Her akşam yaptığım gibi bu akşamda dosyalar kucağımda eve
geldim. Artık şirkette işlerimi bitiremez olmuştum. Eski nişanlımı yeni
sevgilisi ile gözümün önünde kırıştırmasını izlerken işlerime odaklanmak
oldukça zor oluyor ve zaman alıyordu. Sonucunda da yarım kalan bütün işler
tamamlanmak üzere eve geliyor ve bana bütün gece arkadaşlık ediyordu.
Kollarım dosyalarla dolu bir şekilde apartmandan içeriye
girdiğimde alışkanlık gereği posta kutusunu kontrol ettim. Posta kutusundaki
bütün zarfları dosyaların üzerine koyarak
asansöre doğru ilerlemeye başladım. Normalde hemen orada kimden gelmiş
olduğuna bakar sonra içinden ne çıkacağını düşünerek eve çıkardım ama aklım
işlerimle kollarım da dosyalarla doluyken bu imkansız görünüyordu.
Asansörle en üst kata çıktım. Dairem en üst kattaydı… Bir
çatı katı… aslında çatıya dubleks bir daireydi ve bu benim hep istediğin bir
şeydi. Dairemin önüne gelince kapıyı açıp içeri girdim. Ahh! Evim… İnsan evini
özler miydi? Ben özlüyordum. Burası kendimi huzurlu hissettiriyordu… İçimi
rahatlatıyor sıkıntılarımı unutturuyordu…
Dosyaları masanın üzerine koydum ve mutfağa gittim bir kahve
fena olmazdı. Hemen kahvemi hazırladım ve masanın başına gidip zarflara bakmaya
başladım. Hep iş teklifleri… Belki de artık bu şirketten ayrılmam gerekliydi
ama işte kendime yediremiyordum. Sanki… sanki ondan kaçıyormuş gibi görünmek
istemiyordum ama belki de artık bir yenilik gerekiyordu hayatıma.
Düşüncelerimi bir kenara bırakıp kahvemden bir yudum aldım
ve başka bir zarfa baktım. Bu zarfı elime alınca altındaki davetiye dikkatimi
çekti. Bu bir düğün davetiyesiydi. Elimdeki zarfı diğerlerinin yanına korum ve
davetiyeyi elime alıp açtım… Ahh! Hayır! Hayır… hayır… hayır….
Lanet olsun!