Judith McNaught etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Judith McNaught etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2024 Salı

0 Judith McNaught - Historical Romans Kitapları


 Sıradaki yazarım Judith McNaught. 

Çünkü biz #illekitaplahistoricalokuyoruz ekibi olarak bu ay Judih McNaught okuyoruz. 

Bu kadının kitaplarına bayılıyorum, bahaneyle yeniden okuyor ve incelemelerini buraya yazıyorum. İlk olarak Royce Westmoreland'dan başlamış olabilirim ama emin olun devamı gelecek 😇

Yazarın kitapları teknik olarak seri değiller ama Westmoreland ailesininkiler sıralı okunsa daha iyi olur bence. Yani Düşler Krallığı - İçinde Aşk Saklı - Sen Gelmeden Önce şeklinde... 😇

Yazarın diğer kitaplarını seri diyemeyiz bu yüzden de sıralı okunma durumu yok. Umarım yazarın kitaplarını bulursunuz ve okuma şansı elde edersiniz ya da elinizde varsa bence birkaç kere daha okumalısınız. 😎

Videoda gösterilen kitapların hepsi "historical romans" türünde dolayısıyla da güncel romanları yer almıyor bunu bilelim lütfen. 

İşte Judith McNaught'un historical romans türündeki kitapları. 👇👇







14 Aralık 2024 Cumartesi

0 ALINTILAR // Judith McNaught - Düşler Krallığı (Westmoreland Saga #1)


 

Kitabın yorumu için tıklayınız!






O gece yemek yedikten sonra Jenny zihnini meşgul eden konuyu açtı yine. Kontun sakin bir anını kollayarak, "Kız kardeşimi görmek istiyorum," dedi.

"O zaman bunu benden rica etmeyi dene," dedi kont kısaca, "emretmeyi değil." Jenny onun ses tonu karşısında sertleşti, içinde bulunduğu bu durumu ve amacına ulaşmasının önemini değerlendirmek için durdu; sonra anlamlı bir duraksamadan sonra söyleneni başını eğerek kabul etti ve tatlı bir sesle: "Tamam o zaman," dedi. "Kız kardeşimi görebilir miyim efendim?"

"Hayır."

"Tanrı aşkına neden?" diye patladı Jenny, o bir anlık uysal ve ağır başlı tavrı unutulmuştu.

Kurt'un gözlerinde bir kahkaha patladı. Fiziksel ve zihinsel olarak ona yüz vermemeye karar verdiği halde onunla ağız dalaşı etmekten zevk alıyordu. "Çünkü," dedi. "Daha önce de söylediğim gibi, kız kardeşini kötü etkiliyorsun. Tek başına olduğu zaman, sen yokken kız kardeşin kaçmayı planlayacak cesareti bulamaz kendinde. Ayrıca o yokken, sen de kaçmayı düşünemiyorsun."

Jenny, onu çileden çıkaracak adlarla çağırmaya can atıyordu; ama böyle bir şeyi yapmak amacına ulaşmasını engellemekten başka işe yaramazdı. "Kaçmayacağıma söz versem bile bana inanmazsınız herhalde," dedi.

"Bunu yapar mısın?"

"Evet. Şimdi kız kardeşimi görebilir miyim?"

"Hayır," dedi Royce nazik bir şekilde, "maalesef."


*****

Royce geçen gece şefkatli, baştan çıkaran, ısrarlı bir aşıktı. Bugün ise Jenny'nin varlığını unutabilen bir yabancı.

0 Judith McNaught - Düşler Krallığı (Westmoreland Saga #1)


~~~*~~~
"Ee?é dedi Royce arkasından, "ne düşünüyorsun?"
Jenny ona döndü; gözleri hayranlıkla parlıyordu. "Harika bir yer," dedi yumuşak bir sesle. "Daha önce burası kadar güzel bir yer görmemiştim."
"Senin düş krallığınla boy ölçüşebilir mi?"
~~~*~~~

 

Bu ayın historical romans kitaplarında araya bir tane daha sıkıştırdım çünkü Instagram grubumuzda bu ayın yazarı Judith McNaught'tu ve bende yazarın historical türündeki bence en iddialı kitaplarından biri olan hatta başı çeken kitabı Düşler Krallığı'nı okudum.

Normalde Westmorland Üçlemesi'nin ilk kitabı ama düşündüğünüz şekilde değil. Bu kitap Claymore'un ilk dükünün hayatını konu alırken sonraki kitaplar onun soyunun devamındakileri konu alıyor. Sıralı okumasanız da olur ama tavsiyem her zaman serilerin sıralı okunmasıdır. 

Yoksa niye seri densin değil mi ama?

23 Ocak 2023 Pazartesi

0 ALINTILAR // Judith McNaught - Cennet


...

Cesaretini toplamak için derin bir nefes aldı ve devam etti.  "Bugün öğleden sonra apar topar yönetim kurulu toplantısına çağrıldım. Çok kızgındılar. Beni seninle ilgili konularda şirketin menfaatlerini korumamakla suçladılar."

Matt, sert bir sesle, "Çok aptalmışlar," dedi. "Seni ilgilendiren tek şeyin Bancroft Şirketi olduğunu anlara söylemedin mi?" 

"Tam olarak değil," dedi ve gülümsemeye çalışarak, "Benden seninle ilgili bazı ifadeler ve resmi mercilere yazılmış şikayet mektupları imzalamamı istediler. Spyzhalski cinayetiyle ilgili olduğuna, benden aldığın bilgilerden yararlanarak şirketin kontrolünü ele geçirmeye çalıştığına ve bomba olaylarında parmağın olduğuna dair suçlamalarda bulunmamı izlediler."

Matt alaydı bir ifadeyle, "Hepsi o kadar mı?" diye sordu. 

Meredith, "Tam olarak değil," dedi. Matt'in yüzünde hala onunla ilgilendiğini gösteren sıcaklık, bir işaret arıyor ama göremiyordu. Gördüğü tek şey insanların etraflarında toplanmaya başlıyor olmalarıydı. "Onlara..." genç kadın bir an durakladı, Matt'in kendisini dinlemek istemediğini düşünüyordu.

Matt, "Onlara ne söyledin?" diye sordu. Meredith yeniden ümitlenerek sözlerine devam etti. "Onlara," dedi, başını gururla yukarı kaldırarak, "bana onlara söylememi tavsiye ettiğin şeyi söyledim."

Matt'in yüzündeki ifade değişmemişti. "s**tir olup gitmelerini mi?"

"Yo, tam olarak öyle değil," dedi. "Onlara cehenneme kadar yolları olduğunu söyledim."

Matt cevap vermemişti. Genç adamın gözlerinde beliren gülümsemeyi gördüğünde Meredith'in kalbi heyecanla çarpmaya başladı. "Sonra," diye sözlerine devam etti. "Avukatın aradı ve altı gün içinde boşanmak için başvuruda bulunmazsam, senin adına kendisinin başvuracağını söyledi. Ona da dedim ki..."

8 Temmuz 2022 Cuma

1 ALINTI // Judith McNaught - Düşler Krallığı


Odasının kapısı hızla açılıp duvara çarpınca irkildi. "Şalını al," dedi Stephen Westmoreland sert ve uğursuz bir sesle. "Benimle o sahaya geliyorsun, yoksa ben seni sürükleyerek götürürüm!"
"Gelmiyorum," dedi Jenny, yine pencereden bakmaya başladı. "Kocam ailemi parçalara ayırırken gülmeyi midem kaldırmıyor."

Stephen Jenny'yi omuzlarından tutup kendine çevirdi, sesi sertçe vurulmuş bir kırbaç gibi şakladı Jenny'nin yüzünde. "Sana ne olduğunu söyleyeyim! Kardeşim o sahada ölüyor. Senin akrabalarına dokunmayacağına yemin etmişti, turnuvada bunu anladıkları an senin değerli akrabaların onu kesip biçmeye başladılar!" dedi dişlerini sıkarak. Jenny'yi sarsıyordu bir yandan da. "Turnuvada onu parçalara ayırdırlar! Royce şimdi mızrak yarışında. Yuhalayıp duran şu kalabalığı duyuyor musun? Onu yuhalıyorlar. Çok kötü yaralandı, attan düştüğünden beri bilincinin yerinde olduğunu sanmıyorum. Onları mızrak yarışında oyalayıp alt edebileceğini sanmıştı ama yapamıyor. Üstelik on dört İskoç daha ona meydan okudu!"

14 Mayıs 2017 Pazar

2 Judith McNaught - Koru Beni


~~~*~~~
Şu tepelerde bir yerde, arabasını ve kocasını kaybetmişti. Neredeyse hayatını da kaybedecekti. Şimdi de aklını kaybetmek üzereydi. 

~~~*~~~

Uzun zaman sonra ilk defa Mcnaught kitabı okumanın tadı paha biçilemez. Bu yazarın kitaplarını çok sevdiğim değişmez bir gerçek. Kadın aşk romanları kraliçelerinden o kadar iyi yani. Her kitabında beklentim tavanda olurdu ve yazar da bu beklentiyi sonuna kadar karşılardı.

Ancak bu kitap bir değişik geldi. Ben koyu bir aşk romanı beklerken tamamen polisiye ve gizemin içerisine serpiştirilmiş aşk var gibiydi. Kendimi kelimenin tam anlamıyla yarısından fazlasını okuyana kadar hep polisiye roman okuyormuş gibi hissetti.

Yazarın kalemine taparım ancak bu kitabında gerçekten bu kitabı o mu yazmış diye düşünmedim değil. Ha kötü değildi sadece diğer kitaplarında iliklerimize kadar hissettiren ve kalbimizi titreten aşk hikayesinden çok polisiye kısım ön plandaydı dolayısıyla bu kitabı okurken kesinlikle polisiye ağırlıklı bir kitap okuyacağınızın bilincinde olun.

8 Nisan 2013 Pazartesi

3 Judith McNaught - Sana İhtiyacım Var


Ah Judith ahh... elimdeki son Judith McNught kitabı okumanın hüznüyle doluyum... Henüz okumadığım bir kitabı daha olduğunu düşünerek kendimi mutlu etmeye çalışıyorum.

Açık açık söylemek gerekirse şimdiye kadar okuduğum McNaught kitaplarından en düşük seviyedeki kitabıydı. Bilmem ilk romanı falan mıydı ama diğer kitaplarının yanında biraz sönük geldi. Güzeldi, akıcıydı ve aşk doluydu belki ama bana biraz aşk doluluğu konusunda eksik geldi. Neden böyle hissettim okurken bilmiyorum ama McNaught kitapları okurken aşkı genelde iliklerime kadar hissederken bunda o hissi yakalayamadım...

Ramon'un maço erkek havalarındaki tutumu ve buna rağmen Katie'ye karşı uzlaşmacı ve ımmm... yumuşak... anlayışlı... aslında tam olarak hangi kelime karşılığı olur karar veremedim... çok güzeldi. Sinirlendiğinde, gururu kırıldığında bile öfkesini kontrol edebilmesi iyiydi. Katie'nin de geçmişindeki izleri atamadığı için kendini aşka kapamasını okumak ilginçti... güzeldi diyemiyorum ya da nefes kesici... çünkü sadece okumakta kaldım :( her şey bir anda oldu bitti gibiydi. Yani Ramon, Katie'ye yer sordu, onu adamdan kurtardı ve aşık oldu... Allah aşkına inandırıcılık bile yoktu bunda...

Neyse, McNaught sevgim o kadar güçlü ki onun bir kitabını kötü yönde eleştirmek ihanet ediyormuşum hissi uyandırıyor :))

Her şeye rağmen kitapta kahkaha attığım sohbetler vardı. Her ne kadar duyguları hissettiremese de bazı diyaloglarda oldukça eğlendiriciydi. Bunlardan birini sizinle paylaşmak istiyorum :))

"Biraz yorgunum. Sanırım uyumaya gideceğim."
"Peki yatakta ne düşünüyor olacaksın?" Ramon şaka yapar gibi sormuştu.
"Mutfak için renk düzenini," diye yalan söyledi Katie.
"Ah, gerçekten mi?"
Katie gülerek kafasını salladı. "Sen ne düşünüyorsun?"
"Ananasların toptan fiyatını."

Ve... ve... Söylemeden geçemeyeceğim bir yer daha var. Katie, anne ve babasına Ramon ile evleneceğini söylediği zamanki konuşmalar da çok güzeldi. Hele annesi ile babasının yalnız özel olarak konuştukları zaman çok iyiydi :))

Genel anlamda Judith McNaught kalemine göre sönük olsa da diğer yazarların kalemine göre fena bir kitap sayılmazdı. Kolay okunabilen ve çabucak biten bir kitaptı bu yüzden tavsiye edebilirim. Ancak McNaught kaleminin gücünü biliyorsanız büyük bir beklentiyle okumayın :))

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:
Bir Cuma gecesi Katie'nin hayatına çok çekici bir yabancı girdi. Pazar günü hayatı tamamen değişmişti.
Çok güzel genç bir kadın olan Katie Connelly acı dolu geçmişini iyi bir kariyerin, güzel bir evin, özgürlüğün ardında gizliyor, erkeklerden olabildiğinde uzak durmaya çalışıyordu. Hayatındaki en önemli eksikliği ise farkında değildi; ta ki gururlu, yakışıklı Galverra'yla tanışana kadar.

5 Nisan 2013 Cuma

2 Judith McNaught - Kalbim Sende Kaldı


Okumadığım son üç McNaught kitabından biriydi "Kalbim Sende Kaldı" şimdi geriye iki tane kaldı. Bazen hepsini okusam biran önce diyorum bazen de acele etme dur sonra özlersin kadını diyorum ve duruyorum. Gerçekten özlenecek bir kalemi var kadının. Bu kitabı da diğer okuduğum kitapları kadar güzeldi. 300 sayfalık bir kitabı değil de sanki 50 sayfalık bir kitabı okumuşum gibi hissettirdi bittiğinde. Bu kadının kalemi kadar güzel yazan cidden çok az yazar var... Gönlümün kraliçesi...

Bu paragrafta kitap içeriğine girebilirim :)) Kitapta en zevk aldığım yer Nick, Jim ve Lauren üçlemesi arasındaki sohbetlerdi. Hele ki benim kazağım muhabbetine çok güldüm ki güldüğüm çok muhabbet olmuştu.  Ama Nick'in Lauren'i kovduğunda tüylerim diken diken oldu. Özellikle Lauren'ın sadece ince bluzla kapını önüne konulup Tony'e gittiği kısımlar insanın içinde burukluk oluşturacak derecedeydi. Gerçi Nick'de kendince haklıydı ama yine de dinlemesi gerekirdi, Lauren'e kendini savunması için bir şans vermeliydi... Neyse kitabın son bölümde de romantizm muhteşemdi ve sayfalar buram buram aşk kokuyordu neredeyse... Ayy kitabın son 50 sayfası favorimdi... :))

Nick aslında Jim'e çok teşekkür etmeli çünkü ikinci kez tam Lauren'i kaybetme safhasındayken yardım etti. Jim gibi bir arkadaşı olduğu için çok şanslı bence :)

Lafı çok uzatmayacağım ve kitabı herkese tavsiye edeceğim. Cidden Judith McNaught ne yazarsa okunur, her yazdığı okunacak nadir yazarlardan ve onun adının göründüğü her kitabı şüphe etmeden alıp okurum ve sizlere tavsiye sizde alıp okuyun :))

Yine dayanamayıp çok beğendiğim iki yerdeki alıntıyı sizinle paylaşmak istiyorum.
Bu alıntı Nick ve Lauren'in henüz yeni tanıştıkları anda aralarındaki küçük konuşmadan bir parça...

"Camdan bir ayakkabıya ayağı uyan bir kadını arayan erkekle ilgili bir masal mı vardı?"
Lauren gözleri ışık ışık parlayarak başını salladı. "Külkedisi."
"Bu ayakkabı ayağına uyarsa bana ne olacak peki?"
"Seni yakışıklı bir kurbağaya çevireceğim."


Bu sözler Nick'in aklından uzun bir süre çıkmadı diyerek de küçük bir tiyo verebilirim :))
Bu sözler de Nick'in Lauren'i tanımlama şekli :)) Ahh üstelik bu sözleri Lauren'in yüzüne söylüyor diyerek sizleri biraz meraklandırayım :))

"O tenime batan bir diken, ayağımın altında beliren bir su kabarcığı gibi. Gözleri meleksi, vücudu aklımı uyuşturuyor, ayrıca bir İngilizce profesörünün kelime bilgisine ve bıçak kadar keskin bir dile sahip."

Bu kadar alıntı yeter, şiddetle okumanızı tavsiye ederim :)
Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:
Judith McNaught’tan…Yüreğin Kraliçesinin Beklenen Romanı Gönlünüzü Fethedecek! Kaderi Olan Adamı Bulduğuna İnanan Bir Kadın... Saf Mutluluğun Acı Gerçekler Karşısında Boyun Eğdiğini Bilen Bir Adam... Tutku Uçurumunun Geri Dönüşü Olmayan Derinliklerine Sürüklenen Duygu Yüklü Bir Aşk Hikâyesi... 
Global Endüstri’nin yakışıklı genel müdürü Nick Sinclair işini nasıl idare ediyorsa kadınları da aynı şekilde idare ediyordur... Büyüleyerek, meydan okuyarak ve acımasızca kendisine hâkim olarak. Her şeyin en iyisine alışık bir adam olan Nick, Lauren Danner’ı işe aldığında bu mağrur güzelin kendisi için sıradan, yeni bir zafer olacağını düşünür. Fakat Lauren’ın parlak zekâsı ve nadir rastlanan azmi gözlerini kamaştırır, dahası kendisine karşı koymada ustalıkla yol alan bu cezbedici güzele âşık olur. Ama Lauren’ın hayatı bir yalan üstüne kuruludur ve bu oyun her geçen dakika daha da tehlikeli bir hal almaktadır. Sırrı, Nick’in ona olan hassas güvenini ve o ana dek tanıdığı en güçlü adamla gelecekte birlikte olma umudunu tamamen yok edecek midir?

15 Şubat 2013 Cuma

0 Judith McNaught - Kusursuz [Alıntı]


J.McNaught'un favori kitaplarından biri Kusursuz ve eğlenerek okuduğum bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Dilerseniz kitabın yorumunu da blogumuzda bulabilirsiniz. 

"Julie, şimdiki aklım olsa, sana bunların hiçbirini yapmazdım. Bu geceye kadar yaptıklarım hiç değilse çaresizlikten kaynaklanıyordu. Ama bu... Ama şu son yaptığımın bağışlanacak yanı yok. Olayı açıklamaya yardımcı olacak şeyler var ama bunlar mazeret olamaz. Kadınsız geçen beş yılın bir erkek için çok uzun bir zaman olduğunu anlamayacak kadar saf olamazsın... Bu geceki davranışımın sebebi bu değil elbet. Asıl sebep seni ilk andan beri arzulamış olmam..."

"Devam et,"

"Devam mı edeyim?"

"Evet. Tam iyi şeyler söylemeye başlayacaktın."

"İyi şeyler mi?"

"Konuşmaya çok kötü şeyler söyleyerek başladın. Benimle seviştiğine pişman olduğunu söyledin. Saf olduğumu ekleyerek işi daha da berbat ettin. Sonra da beş yıl kadınsız kaldıktan sonra hangi kadın olsa seve seve kabul edeceğini belirtin..."

"Böyle mi söyledim?"

"Aşağı yukarı."

Kızın gülümsemesi sanki bulaşıcıydı. Zack sırıttı. "Ne büyük kabalık etmişim!"

"Çok."

Birkaç dakika önce bu kız yüzünden utanç ve acı içindeydi. Beş dakika önce onunla cennete gidip gelmişti. Şimdi ise genç kadın onu güldürüyordu. Zack, şimdiye kadar hiçbir kadının onu böyle etkilemediğinin farkındaydı. 


15 Eylül 2012 Cumartesi

3 Judith McNaught - İçinde Aşk Saklı


Juditht McNaught gerçekten kalemine saygı duyduğum yazarlardan birisidir.Karakterlerin duygularını, yaşadıklarını o denli güzel anlatıyor ki hikayenin içine süzülüveriyorsunuz. İçinde Aşk Saklı'da kuşkusuz en iyi romanlarından birisi, öyle ki beni aşk romanı okumaya iten kitaptır kendisi.

Muhtemelen okuyabileceğiniz en uzun ve doyurucu tarihi aşk romanlarındandır İçinde Aşk Saklı. Clayton ve Whitney'in aşkı gerçekten tekrar tekrar okunmaya değer. Whitney'in, Paul'u takıntı haline getirişi ile başlayan roman ilk andan itibaren ilginizi hep kitapta tutmanızı sağlıyor. Hepinizin bildiği gibi bir kitabı güzel kılan şey, onu "Acaba şimdi ne olacak?" Merakı ile okumaktır. İşte bu kitapta sürekli olarak neler olacağını merak edebilirsiniz :)

Uyarıyorum hem Whitney'e hem de Clayton'a sık sık kızacaksınız. Birisinin aklı başına geldiğinde diğerinin aklı başından gidiyor ve bu kesinlikle bir okur olarak sizi deli ediyor :D Ama kavuşmalarına kadar geçen zamanda çektikleri tüm o sıkıntıların sonunda gerçekten birlikte alacakları an geldiğinde sanki siz sevgilinize kavuşmuş gibi hissediyorsunuz :D

McNaught, özellikle o "kavuşma" anını öyle güzel ayarlamış ve öyle tadında yazmış ki o sahneyi kaç kez okuduğumu hatırlamıyorum bile.

Kitabın en sevdiğim yanlarından birisi de evlilikten sonra sona ermemesi. En nefret ettiğim şey tüm kitap boyunca kavuşmasını beklediğiniz çift kavuşur kavuşmaz kitabın sona ermesi... E o kadar meraklandık yazarcım, çiftimizi bir görseydik :D

Kitapta her ne kadar evlilikte de problemler olsa da yine de okumak çok güzeldi. Kısacası kitap, bu türü seven herkese kesinlikle tavsiyedir. Atlamayın ve mutlaka okuyun derim. Okumayanlar için, buyurunuz tanıtımı;
Dirseğini çimenlere yaslayarak Whitney'in yanına uzandı Clayton. Başparmağıyla Whitney'in yanağına dokundu ve genç kadının elmacık kemiğinin nazik kıvrımını parmak ucunda hissetti. Clayton bu kadının ruhuna, tazeliğine tapıyordu adeta; Whitney'in tutkusu iç yakıcı ve tahrik ediciydi. Bunu düşündüğünde bile Clayton iliklerine yayılan keskin bir acı hissediyordu. Bu kadın tıpkı onun umduğu gibi, hatta umduğundan da öte bir yaratıktı; inatçıydı, tatlıydı, şehvetliydi, küstahtı ve zekiydi. Heyecan verici bütün zıtlıkları içinde barındıran bir hazineydi. Clayton'ın hazinesiydi!

5 Eylül 2012 Çarşamba

0 Judith McNaught - Düşler Krallığı


Judiht McNaught, Julie Garwood ile birlikte favori yazarlarımdandır ve şüphesiz en iyi kitaplarından birisi olduğunu düşündüğüm Düşler Krallığı'nın bundaki katkısı epey büyüktür.

Aslında konu, kitabın klasik bir tarihi roman olduğunu düşündürebilir. Ama McNaught'un kalemi o kadar iyi ki kendinizi olayın içine tam anlamıyla sürüklenmiş olarak buluyorsunuz. 

Kitabın içeriğine gelecek olursak...

Royce ve Jenny'nin aşkı gerçekten kuvvetli ve okuyucunun içinde hissettiği bir aşk. Jenny'nin kendi ailesine karşı duyduğu ve aslında onların hiç hak etmedikleri sevgi ile saygının Royce ile ilişkisinde neden olduğu pek çok şey okurun boğazını düğümleyecek cinsten. Özellikle arena bölümü ve Jenny'nin açıkça ilesini seçmesi, Royce'un buna verdiği tepki ve sonrasında yaşananlar... Öylesine derin işlenmiş ve anlatılmış sahneler ki satırladan başınızı kaldırdığınızda aslında kitabın içine ne denli girdiğinizi hatırlıyorsunuz.

Kitap boyunca sürüp giden kızgınlık ve düşmanlıklar, sürekli devam eden mücadele hali, iki tarafında hissettiği yoğun ihanete uğramışlık hissi ve bunun devamında gelen kızgınlıklar ve tüm bunlara rağmen güçlü bir şekilde hissedilip yaşanan bir aşk var bu kitapta. Şiddetle tavsiye ediyor ve okuduğunuza pişman olmayacağınızı söylüyorum.

Kitabın konusu;
Bir İskoç dükünün kızı olan Jennifer Merrick, 'Kurt' lakabıyla anıla İngiliz Claymore Dükü Royce Westmoreland tarafından manastırdaki okulundan kaçırılır. Dük, düşmanlarının yüreğine dehşet salan, adını duyan herkesin dudağını uçuklatan bir savaşçıdır, ama Jennifer de onun ününü umursamayacak kadar inatçı ve yürekli bir kızdır. Ailesine saldırmak üzere olan savaşçı kendisini tutsak aldığında, ondan kurtulmak için akıl almaz bir zeka kıvraklığı ve özgüvenle, küstah, alaycı ve yakışıklı düşmanını şaşkına çevirir. 
Ancak onun güçlü kollarında aşkı bulduğu andan itibaren Jennifer için hayat; gururunun, ailesine karşı hissettiği vefa ve koruma duygularının, karşı koyamadığı bir aşkla çatıştığı tehlikeli bir tuzağa dönüşecektir...

1 Eylül 2012 Cumartesi

0 Judith McNaught - Kusursuz


Yorum: Çiğdem

Kusursuz bir kitap!

Şöyle söyleyeyim kapağı ne kadar kötüyse içeriği bir o kadar güzel olan bir kitap. Açıkçası bu romanı okumayı sürekli erteledim başlarda çünkü kitap kapağının benim adıma itici bir havası vardı. O yüzden kapağın ve tanıtımının bu kitaba büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü asla içeriğinin kalitesini yansıtabilecek kadar iyi değil. Orijnal kitap kapağı kesinlikle çok daha iyi.
Bu konuda ki sitemimi geçecek olursak... :)

Judith McNaught'un Türkçeye çevrilen tüm kitaplarını okumuş olan birisi olarak gönül rahatlığıyla en iyi romanlarından birisi olduğunu söyleyebilirim, hatta benim için kesinlikle ilk ikide yer alıyor.

Kitabı okumayanlar için hemen şu an, kitabı şiddetle tavsiye ettiğimi söylemek istiyorum çükü yapacağım yorumda kitap içeriğine ciddi anlamda değinebilirim ve istediğinizden fazlasını okuyabilirsiniz :) Kitabı daha sonra okumayı düşünenler için söylüyorum: Okuduğunuzda ertelediğiniz her saniyeye pişman oluyorsunuz...

Bu noktadan sonra dikkat, çünkü kitap içeriğine giriyorum :)

Zack'in yaşadıkları benim gibi haksızlığa gelemeyen insanlar için tam olarak çıldırma sebebi. Öyle ki daha başlar başlamaz babaannesinin ona karşı takındığı tavır ile bile sinirleriniz zıplayabilir. Tabii karısı ve arkadaşları da ayrı bir alem. O yüzden bu sinir bozucu kısmı atlayıp direk olarak Zack ile Julie'nin ilişkisinden bahsetmek istiyorum.

Zack'in tamamen haklı kaçışı, arkadaşının ölümünden kendisini sorumlu tutması, Julie'nin ölmesine sebep olduğunu düşünüp kendisini ölüme bırakması, Zack ve Julie'nin dağ evindeki kavgasından sonra Julie gitmeye karar verince yaşanan olaylar ve diyaloglar, Zack'in Julie'yi dağ evinden gönderdiği an ve yine Zack'in Julie'ye hissettiği her şeyi anlattığı mektup gibi duygusal anlamda gerçekten içinize dokunan sahnelerin sıklıkla karşınıza çıkacağı bir roman bu. Ama özellikle bir hava alanı sahnesi vardı ki en çok gözlerimi yaşartan sahne odur. Ayrıca kitap boyunca Julie'ye en çok kızdığım sahne...

Detaylı olarak anlatmak istemiyorum, okumayanlar için, kitabın tadı kaçmasın diye ancak ne olursa olsun Julie'nin Zack'e olan inancını bir şekilde kaybedebilmesi benim canımı sıkan bir noktaydı. Ayrıca genelde bayan yazarların kitaplarında karşılaştığımız üzere: O ciddi hatayı yapıp Zack'in hayatından 6 ay daha çalan Julie'nin değil, Zack'in özür dilemesi de hoşlanmadığım bir ayrıntı. Özür dilemesi gereken o değildi ki! O sahne Zack'in açısından anlatılsa nasıl bir şey çıkardı ortaya merak ediyorum :)

Ama yine de Julie'nin kötü hissetmesi bu konuda benim gibi ona kızanların iyi hissetmesine neden olacaktır :) Bu konuda bir az vicdansızım sanırım çünkü Julie'nin acı çekmesinden, zayıflamasından ve kendi hayatına gerçek anlamda odaklanamamasından inanılmaz zevk aldım. Sürekli bir "oh olsun" modundaydım.

Julie'ye aşık olan FBI polisinin istemeden de olsa onları bir araya getirmesi de güzel bir ayrıntıydı bence.

Bu dramatik kısımları geçecek olursak eğlenceli kısımları da bir o kadar tekrar tekrar okunası sahnelerdi. Julie ve Zack'in birlikte film izledikleri anlar okuduğum kitaplardaki tüm eğlenceli sahnelerden sıyrılabilir benim için...

Julie'nin, Zack'i sevişme sahnelerinde izlemek istemediği için hiç bir filmini izlemeyi teklif etmemesi,   Zack'i beğendiği aktörler arasında saymaması ve Zack'in buna ciddi anlamda bozularak izlediği tüm filmlere ve aktörlere berbatmışçasına yorumlar yapması ve nihayetinde de Julie'nin, Zack'in oynadığı bir filmdeki sevişme sahnesini izlemesi üzerine yaşanan kıskançlık diyalogları gerçekten çok keyifliydi. Ya da kardan adam yapmaya çalıştıkları sahneler...

Sahnelerden bahsettikçe aklıma bir yenisi geliyor ve şu an bile çok konuşmuş durumdayım aslında. Bu yüzden daha fazla uzatmadan bu noktada susup sözü İnci'ye bırakıyorum. Bu kitabı ikimiz de ayrı ayrı yorumlamak istedik çünkü gerçekten okuyucusu için ayrı bir yer edinen bir kitap en azından bizim için böyle. Şu ana kadar aklıma dört ya da beş kez okuduğum ve şu an hakkında bu kadar çok konuştuğum için yeniden okuma isteğiyle dolduğum kusursuz Kusursuz'u herkese şiddetle tavsiye ederim.


Yorum: İnci Pyn'ın

"İçinde Aşk Saklı"'dan daha güzel bir kitap. Çok iddialı oldu ama benim için öyle :)

Kitap yorumuna "Zack'in büyükannesinden nefret ediyorum" diyerek başlamak istiyorum. Ki gerçek duygum da bu ne olursa olsun! Ki Zack'i kovmakla ve men etmekle kalmadı resmen kardeşleri ile görüşmesini de yasakladı. Yaşlı, moruk kadın!!!  Ve küçük bir uyarıda bulunuyorum kitap içeriğine girmiş olabilirim. :)

Zack'in kendi hayatını kendi kurması ve başarıya ulaşması takdire değer kısımlardı. Ama tabi karısından yediği kazık da ayrı bir olay. Kadın ölmeyi zaten hak etmişti. Suçsuz yere hapse girip oradaki zorluklara dayanması işte benim Zack'im dedirtir. Tabi biz bunları detaylı okumadık ama ben hayal gücümü konuşturdum :)

Julie'nin da sütten çıkmış ak kaşık olmaması yazarı daha çok sevmeme neden oldu. Kusurlu karakterler okuduğumuzda daha gerçekçi geliyor. En azından benim için. Julie'yi evlaklık alan aile de gerçekten çok iyi yürekli insanlar. Aslında Zack'in büyükannesinin bu gibi insanları örnek alması gerekir! Neyse konudan sapmayalım. :)

Zack ve Julie'nin tanışmalarından kitap sonuna kadar olaylıydı. Severim böyle kitapları. Hiç adrenalin bitmiyor. Merakla okuyorsunuz. Tabi bunun yanında üzüldüğüm ve gözlerimin dolduğu ve tüylerimin diken diken olduğu sahnelerde vardı. Mesela Zack'in mektubu ben gülümsetirken dgözlerimi doldurdu ve havaalanında yaşananlar... Julie'nın durumu... Zack'in yanlış anlaması... Ve Zack'in elindeki yüzük... İşte bu kısım itiraf ediyorum beni ağlattı. Normalde duygusal değilimdir ama kitaba nasıl kaptırdıysam kendimi düşünün işte...

Kitapta Matt ve Meredith'i görmek güzeldi. Onlarında yardımı oluyordu tabi. Ahh bir de Julie'nin ağabeyi ve eski karısı... Bir de FBI ajanları var tabi... :) FBI denilince macera kovalamaca sanmayın :) Sadece hapisten kaçan suçlu birini arıyorlar :)

Zack'in buzlu suya Julie için girmesi ve kurtarma çabasına girmezsem içimde kalır. Karısını öldürmüş suçlu birinin yapacağı bir hareket değil bu! Ve aktörler hakkında Julie ve Zack'in konuşmalarında kahkaha attım. Gerçekten çok güzeldi o sayfalar ama inkar edemem yazarın tanıdığımız ve oyunculuğuna hayran olduğumuz oyuncuları da kötüler yazmasını kınadım. Ha tabi kitap alt tarafı ama işte görmek istemediğim bir şeydi şahsen benim.
FBI memurunun Zack'in ofisine girip mektup ve iki video kaset verdiği zamanki Zack'in tavrına sinir oldum. Gerçi kendince haklıydı ama olsun. :)

Son sahne de Zack'in kasabaya geldiğindeki sayfalar çok güzeldi. Taksi şoförünün Zack'e karşı olan konuşmaları, Julie'nin öğrencilerinin konuşmalarını hep gülümseyerek okudum. Ama asıl kahkaha attığım kısım kasabadaki oteldeki balayı süiti idi. Kemiklerini Dinlendir Oteli'nde, mor döşenmiş, mutfağı olan balayı süiti. Meredith ve Matt'e bundan bahsederken bende kahkaha attım.

Ben bu kitabı Çiğdem'in baskısı ile aldım ve okudum. Ama bayıldım. Okumayanların okumasını şiddetle tavsiye ederim. Benim favori kitaplarımdan biri.

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum:
"Kuşkusuz, acıklı çocukluğunun kaosundan sıyrılıp kusursuz bir yaşam yaratmayı başaran bir genç kızın, korkunç bir suçla itham edilirken inatla masum olduğunu iddia eden genç bir adamla karşılaşmasının ve ikisini birbirine bağlayan çaresizlik, aşk ateşi ve tutkunun dramatik öyküsüdür.  
Koruyucu aileler arasında sürüklenirken kendisini evlat edinen ailenin sevgi şemsiyesi altında, yüreğinin yaraları iyileşen Julie Mathison, hayat dolu bir genç kıza dönüşmüştür. Yaşadığı küçük Teksas kasabasında öğretmenlik yapmakta; kendisine koşulsuzca verilen sevgiyi, sevgiyle geri ödemek ve hayalindeki 'kusursuz' hayata ulaşmak için elinden geleni yapmaktadır.  
Ve... Bir gün Julie'nin hayatı, karısını öldürmekle suçlanan, Oscar ödüllü yönetmen/aktör Zachary Benedict'in hayatıyla kesişir... Teksas hapishanesinden kaçan Zack, genç kızı rehin alır ve Colarado tepelerine götürür. Julie dehşet içinde, ondan kaçıp kurtulmak içinden elinden geleni yapar; ancak bu yakışıklı yabancıya umarsızca kapılmıştır ve beyninde, genç adamın masum olduğunu fısıldayan, bir türlü susturamadığı bir ses vardır..."

31 Ağustos 2012 Cuma

1 Judith McNaught - Cennet


Sevdiğim yazarlardan biri ve kitabı. Her kitabı farklı bir tatta ve Cennet'te tam 'Cennet' tadında bir kitap. 

Dikkat edin arkadaşlar kitap içeriğine girmiş olabilirim. 

Meredith'in küçükken ki yalnızlığı ve sonra Lisa ile olan arkadaşlığı çok şekerdi. Tipik çocuk endişeleri denemezdi Meredith'in endişelerine, yalnızlığına çünkü kitapta yaşından çok daha olgun bir kız görüyorduk. Her neyse detaylarla boğmayalım okuyucuyu :)

18 yaşında Matt ile tanışmaları çok güzeldi. Birbirlerine karşı tavırları ve henüz başlarda birbirlerine karşı olan çekimleri... Aşk kendini göstermeye başlıyordu daha başlarda. Üstelik Meredith'in başından beri olan dürüstlüğü ve Matt'le birlikte olmasını babasını sinir etmek için olduğunu söylemesi takdire değerdi. Bunu da geçtim Matt'i de tebrik etmek gerek... Tek bir birliktelikle Meredith hamile kaldı. 

Matt'in evinde geçirdikleri zamanlar çok güzeldi. Okumaktan zevk aldığım asıl sayfalardı. Hatta Matt'in babasının tavırları da harikaydı. Yaşlı moruk bir babadan beklenmesi gerektiği gibi yaklaştı hep Meredith'e. Ama asıl hainliği Meredith'in babası yaptı. O an adamı elime geçirsem parçalardım.

Her neyse :) Birbirlerinden boşandıklarını zannetmelerine rağmen boşanmamış olmaları aslında beraber olmaları için bir ışık gibi bir şey oldu. Gerçi yine de birbirlerini çok kırdılar ya neyse. Aşkta her şey oluyor...  

Matt'in Meredith'e söylediği şu sözler favori sözlerim. 

"Eğer yanıma taşınırsan, sana cenneti altın bir tabakta sınarım. İstediğin her şeyi. Kendimle beraber elbet! Bu bir paket anlaşma."

Matt adamım çok romantiksin... 

Harika bir kitaptı. Okumayanlara tavsiye ederim ve garanti veriyorum Judith yazarsa okunur arkadaş! 

Kitabın konusunu ise arka kapaktan yazıyorum: 
"Bancroft mağaza zincirinin mirasçısı Meredith, babasının baskıcı dünya görüşü nedeniyle yalnız ve mutsuz bir çocukluk geçirmiştir. On sekiz yaşındayken hayatına giren Matt, deneyimsiz genç kızın dünyasını aşkla donatır.İki genç de ışığa kabuşmak için ölümü göze alan pervaneler gibi kendilerini aşk ateşine atarlar. Ancak acıklı rastlantılar ve Philip Bancroft'un korkularından kaynaklanan tutuculuğu her şeyi tersine çevirir. Aşk her iki genç içinde üstüne perde çekilip unutulması gereken bir duyguya dönüşür. Yıllar sonra tekrar karşılaşıncaya kadar... Fakat yıllar pek çok şeyi değiştirmiş, ikisinin de önünden başka ufuklar açılmıştır."