30 Eylül 2012 Pazar

1 Nora Roberts - Geçmişin Gölgeleri


Senatör... MacGregor'ların avukatlık yaptıklarını sanırdım hep ama bu sefer karşıma Senatör olarak çıktı. Gerçi hukuk okumuş Alan ama Senatör ve başkanlığa oynuyor... Alan, düzenli, planlı programlı çalışan takımı elbiseli bir adam... Shelby ise aykırı, asi, kendine göre yaşayan ve plansız disiplinsiz bir kadın... Hani derler ya zıt kutuplar birbirini çeker diye bunu bu kitapta görüyoruz. 

Alan'ın Shelby'e gönderdiği hediyelere bayıldım. Eee karşındaki kadın diğerlerinden farklıysa, farklı olan hediyeleri hak ediyor demektir. Ama kabul bir sepet çileğe bende tav olabilirdim :)

İlk beraber olduklarında, Alan hediye ettiği dondurulmuş domuzun adını öğrenince kahkaha attım. Güya Shelby'nin yatağına girecek tek MacGregor o dondurulmuş domuzdu. Bu arada domuzun adını MacGregor koymuştu Shelby. 

Shelby'nin yaşlı korsan Daniel MacGregor'la tanışmaları harikaydı. Özellikle MacGregor evinde geçirdiği zaman da okumaya değerdi. Tipik İskoç klanlarının tavırları. Her ne kadar geçmişte kalmış olsa da günümüze yansıtıyorlar. Küçük bir bilgi olsun Shelby, Campbell kabilesinden Alan ise MacGregor... Bir yerde düşman kabilelerdenler. O satırlar harikaydı. 

Okuduğum üçüncü Nora kitabıydı ve kadının yazımını gerçekten çok sevdim. Vıcık vıcık bir aşk yazmıyor, ayırıp barıştırmalara girmiyor, sadece aşk üzerine kurulu bir kitapta yazmıyor... Aile bağlarını, kardeş ilişkilerini de işlemesine bayılıyorum. Ana karakterlerindeki ilişkiler de tamamen günlük hayatta karşımıza çıkacak sorunlar olması da daha keyifle okunur hale getiriyor kitaplarını... Ben seviyorum Nora'yı ve okumayanlara da tavsiye ediyorum okuyun. Özellikle MacGregor ailesi okumaya başlamak için harika bir seri. 

MacGregor Serisi'nin Yayınlanan Kitapları:
  1. Kumarbaz Aşk
  2. Kader Bizi Bağladı
  3. Geçmişin Gölgeleri
  4. Yalnız Adam
  5. Paylaşılan Hayaller
  6. Alacakaranlık
Kitabın konusunu sizlerle paylaşıyorum: 

"Shelby bir an durdu. “Sen İrlandalı olamazsın, değil mi?”
Alan başını hafifçe salladı. “İskoçyalıyım.”
“Yüce Tanrım! Ben de öyle...”
Bu kez şaşırma sırası Alan’daydı. Kadehini ona doğru kaldırarak “Eski düşmanlıklara o zaman…” dedi. “Hiç şüphem yok ki atalarımız birbirlerini gayda ağıtlarıyla boğazlamışlardır. Ben MacGregor klanındanım.”
Shelby'in yüzü aniden soldu “Sana vakit ayırdığımı büyükbabam Campbell bir bilse... Lânet olası, çılgın MacGregor’lar… Sen, sen Alan MacGregor, Massachusetts Senatörü değil mi?"
Çok eski yıllara dayanan aileler arası düşmanlık bile gerçek aşkın karşısında duramazdı. Alan MacGregor bunu Shelby Campbell’e ispatlamaya kararlıydı.
Shelby, yakışıklı Senatör MacGregor’a yoğun bir ilgi duyduğunu kabul ediyordu ancak ona âşık olma riskini göze alamıyordu. Çocukluğunda yaşadığı korkunç travma nedeniyle Shelby, kendi babasının ayak izlerini takip etmeye niyetli olan bir politikacıya âşık olamaz ve onunla asla evlenemezdi."

3 Brenda Joyce - Maskeli Balo


Maskeli Balo, Brenda Joyce'un Bir Avuç Aşk kitabından sonra yayınlanan ikinci kitabı ve o kitaptaki karakterleri de küçük bir kısımda olsa da görebiliyoruz. Açıkçası iki kitabı da okumuş birisi olarak Maskeli Balo'nun ilk kitaptan çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Üstelik ilk kitabı da sevmiş olmama rağmen... Duyguların anlatılışı ve kurgu gerçekten çok iyiydi. Bazen tahmin edilebilir bazense tamamen farklı yönlerde akan bir kurgusu vardı benim için.

Kitap hakkında söylemek istediklerim, kitabı henüz okumayanlar için biraz fazla içeriğe giriyor olabilir. Okumayanlar için kitabın tadını ve sürprizlerini kaçırmak istemem bu yüzden onlar için şu anda kitabın gerçekten çok iyi ve bu tür romanları sevenler için gerçekten okunmaya değer diyorum ki bu noktadan sonra okuyup okumamak sizlere kalmış, çünkü içeriğe değineceğim :)

3 Frank McCourt - Angela'nın Külleri


Benim zoraki okuduğum ve bitmek bilmeyecek kalınlıkta olan ama ikinci kez okumamda ise çok kısa sürede bitirdiğim ve hayatımda okuduğum en iyi kitaplar arasına giren bir kitap Angela'nın Külleri... İlkokul 6. sınıfta dönem ödevimdi bu kitap ve okumak tam bir işkenceydi ama ikinci kez lise de okuduğumda ise asıl sayfalardaki acı hayat işkenceymiş onu anladım. 

Bu kitap aslında yazar Frank McCourt'un hayatı... Küçük bir İrlandalı çocuğun yaşadıkları. Gerçekten okurken ""böyle hayat olmaz be! diyorsunuz. Ben çok dedim. Yeri geldi ağladım okurken yeri geldi bazı düşüncelere tebessüm ettim bazen de küfürler saydırdım. Ama asla etkisinden çıkamadım. Bence herkesin okuması gereken bir kitap. Örnek alınacak ve elindekilere şükrettirecek bir kitap... 

Okul hayatları, öğretmeninin duygusuzluğu, bir annenin çocuklarını doyurmak için verdiği savaş... Bir çocuğun başları bir çatı görsün diye annesinin amcasının yatağına girmek zorunda kalmasını dinlediğini düşünün... Ve babasının kazandığı bütün parayı içkiye yatırdığını bile bile aç kalınan zamanlar... Tüyler ürpertici o kadar çok olay var ki!

Tam kapağına damgalamışlar "Pulitzer Ödülü" diye, okuduğum bu ödülü alan ikinci kitap ve gördüm ki eğer bir kitapta bu ödüle layık görüldüyse kesinlikle okunmalı... 

Kitabın devamı da var. Umuda Doğru. Frank McCourt'un Amerika'ya yolculuğunu ve öğretmen oluşunu konu alıyormuş. Evet yazarımız bir öğretmen... İkinci kitabı okumadım nedense bu kitabın etkileyiciliğini söndüreceğini düşündüm, neyse Umuda Doğru'yu okuyun diyemem bu yüzden ama Angela'nın Külleri'ni mutlaka okuyun.

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum:

"Geriye bakıp çocukluğumu anımsadığımda, nasıl hayatta kalabildiğime hâlâ şaşarım." Ekonomik kriz sırasında, Amerika ya yeni gelmiş bir göçmen ailesinin çocuğu olarak, Brooklyn de dünyaya gelen ve İrlanda nın Limerick kentindeki yoksul mahallelerde büyüyen Frank McCourt un anıları böyle başlıyor. Frank ın babası Malachy, genellikle çalışmadığı, çalıştığı zamanlar da aldığı parayı içkiye yatırdığı için, annesi Angela nın çocuklarını bakıp besleyecek parası yoktur. Ancak aynı Malachy, sorumsuz ve garip bir adam olmasına karşın, Frank ın hikâye yazma yeteneğini ortaya çıkaracaktır. Frank, babasının, İrlanda yı kurtaran Cuchulain hakkında anlattığı hikâyelerle, annesine bebekler getiren, Yedinci Basamaktaki Meleğin hikâyesiyle büyür.


29 Eylül 2012 Cumartesi

2 Colette Caddle - Her Şey Senin İçin


Yazarın ilk okuduğum kitabıydı ve tek kelime ile bayıldım... Yazarın dili çok akıcı, sürükleyici ve her sayfayı merakla çeviriyorsunuz. Eee çeviri de güzel ve doğal olarak bunun da etkisi var. 

Kitap, çocuğuna tapan bir annenin hayatını konu alıyor bir yerde. Gençken aşık olduğu adam tarafından büyük bir hayal kırıklığına uğrayıp ayrılıklarından sonra hamile kalıp doğuran ve ondan sonra da oğlunun hastalıkları ile onu büyütme çabasında olan bir annenin, oğlunun babasının çıkıp gelmesi ile hayatının dengesinin allak bullak olmasını konu alıyor. Tabi sadece bunları konu almıyor bunun yanında diğer karakterlerinde hayatlarına değinmesi kitabı daha cazip yapıyor tabi ki...

Şimdi aşağıdaki yorumlarımda kitap içeriğine girmiş olabilirim bu yüzden hazırlıklı olun :)

İtiraf etmek gerekirse kitabın sonunu önce okudum. Son sayfada Sam'in Conor'a baba demesi onun babasının olduğunu düşünmeme neden oldu ama işin aslı öyle değilmiş. Neil'in ise söyledikleri yalanlardan sonra Peggy'nin bulduğu kanıtları da göz önüne alınırsa ben Neil'den ümidi kesmiştim. Hatta şerefsiz ne hakla oğlunun karşısına çıkmayı göze alıyorsun diye düşünmedim de değil, ama tabi Neil'in sebeplerini hayatını ve yeni ailesini öğrendiğimde söylediğim lafları geri aldım. 

Conor adamım... Mümkünse onun Türk versiyonundan bir tane almak istiyorum. Harika adam ya... Her şekilde Dee'ye olan aşkını gösteriyor. Sam'e olan ilgisi, Dee'ye davranışları desteği... Çok tatlı :) Hele çiftlikteki yenilikleri harikaydı. Sırıtarak okudum :)

Lisa'da Lauren'de iyi arkadaşlar Dee'ye çok destek oldular gerçekten ayrıca Freddy'nin de Lisa için iyi olacağı değişmez bir gerçek :) onunda mutlu olmasına çok sevindim. 

Neyse çok anlatmayayım. Tavsiye ederim okuyun ben çok zevk alarak okudum ve bazı diyaloglarda da güldüm. 

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum:

"“Her adımda okurları hem güldürecek hem de ağlatacak bir roman.”
Irish Times  
Genç bir kadın… Tek başına oğluna bakmak zorunda kalan ve oğlu için her şeyi göze alan bir anne…
Oğlunun sağlık sorunları ve sürekli artan faturalarla Dee Hewson’ın ihtiyacı olan en son şey, bir gün kapıyı açtığında karşısında kalbini kırıp güvenini boşa çıkaran çocukluk aşkı, oğlunun babasıyla yüz yüze gelmektir.
Acaba Dee hayatını yoluna koyup Sam’e babasını tanıma sansı verecek mi?
Büyük bir samimiyet ve eksiksiz gözlemleriyle İrlanda’nın bir numaralı roman yazarı Colette Caddle günümüzün endişe verici dünyasında aile ve ilişkilerin kırılganlığını incelerken Dee’nin yaşadığı ikilemi gerçekçi bir biçimde gözler önüne seriyor. 
“Her yaşa hitap eden içten, karşı konulmaz İrlandalı bir yazar. Bunu nasıl başardığını Tanrı bilir, o özel bir sihre sahip…”
Bookseller"

27 Eylül 2012 Perşembe

0 Henri Charriere - Kelebek


Hiçbir zaman babamın elinde bir kitap hayal edemezdim ama meğersem gençliğinde okurmuş o da ve Kelebek'de babamın unutamadığı bir kitap haline gelmiş. Ben bunu öğrendikten sonra kitabı çok merak ettim ve bir de annem bunun filmini izlemiş olup bana anlatınca merakı tavan yaptı ve en sonunda merakıma yenik düşerek alıp okudum... Kitaba tek kelime ile ba-yıl-dım!!!

Kelebek adlı kitap aslında yazarın hayatının bir bölümünü konu alan biyografi türünde bir kitap. Adı ise adamın hapishane arkadaşları tarafından takılan bir lakap. Sebebi de kelebek şeklindeki dövmesi...

Suçsuz yere hapse atılan bir adam ve suçsuz olduğunu ispatlanamıyor. Ancak "Kelebek" lakablı adamımız suçsuz yere içeride yatmaktansa kaçmayı deniyor. Yalnız bir kere ya da iki kere değil! Eline geçen her fırsatta ve hepsinde yakalanıyor. En sonunda denizin ortasındaki bir adada olan hapishaneye atılıyor. Kaçması imkansız yani... Ama işte hiçbir şey imkansız değildir...

Aslında bu bir yerde bir adamın azimle özgürlüğü için savaşmasının da hikayesi... Pes etmeden, vazgeçmeden her seferinde yakalanmasını umursamadan...

Biliyor musunuz sonunda Kelebek özgürlüğüne kavuşuyor. Affedildiğinden ya da suçsuz olduğu anlaşıldığından değil, tamamen kaçmayı başardığından dolayı özgürlüğüne kavuşuyor. İşte can alıcı nokta ve en sevdiğim yer kaçışısının nasıl gerçekleştiği... İnanılamaz bir şey ama çok da zekice...

Çok zevkle okumuştum, her yakalanmasının ardında ben pes etmiştim. Herhalde o kadar azimli olamazdım. Neyse ben çok beğendim ve benimde favori kitaplarım arasına girdi Kelebek.

Kesinlikle, gözüm kapalı okuyun diyebileceğim nadir kitaplarda biri. Kitap resmen "azmin" kelime anlamı gibi...

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum:
"Kelebek" Henri Charriere, işlemediği bir cinayetten müebbet kürek cezasına çarptırıldığında, yargıtaya bile başvurmayacak kadar umutsuz, toplumun gözden çıkardığı bir süprüntüydü. Uğradığı haksızlığın bilediği bir hınçla çok az insanın sağ kalmayı başardığı kürek cehenneminden kaçıp kurtulabilmek için aralıksız on üç yıl sürecek korkunç kaçma-yakalama-yeniden kaçma mücadelesine atıldığında kıçında gizlediği bir tüp içindeki bin altı yüz franktan başka hiçbir şeyi yoktu. Bugün dünyanın en çok okunan, en sevilen yazarlarından biri.

25 Eylül 2012 Salı

4 Thomas Perry - Şeytani İntikam


Şeytani intikam benim uzun zaman sonra okuduğum ilk Suç romanı. Garwood, McNaught gibi yazarlar nedeniyle okumaya başladığım aşk romanları neredeyse iki yılımı almış durumda :) Hala onları okumaktan keyif alıyorum almasına ama artık farklı bir şeyler okuma isteğimde hat safhaya ulaşmış durumda idi. Yine de alışkanlık gereği diğer türdeki romanlara odaklanmakta biraz sıkıntı çekiyordum ve o romanların geneli yarım kalıyordu.

Ama Şeytani İntikam yarım kalmayan hatta iki günde biten nadide romanlardan. Bunun başlıca nedini yazarı tek bir karaktere odaklanmamış olması... Farklı bölümlerde farklı karakterleri okuyorsunuz ve onun devamını okumak için sabırsızlanarak diğer bölüme geçtiğiniz halde bu kez kendinizi o bölümde anlatılan hikayenin içinde buluveriyorsunuz. Bu şekilde merakınız sürekli taze kalıyor ve okuma isteğinizi muhafaza ediyorsunuz.

Kitapta neredeyse hiç duygusallığa yer yok. Uzun süredir okuduğum kitapları baz alırsak bazı noktalarda duygusallık aradım ama hiç yok :D Tam ve katışıksız bir suç romanı... Ama hiç sıkmayan ve gerçekten iyi bir üslup ile yazılmış olan bir suç romanı...

Bu noktada çevirinin kusursuzluğundan da bahsetmek gerekir sanırım. Öyle ki çeviriye dair gerçekten hiç bir kusur gösteremem. Gözüme batan tek bir cümle bile yoktu.

Bu romanı ben böylesine sevmişken, suç romanlarını zaten sevenler bu romandan kesinlikle hoşlanacaklar diyor ve tavsiye ediyorum. Bir de almak isteyenlere not: Kitap iki farklı kapakla satışta. Benim okuduğum versiyonunu bulamadığım için kendim çektim. O yüzden kalite biraz düşük, bunun için üzgünüm. Diğer kapak şöyle;


Kitabın konusu da şu şekilde;
Joe Carver'ın istediği tek şey, Los Angeles'ta yeni bir hayata başlayabilmek için güvende olmaktı. Ama güçlü bir adam onun peşinden haydutlarını gönderirken bunu gerçekleştirmesi zordu. Sorunların çözülmesi için elinden geleni yapmıştı. Gözden uzak kalmış ve tehdidin geçmesini beklemişti ama Manco Kapak'la basit bir ateşkes yapmak mümkün değildi. Adam, Carver'ın kendisine zarar verip vermemesini umursamıyordu. Ve şimdi, yanlış bir kararda ısrar etmenin ne kadar pahalıya patlayabileceğini öğrenecekti... 
"Olağanüstü karakterlerle dolu 'Şeytani İntikam'a, sizi soluk soluğa bırakacak temposu boyunca tutsak kalacaksınız..." 
-Globe and Mail- 
"Saf ve katıksız eğlence..." 
-Library Journal- 
"Perry'nin hassas zamanlaması ve ustalığı, paralel ilerleyen hikâyeleri neredeyse mükemmel bir sonla bitiriyor. Başka bir dünyada bir süre vakit geçirmek isteyenler için ideal... 
-Publishers Weekly- 
"Perry, 'Şeytani İntikam'da en hınzır formunda... Kitabı elinizden bırakmak istemeyeceksiniz. Bitmesini istemeyeceksiniz. Çok ama çok iyi zaman geçireceksiniz." 
-Josh Bazell-Beat the Reaper adlı romanın yazarı

24 Eylül 2012 Pazartesi

12 Alex Haley - Kökler


Bu kitabın yorumunun bu blogda olması gerektiğini düşünerek okuyan birisi olarak yorumlamak istedim.

Kökler... Adından bahsederken bile halen tüylerim diken diken olur... Gerilim olduğundan değil. Bu bir gerilim romanı da değil zaten. Bu köleliği ve onların zaferle sonuçlanan savaşını anlatan biyografi tarzında bir kitap... Büyüklerimizin bildikleri dilde Kunta Kinte'nin ve onun torunlarının torunlarına varana kadar süren hayat hikayesi... Zaten hikayeyi anlatan Alex Haley'de onun soyundan gelen biri. Yanılmıyorsam yedinci kuşaktı.

Afrikalı zenci bir çocuğun ailesinden, arkadaşlarından, kabilesinden, topraklarından koparılıp bilmediği bir yerde başka insanlara mal gibi satılıp işkence edilip kimliğini inkar etmesi istenip bu çocuğun direnci ile başlayan bir soyun hikayesi. Gemilerde kendi dışkıları arasında onlarca insanın tıkılıp, daha sonrasında sahipleri tarafından işkencelere maruz kalmasını ve bunun karşısında güçlü duruşlarını okuyorsunuz... Erkekler tarlalarda, bahçelerde, ahırlarda çalıştırılırken kadınlar evlerde işlere bakıyorlar... Tabi ev sahibi olan erkeğin bazen zevklerini yerine getirmek de var. Zorla... İstemeyerek...

Kitabı okurken sayfalarına çok göz yaşı bıraktım... Yeri geldiğinde acılarından dolayı yer geldiğinde kazandıkları zaferi okurken...

Bu kitap asla iki üç günde bitmez... Kalınlığından değil... İçeriğinden... Okuduğunuz acılar o kadar içli ki hissediyorsunuz ve bunların gerçekten yaşandığını bildiğiniz için sayfaları çevirmeye korkuyorsunuz daha kötüsü ile karşılaşacağım diye...

En çok etkilendiğim kitaplarda bir tanesi... Hatta ilk sırada yer alan kitaptır da. Uzun süre etkisinden kurtulamadım ki bazen o sayfalarda anlatılanları hatırladığımda bile gözlerim dolar...

Hayatımda en çok parayı verdiğim kitaptı ama yine olsa yine gözümü kırpmadan verirdi. Üstelik ikinci el, saman kağıdından bazı sayfalarındaki yazıların solmuş olması, sayfaların kıvrık olmasına rağmen... Eee nede olsa 1979 basımı bir kitap... Benim gözümde tarihi eser... Kitaplığımın en nadide parçası...

Okumadıysanız mutlaka okuyun demeyeceğim. Çünkü bulamazsınız! Ben yedi sekiz sene önce üç yıl kadar aramamın sonucunda buldum şimdi ise bulmak imkansız... Ama olur da denk gelirseniz bence kaçırmayın. Okuduğunuza pişman olmayacağınız tek kitap!

Alex Haley bu kitapla Pulitzer ödülünü almış ve aynı zamanda yılın adamı da seçilmiş...

Kitabın konusunu size yazamayacağım zaten yorumumda ne anlattığına değindim. Zaten kitabın arka kapağında da konusu yazmıyor.

Kitap öyle bir kitap ki yayınlandığı yılda 14 baskı yapıp bir milyon kadarı bir ay içinde tükenen bir kitap... Ve yeni nesile dahi ulaşabilmiş...

Olur da bir sahafta, internette veya e-kitabına denk gelirseniz mutlaka okuyun, ama denk gelemezseniz de niye bulamıyorum demeyin. Çünkü yeni basımları yok...