Kitabın Adı : Tutsak Duygular
Orijinal Adı : Sweet Prison
Yazar : Neva Altaj
Çevirmen : Tuba Özkat
Seri Bilgisi : Perfectly Imperfect #10
Yayınevi : Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı : 424
Türü : Romans, Dark Romans, Suç Kurgusu, Mafya Kurgusu
Puanım : 5 üzerinden 4
Kitabın yorumu için tıklayınız!
O karşımda tuhaf, ilgi çekici bir varlıktı, çok yakın ama aynı zamanda çok uzaktı, onun hakkında daha fazla şey bilmek istedim. Onu, muhteşem zekasını daha yakından tanıdıkça, merakım hayranlığa dönüştü. Ancak bir noktada, bu hayranlık başka bir şeye dönüştü.
Mektuplarını her aldığımda kalp atışlarımın hızlanması, sadece yen bir görev için heyecanlanmamdan kaynaklanmıyordu. Gizlice bilgi toplarken, bunu Aile'nin genel başarısı için endişelendiğimden yapmıyordum. Artık öyle değildi. Bunu onun için yapıyordum. Çünkü hissettiğim bu yeni duygu daha derin bir şeydi. Yasaktı.
***
"Sana ne vaat etti?" Salvo arkamdan seslendi. "Yardımın karşılığında. Para mı? Evliliğin için uygun bir eş mi?"
Ona cevap verme zahmetine bile girmedim. Erkekler. Hepsi dünyanın p*nisleri etrafında döndüğünü sanıyordu. Aman Tanrı korusun, bir kadın kendin iyi hissettirdiği için bir şey yapmasın. Fark edilmek. Değerli olmak. Çevremdeki hiçbir erkek bana böyle hissettirmiyordu.
Bir tanesi hariç.
Ve şu anda, onun iyi olup olmadığını bile bilmiyordum!
"Motivasyon insanlar için önemlidir. Onların sadece harcanabilir kas gücü olarak görülmediklerini bilmek de öyle. Adamlar kendilerine değer veren bir lidere ihtiyaç duyarlar. Eskiden... Nasıl olduğunu unutmadılar."
***
Hapishanedeyken, Massimo Spada'nın eskiden olduğu her şey silinmişti. Sonsuza kadar, diye düşündüm. Ama o beni geri getirmişti. Ve şimdi, gözlerine bakarken, onun mektupları olmasaydı eskiden olduğum kişinin, şu anda olduğum kişinin gerçekten kaybolmuş olacağını fark ettim.
***
Yıllardır, hiçbir şeyi ve kimseyi umursamadan, hiç düşünmeden kan dökerek ilerlemiştim. İnsanlar benim için sadece engeller ya da piyonlardı . Üvey kız kardeşlerim de dahil.
Ama şimdi, Zahara'nın gözlerine bakarken beni saran beklenmedik sayısız duygu yüzünden nefes alamıyordum. Bunca yıldır onu acımasızca kullandığım için hissettiğim utanç ve suçluluk. Yaptıklarımın onu ayaklı bir hedef haline getirmiş olabileceğinin dehşeti.
***
"Sana ihtiyacım var, Zahara."
Kalp atışlarım hızlanarak öyle yüksek sesle atmaya başladı ki kulaklarımda gümbürdedi. Göğsümde bir sıcaklık patladı, şişti ve zayıflamış uzuvlarıma yayılıp bütün benliğimi ele geçirdi.
"Güvenebileceğim birine ihtiyacım var. Neyin tehlikede olduğunu bilen ve kaçırdığım her şeyi bana anlatacak birine."
Kışın buz gibi soğuğu beni ezip geçti, hissettiğim neşe kurşun bir balon gibi çöktü. Kanıma don karıştı, ciğerlerimdeki havayı buz gibi yaptı. Az önceki sıcaklıktan iz bile kalmadı. Elbette. Başka neden beni yanında isteyecekti ki?
***
Nera dışında, hiç kimse bana kendimi iyi hissettirmedi.
Massimo'ya kadar.
Massimo cehennemden çıkmış gibi görünen gözleriyle beni adeta yakıp kavururken karanlık bakışlarından ufak bir suçlama ya da acıma yoktu. Güven. Saygı. Hatta hayranlık. Ancak orada başka bir şey daha vardı. Kalbimi daha hızlı attıran tehlikeli bir ışıltı. Tam olarak anlayamadığım karanlık bir bilinmezlik.
***
"Massimo," diye seslendim.
Çoktan kapıya varmıştı ama anında durdu.
"Eşyalarımı toplamak için yarım saate ihtiyacım var," dedim. "Ardından Nera ve Lucia'ya veda edeceğim, sonrasında gidebiliriz."
Yavaşça arkasını dönüp kara gözleriyle bana baktı. "Nereye diye sormayacak mısın?"
Dolabın içine uzanıp bir yığın kazağı aldım. "Hayır."
Onu her yere takip ederdim. Cehennemin derinliklerine bile.
***
"Daha sık gülümsemelisin."
Vücudum hareketsizleşti. "Neden?"
"Çünkü bir kez olsun, dünya güzel bir yer gibi görünüyor."
***
İlgimi çeken tek kadındı. Gerçek beni görüş şekliyle. Saklamaya çalışsam da buna müsaade etmemişti, içime işlemeyi başarmıştı. O zaman anlamalıydım...
Yapmamalıydım...
***
Kaosun, şiddetin, gazabın ortasında, o vardı. Benim Zahara'm. Benim huzurlu limanım. Kendi cehennemimde yanan bir adama kurtuluş eli uzatan bir melek. O, zarafet, nezaket ve benim son umudum. Beni bu fani dünyaya bağlayan tek şey.
Varlığımı aydınlatan tek saf şeyi kirletemezdim.
***
"Burası senin evin. Sırf benden uzaklaşmak için terk mi edeceksin? Benim burada olmam o kadar mı rahatsız edici?"
Masismo başını o kadar hızlı çevirdi ki irkildim. "Anlamıyor musun? Seninle birlikte olamadığımda nefes alamıyorum, Zahara!" diye yüzüme bağırdı. "Ciğerlerim sıkışıyor ve nefes almakta zorlanıyorum. Her şey lanet olası bir çorak arazi ve ben ortasında sıkışıp kaldım. Boğuluyorum. Ölüyorum. Her gün. Sana yakın olmak için kapının önünde uyudum. Yanımda olmadığın düşüncesi beni tam bir paniğe sürüklüyor. Tanrım, keşke bana taktıkları kelepçeler hala bende olsaydı, seni kendime zincirlemek için kullanabilirdim. Senden uzak kalmak istemiyorum ve senin beni terk etmeni asla istemiyorum. Bunun ne kadar hastalıklı bir şey olduğunu biliyor musun? Benim aklımı gerçekten ne kadar yitirdiğimi anlayabiliyor musun?" Avuçlarıyla yüzümü kavradı. "Seni mahvetmeyeceğim. Dünyanın geri kalanı cehennemde yansın ama sen yanma. Sen safsın. Benim meleğim. Ve bu... Biz... Biz olamayız. Asla."
***
"Birinin sizi zehirlemek istemesinin çok düşük bir ihtimal olduğunu biliyor, özellikle de buradayken ama bunun inandırıcı bir tehdit olduğuna kendini ikna etmiş. Çünkü mükemmel bir bahane."
"Ne için bahane?"
"Size kahvaltı hazırlamak için." Gözlerime baktı. "Sizi önemsediği kadar kimseyi önemsediğini görmedim. Dürüst olmak gerekirse, onun bunu yapabileceğini düşünmemiştim. Bu yüzden, sizin zarar görmemeniz için ne gerekiyorsa yapacaktır."
***
Beni kendim gibi hissettiren tek kişiydi. Başka birinin yanında asla dile getirmeyeceğim şeyleri onunla konuşabiliyordum. O yanımdayken bir zamanlar olduğum adam gibi hissediyordum. Tekrar olmak istediğim adam. O, deliliğimin ilacıydı, dokunuşuyla, gülüşüyle onu ortadan kaldırıyordu.
***
"Dün gece içeri girmekte bir sorun yaşamadın," dedim. "Ama sonra, benim ölümlü ruhum için endişeleniyormuş ve aramızda olanların büyük bir hata olduğunu düşünüyormuş gibi davrandın. Sen hayata meyilli biri değilsin, Massimo ve Tanrı korusun, bir daha hata yapma. Yani hayır, bu kapıyı kapatmayacağım. Kendi başına arkanı dönüp gitmek zorundasın."
***
"Benim sorunum içimde saklı olanları göstermekte. Önceden bile insanlara güvenmek benim için zordu. Zihnimde, herkes potansiyel tehditti." Başparmağımı çenesinin altına koyup başını yukarı kaldırdım. "Seninleyken asla. Sana tamamen güveniyorum. Kendime güveniyorum. O yüzden, lütfen istediğin kadar izle. Zaten tamamen seninim. Bedenimle. Ruhumla. Tamamen seninim, Zahara."
***
"Kafesim, hapishane duvarları sanıyordum, Zahara. Ama onların ötesine geçmek, beni hapseden zincirlerden kırmadı," dedi dişlerini sıkarak. Sesi gergin, apaçıktı. "Sen, sen benim kurtuluşumsun. Ve bu, bu beni sonunda özgür kıldı."
***
"Lanet olası ifadelerinize sahip çıkın çünkü hoşuma gitmeyen hiçbir şeye hoşgörü göstermeyeceğim," diye ekledim. "Küçümseyen ve onaylamayan bakışlarınızı kontrol altında tutun, yoksa sonuçlarına ve öfkeme katlanmak zorunda kalacaksınız. Kendinizi uyarılmış sayın."
Daha fazla baş sallama.
"Mükemmel. Devam edin." Mikrofonu şarkıcıya geri attı, sonra kısılmış gözlerle beni izleyen Zahara'ya baktım.
"İnsanların konuşmasını yasaklayamazsın, Massimo."
"Öyle mi?" Parmak eklemlerimi onun narin çenesinin çizgisinde gezdirdim. "Az önce yaptım."

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın