaması ve Osborn'un onun yanında yer alması,ona destek olması çok romantikti. Ama asıl romantik olan evlenme şekilleriydi. 

Osborn'un yüzünde ciddi bir ifade belirdi. "Breena aşkım.Hayatımı senin hayatınla birleştiriyorum." 
Bu kadar basitti işte. Ne abartılı yeminler, ne de süslü sözler vardı. Erkek, sevdiği kadına doğanın kucağında yıldızlarla aynı ayın altında yüreğini açıyordu. Breena çok duygulanmıştı,gözleri doldu. Ama ağlamayacaktı. Savaşçısı bir savaşçıyı hak ediyordu. 
"Osborn aşkım," dedi güçlü ve berrak bir sesle. Savaşçısının kahverengi gözlerinin içine bakıp gülümsedi. "Hayatımı senin hayatınla birleştiriyorum."
Çok romantikti. Gerçi bu evlenme şekli bir prenses göre değildi ama Osborn'ın klanı mı demeliyim halkımı demeliyim emin olamadım ama onun yaşadığı insanların arasındaki evlenme şekli olunca tamamen aşk ve sevgi üzerine romantik bir evlenme şekliydi.benim için. Bayıldım! Aslında kitabın bu şekilde bitmesi benim yüzümde bir gülümseme oluşturdu. :)

Ahh bir de Breena'nın sevdiğini söylediğindeki kısımda çok eğlendim. :) onu da alıntılamak isterdim ama çok uzun olur o yüzden onu daha sonra sizlerle paylaşacağım mutlaka :)

Neyse çok konuşmadan ve kitap içeriğine girmeden yorumumu bitiriyorum ama önce sizlere şiddetle bu seriyi okumanızı tavsiye ediyorum.Sonra cidden çok üzülürsünüz, niye daha önce okumadım diye kendinizi yer bitirirsiniz, ondan sonra da İnci demişti dersiniz :)

"The Royal House of Shadows" Serisinin kitapları:
Kitabın arka kapak yazısını aşağıda sizinle paylaşıyorum:

Prenses Breena, çocukluğunu geçirdiği yer olan Elden'deki şatodan kaçmak zorunda kaldığı gece onu ilk kez rüyasında görmüştü. O, yıkılmayan bir dağ gibi, nefes kesen, hem tehlikeli hem de vahşi bir savaşçıydı. Elden'den çok uzaklarda, ormanın orta yerinde Breena, onunla karşılaştığında her ikisi de rüyayı hatırlıyorlardı. Osborn bu rüyalarındaki altın saçlı güzel prensesi vahşi zevkleri için uyandırmak istiyordu. Breena ise, onun hem sevgisini istiyordu hem de insanlık dışı savaşçı güçlerine ve becerilerine ihtiyacı vardı. Osborn bir seçim yapmak zorundaydı. Hayatını ortaya koymazsa ne prensesi kurtarabilir ne de Elden Krallığı'nı karanlıktan aydınlığa kavuşturabilirdi…