Biyografi Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyografi Kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2023 Cumartesi

0 Mehmet S. Bozok - Seryaver Salih Bozok


~~~*~~~
"Ben hayatımı Atatürk'ümüzün hayatına bağlamış ve ondan sonra yaşamamaya karar vermiş bulduğum için hayatımı nihayet verdim." - Seryaver Salih Bozok
~~~*~~~

 

Çıkar çıkmaz aldığım ve 10 Kasım'a okumak istediğim kitaplardan biriydi. Çünkü Seryaver Salih Bozok'un kim olduğunu biliyor ve onun hikayesini merak ediyorum. Dolayısıyla da Nemesis Kitap, Cumhuriyet'in 100. yılına özel bu kitabı çıkardığında okumalıyım dedim. Şimdi de yorumuyla karşınızdayım. 

Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitap Salih Bozok'un oğlu Muzaffer Bozok tarafından anlatılıyor dolayısıyla zaman zaman da onun anılarına da giriliyor. Okurken  aklınızda tutmanız gereken kısım sadece Salih Bozok'un hikayesi gibi düşünmeyin. 

Salih Bozok'un mektuplarının ve bazı resimlerinin de yer aldığı, bazıları Atatürk ile Salih Bozok arasında geçen mektuplardan oluşan ve çoğunlukla da Salih Bozok'un oğlu Muzaffer Bozok'un anılarından oluşan, onun anlatımıyla yazılmış bir kitap olduğunu söylemeliyim. Evet Atatürk'ün Salih Bozok'a yaverim olacaksın dediği kısımdan, Cumhuriyet'in kuruluşunun öncesine ve savaşlara dayanan anlatımları olan bir kitap. Ama genel olarak anılardan ve mektuplardan oluştuğu için de direk Salih Bozok'un hayatı da denemez gibi. 

23 Mayıs 2023 Salı

0 Suzan Kanoo - Sesimizi Duyun : Arap Kadınlarından Mektuplar



~~~*~~~
Bu dünyaya yalnızca Tanrı'nın bildiği sebeplerle geldik. Bazılarımız mutlu bir yaşam sürerken diğerlerimiz savaş üstüne savaş veriyor. Kendi hayatımdan bahsedecek olursam çok sayıda dağa tırmandım. Kimisinde zirveyi gördüm, kimisinde göremedim.
~~~*~~~
 

Kitabın duyurusunu gördüğümden beri ilgimi çekiyordu, ancak bu tür kitapları herkes okuyamaz ve içinde barındırdığı gerçekleri herkes kaldıramaz. Bunu kaldırabilecek kadar dirayetli miyim emin olamadım başlarda... sonra insanlar, kadınlar bu anlatılanları yaşarken ben bunları okumaz görmezden gelirsem onlara bu zulmü yapanlardan farkım olmaz diye düşündüm. Sonucunda da kitabı aldım çok bekletmeden de okudum. 

Açıkçası her okurun kaldırabileceği ya da okuyabileceği bir kitap değil. Bunun için uyarmalıyım ama şu da bir gerçek bunu yaşayan kadınların sesi olabilmek, onlara hak ettikleri hayata ulaşabilmeleri ya da bizlerin veya gelecek nesillerin bu hayat mecbur kalmamaları için bu kitabı okumalı ve bence okutmalıyız da...

19 Şubat 2021 Cuma

0 T. Christian Miller & Ken Armstrong - İnanılmaz



~~~*~~~
"Beni tecavüzden fazla incittiklerini hissettim," dedi. "O sadece geldi ve gitti ama altı yıl boyunca kimse bana inanmadı. Ailemi kaybettim. Özgürlüğümü kaybettim. Akıl sağlığımı biraz kaybettim."
~~~*~~~


 

Çıktığından bu yana baya ses getiren, adından bahsettiren ve oldukça merak uyandıran kitap İnanımaz'ı ben de okudum. 

Ciddi anlamda birçok okuru derinden etkileyecek bir hikaye... üstelik kurgu da değil gerçekte yaşanmış bir hikaye... zaten bu yönden oldukça etkileyici çünkü Türkiye'de yaşayan birçok kadının, insanın yaralı olduğu bir duruma dokunuyor. 

Araştırmalara, gerçek kişilere dayanan bir olayı kaleme almış yazarlar. Bu yüzden eğer ki bu tür bir kitabı okuyacak psikolojiye sahip değilseniz okumamalısınız.

6 Ocak 2019 Pazar

2 Sabahattin Ali - Canım Aliye, Ruhum Filiz


~~~*~~~
İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir.
~~~*~~~



Okuduğum ilk Sabahattin Ali kitabıyla karşınızdayım. Bugün başladım ve bugün bitirdim. Normalde ben bu tür kitaplar okumam ama Mordüşler Kitaplığı blogu ve bookstagram adresinden tanıdığım sevgili kardeşim Gizem'in çok sevdiği bir yazar Sabahattin Ali ve kendisi bana yılbaşı mektubu yazarken bu kitabı hediye olarak gönderdi. Dolayısıyla ilk denediğim kitap 2019 yılının kitaplığıma giren ilk kitaplarından biri olan Canım Aliye, Ruhum Filiz kitabı oldu.

14 Temmuz 2018 Cumartesi

0 Nihat Behram - Darağacında Üç Fidan


~~~*~~~
Cumhuriyet tarihinde ilk defa yirmi genç idam talebiyle yargılanıyor.
~~~*~~~

Normalde hiç okumadığım türde bir kitap ve neden alıp okudum neden böyle bir tercih yaptığıma dair en ufak bir fikrim yok. Sadece D&R'da indirimdeyken kuzenim aldı ve onun peşine sayfalarını kurcaladım ve taraflı yazılmış biyografi tarzı bir kitaptan çok belgesel tarzı anlatımı olması ilgimi çektiği için aldım. 

Bu yorumu burada yayınlayıp yayınlamama konusunda çok tereddüt etsem de yayınlama kararı aldım. Çünkü bu ne olursa olsun bir kitaptı ve tarafsız bir platform olan kitap dünyası ve bloggerlık bazen bu tür kitaplara da yer vermeli diye düşündüm. O yüzden bu yazıyı yazıyorum şimdi.

11 Ocak 2017 Çarşamba

2 Juan Pablo Escobar - Pablo Escobar Benim Babam


~~~*~~~
Yalan tek, gerçek ise iki ayak üzerinde durur.
~~~*~~~

Tür değişikliğine giderek biraz da biyografi türünde bir kitap okuyayım dedim ve ünlü uyuşturucu kaçakçısı Pablo Escobar'ın hayatını anlatan kitapla başladım. Arada değişiklik iyidir değil mi :)

Pablo Escobar'ın oğlu tarafından yazılan kitap aslında beklediğimden farklı çıktı. Neden derseniz eğer, oğlu tarafından yazıldığı düşünülürse ben bir yerde yaptığı illegal işlerin ardında kendini haklı çıkarabilecek sebepler olduğunu falanı filanı ve biraz da dram ve trajedi katarak anlatılacağını düşünmüştüm. Ama yanıldım. Beklediğim gibi değildi. Her şey olduğu gibiydi.

28 Ekim 2012 Pazar

3 Corban Addison - Güneşin Kızları


Her insanın hayatında yer edinen yıllar geçse de unutamayacağı ve içinde bir yerlerde gerçeklik payının yüksek olduğuna inandığı ve sadece bir kitap diyip geçse de aslında aklında izler bıraktığı kitaplar olduğuna inanırım. Hayatımın farklı dönemlerinde farklı sebeplerle bir elimin parmak sayısını geçmeyecek kadar az, bu şekilde tanımlayabileceğim kitaplar okudum. Ve şimdi "Güneşin Kızları" da bu sınıfa sokabileceğim kitaplardan biri.
Böyle bir kitabı anlatmak için kelimelerin kifayetsiz kalacağını okuyan herkes bilir. Muhteşem, harika, fevkalade gibi ifadeler bu tür bir kitap için hafif sıfatlar ve bence hayır bu sıfatların kitabı değildi.
Bir kitap, okuyucuya dünyanın görünen yüzündeki kötülükleri, iğrençlikleri ve asla inanamayacağımız yaşanmışlıkları anlatıyorsa ve bunların gerçekten yaşandığı biliniyorsa bu tür bir kitabı harika diye nitelendiremezsiniz. Ben nitelendirmem! Bu sıfatların anlatılan hayatlara hitap edilen sıfatlar olduğunu düşünürüm ve asla söyleyemem. Bu kitapta da ne Sita için ne Ahalya ne de diğer kızlar için harika diyebileceğim bir hayatı anlatmıyordu kitap bu yüzden harika diyemem... Belki Sita için mutlu bir son oldu peki ya Ahalya'nın yaşadıkları ya da diğer kızların... Hiçbiri en nefret ettiğiniz insan için bile dileyebileceğiniz hayat tarzı değil!

Kitap hakkında söyleyebileceğim tek iyi söz ETKİLEYİCİ olduğu. Biliyorum, bu kitapta yazılan her kelimenin gerçeklik payı oldukça yüksek ki yazar kitabın sonunda teşekkürler kısmında gerçekten araştırılarak yazıldığını göstermiş.

Kitabın konusundan bahsetmek pek mümkün değil ama kısacası küçük yaşta kaçırılıp köle gibi kullanılarak fuhuşa zorlanmalarını konu alıyor. Bu kitap aslında Sita ve Ahalya üzerinden diğer kızların hayatlarını anlatıyor. Belki onlar için bir şekilde mutlu son oldu ama bu sonu bulamayan o kadar fazla kız çocuğu vardır ki...

Bu tür kitaplar herkesin okuyabileceği tür değildir kimi insanlar kitap okuyarak gerçek dünyadan soyutlanmayı stresten sıkıntıdan uzaklaşmayı diler bu kitapta bunu bulmak mümkün değil. Okuduğum üç gün boyunca her aklıma gelerek stres yaptım çünkü biliyordum ki bu hayatlar dünyanın bir yerlerinde yaşanıyor. Tıpkı Thomas ile Porter'ın arasındaki konuşma gibi...

"Yani aynı hikaye devam ediyor, hiçbir zaman sona ermeyecek, değil mi?"
"Biz göremeyeceğiz korkarım."

Ben bunu bizlerin ve bizlerden sonraki nesillerin bile göreceğini sanmıyorum.

Neyse, kısacası bu kitap çoğunuzun okumayı tercih etmeyeceği türde bir kitap ama bana sorarsanız okuyun! Bazen insanı hayal dünyasına daldıran kitaplardan daha çok ihtiyacımız var dünyanın karanlık yüzünü gösteren kitaplara... O zaman elimizdeki yaşamın değerini biliriz.

Çok az kitap için "hayatınızda asla unutamayacağınız" tabirini kullanırım ki bunun için bu tabiri kullanıyorum. Hayatımda en çok etkilendiğim ve asla unutamayacağım üç kitap vardı ve Güneşin Kızları'da dördüncü kitap oldu.

"Hem hikâyesiyle hem de verdiği mesaj itibariyle Addison inanılmaz güzellikte bir roman yazmış. Güneşin Kızları geniş bir okur kitlesiyle buluşmayı hak eden bir yapıt."
John Grisham  
Tsunami, Hindistanda yaşadıkları kasabalarını dünya üzerinden silip ailelerini de ellerinden aldığında Ahalya on yedi, Sita da henüz on beş yaşındaydı. Kimsesiz kalan iki kız kardeşin tek kurtuluşları okudukları yatılı okula ulaşabilmekti.
İki kız kardeş Hindistanda bunları yaşarken, çok uzakta, dünyanın diğer ucu Washingtonda avukatlık yapan Thomas Clarke ise özel ve iş hayatıyla ilgili radikal kararlar alarak yeni bir hayat kurmanın eşiğindeydi.
Yolculuklarında acının başka bir yüzüyle karşılaşan Ahalya ve Sitanın kaderi akıl almaz bir şekilde Thomasla kesişir.
Güneşin Kızları yazgıya inat, umudun nefes kesici destansı bir öyküsü.

30 Eylül 2012 Pazar

3 Frank McCourt - Angela'nın Külleri


Benim zoraki okuduğum ve bitmek bilmeyecek kalınlıkta olan ama ikinci kez okumamda ise çok kısa sürede bitirdiğim ve hayatımda okuduğum en iyi kitaplar arasına giren bir kitap Angela'nın Külleri... İlkokul 6. sınıfta dönem ödevimdi bu kitap ve okumak tam bir işkenceydi ama ikinci kez lise de okuduğumda ise asıl sayfalardaki acı hayat işkenceymiş onu anladım. 

Bu kitap aslında yazar Frank McCourt'un hayatı... Küçük bir İrlandalı çocuğun yaşadıkları. Gerçekten okurken ""böyle hayat olmaz be! diyorsunuz. Ben çok dedim. Yeri geldi ağladım okurken yeri geldi bazı düşüncelere tebessüm ettim bazen de küfürler saydırdım. Ama asla etkisinden çıkamadım. Bence herkesin okuması gereken bir kitap. Örnek alınacak ve elindekilere şükrettirecek bir kitap... 

Okul hayatları, öğretmeninin duygusuzluğu, bir annenin çocuklarını doyurmak için verdiği savaş... Bir çocuğun başları bir çatı görsün diye annesinin amcasının yatağına girmek zorunda kalmasını dinlediğini düşünün... Ve babasının kazandığı bütün parayı içkiye yatırdığını bile bile aç kalınan zamanlar... Tüyler ürpertici o kadar çok olay var ki!

Tam kapağına damgalamışlar "Pulitzer Ödülü" diye, okuduğum bu ödülü alan ikinci kitap ve gördüm ki eğer bir kitapta bu ödüle layık görüldüyse kesinlikle okunmalı... 

Kitabın devamı da var. Umuda Doğru. Frank McCourt'un Amerika'ya yolculuğunu ve öğretmen oluşunu konu alıyormuş. Evet yazarımız bir öğretmen... İkinci kitabı okumadım nedense bu kitabın etkileyiciliğini söndüreceğini düşündüm, neyse Umuda Doğru'yu okuyun diyemem bu yüzden ama Angela'nın Külleri'ni mutlaka okuyun.

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum:

"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım." Ekonomik kriz sırasında, Amerika ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn de dünyaya gelen ve İrlanda nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt un anıları böyle başlıyor. Frank ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank ın hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle büyür.


27 Eylül 2012 Perşembe

0 Henri Charriere - Kelebek


Hiçbir zaman babamın elinde bir kitap hayal edemezdim ama meğersem gençliğinde okurmuş o da ve Kelebek'de babamın unutamadığı bir kitap haline gelmiş. Ben bunu öğrendikten sonra kitabı çok merak ettim ve bir de annem bunun filmini izlemiş olup bana anlatınca merakı tavan yaptı ve en sonunda merakıma yenik düşerek alıp okudum... Kitaba tek kelime ile ba-yıl-dım!!!

Kelebek adlı kitap aslında yazarın hayatının bir bölümünü konu alan biyografi türünde bir kitap. Adı ise adamın hapishane arkadaşları tarafından takılan bir lakap. Sebebi de kelebek şeklindeki dövmesi...

Suçsuz yere hapse atılan bir adam ve suçsuz olduğunu ispatlanamıyor. Ancak "Kelebek" lakablı adamımız suçsuz yere içeride yatmaktansa kaçmayı deniyor. Yalnız bir kere ya da iki kere değil! Eline geçen her fırsatta ve hepsinde yakalanıyor. En sonunda denizin ortasındaki bir adada olan hapishaneye atılıyor. Kaçması imkansız yani... Ama işte hiçbir şey imkansız değildir...

Aslında bu bir yerde bir adamın azimle özgürlüğü için savaşmasının da hikayesi... Pes etmeden, vazgeçmeden her seferinde yakalanmasını umursamadan...

Biliyor musunuz sonunda Kelebek özgürlüğüne kavuşuyor. Affedildiğinden ya da suçsuz olduğu anlaşıldığından değil, tamamen kaçmayı başardığından dolayı özgürlüğüne kavuşuyor. İşte can alıcı nokta ve en sevdiğim yer kaçışısının nasıl gerçekleştiği... İnanılamaz bir şey ama çok da zekice...

Çok zevkle okumuştum, her yakalanmasının ardında ben pes etmiştim. Herhalde o kadar azimli olamazdım. Neyse ben çok beğendim ve benimde favori kitaplarım arasına girdi Kelebek.

Kesinlikle, gözüm kapalı okuyun diyebileceğim nadir kitaplarda biri. Kitap resmen "azmin" kelime anlamı gibi...

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum:
"Kelebek" Henri Charriere, işlemediği bir cinayetten müebbet kürek cezasına çarptırıldığında, yargıtaya bile başvurmayacak kadar umutsuz, toplumun gözden çıkardığı bir süprüntüydü. Uğradığı haksızlığın bilediği bir hınçla çok az insanın sağ kalmayı başardığı kürek cehenneminden kaçıp kurtulabilmek için aralıksız on üç yıl sürecek korkunç kaçma-yakalama-yeniden kaçma mücadelesine atıldığında kıçında gizlediği bir tüp içindeki bin altı yüz franktan başka hiçbir şeyi yoktu. Bugün dünyanın en çok okunan, en sevilen yazarlarından biri.

24 Eylül 2012 Pazartesi

12 Alex Haley - Kökler


Bu kitabın yorumunun bu blogda olması gerektiğini düşünerek okuyan birisi olarak yorumlamak istedim.

Kökler... Adından bahsederken bile halen tüylerim diken diken olur... Gerilim olduğundan değil. Bu bir gerilim romanı da değil zaten. Bu köleliği ve onların zaferle sonuçlanan savaşını anlatan biyografi tarzında bir kitap... Büyüklerimizin bildikleri dilde Kunta Kinte'nin ve onun torunlarının torunlarına varana kadar süren hayat hikayesi... Zaten hikayeyi anlatan Alex Haley'de onun soyundan gelen biri. Yanılmıyorsam yedinci kuşaktı.

Afrikalı zenci bir çocuğun ailesinden, arkadaşlarından, kabilesinden, topraklarından koparılıp bilmediği bir yerde başka insanlara mal gibi satılıp işkence edilip kimliğini inkar etmesi istenip bu çocuğun direnci ile başlayan bir soyun hikayesi. Gemilerde kendi dışkıları arasında onlarca insanın tıkılıp, daha sonrasında sahipleri tarafından işkencelere maruz kalmasını ve bunun karşısında güçlü duruşlarını okuyorsunuz... Erkekler tarlalarda, bahçelerde, ahırlarda çalıştırılırken kadınlar evlerde işlere bakıyorlar... Tabi ev sahibi olan erkeğin bazen zevklerini yerine getirmek de var. Zorla... İstemeyerek...

Kitabı okurken sayfalarına çok göz yaşı bıraktım... Yeri geldiğinde acılarından dolayı yer geldiğinde kazandıkları zaferi okurken...

Bu kitap asla iki üç günde bitmez... Kalınlığından değil... İçeriğinden... Okuduğunuz acılar o kadar içli ki hissediyorsunuz ve bunların gerçekten yaşandığını bildiğiniz için sayfaları çevirmeye korkuyorsunuz daha kötüsü ile karşılaşacağım diye...

En çok etkilendiğim kitaplarda bir tanesi... Hatta ilk sırada yer alan kitaptır da. Uzun süre etkisinden kurtulamadım ki bazen o sayfalarda anlatılanları hatırladığımda bile gözlerim dolar...

Hayatımda en çok parayı verdiğim kitaptı ama yine olsa yine gözümü kırpmadan verirdi. Üstelik ikinci el, saman kağıdından bazı sayfalarındaki yazıların solmuş olması, sayfaların kıvrık olmasına rağmen... Eee nede olsa 1979 basımı bir kitap... Benim gözümde tarihi eser... Kitaplığımın en nadide parçası...

Okumadıysanız mutlaka okuyun demeyeceğim. Çünkü bulamazsınız! Ben yedi sekiz sene önce üç yıl kadar aramamın sonucunda buldum şimdi ise bulmak imkansız... Ama olur da denk gelirseniz bence kaçırmayın. Okuduğunuza pişman olmayacağınız tek kitap!

Alex Haley bu kitapla Pulitzer ödülünü almış ve aynı zamanda yılın adamı da seçilmiş...

Kitabın konusunu size yazamayacağım zaten yorumumda ne anlattığına değindim. Zaten kitabın arka kapağında da konusu yazmıyor.

Kitap öyle bir kitap ki yayınlandığı yılda 14 baskı yapıp bir milyon kadarı bir ay içinde tükenen bir kitap... Ve yeni nesile dahi ulaşabilmiş...

Olur da bir sahafta, internette veya e-kitabına denk gelirseniz mutlaka okuyun, ama denk gelemezseniz de niye bulamıyorum demeyin. Çünkü yeni basımları yok...