30 Kasım 2012 Cuma

3 Diana Palmer - Büyük Yalan


Yazarın ilk okuduğum kitabıydı ve kalemine hayran kaldım. Aşırı derecede sürükleyici bir kalemi var kitap nasıl bitti anlamadım. Resmen bir içim su gibi kitaptı. Bundan sonra özellikle takip edeceğim bir yazar oldu.

Kitabın konusunu zaten beğenerek almıştım ve aldığıma da hiç pişmanlık duymadım. Her ne kadar Powell'a kızsam da yaptıklarına sinir olsam da Sally'den nefret etsem de aşık bir adamın yaptıklarıydı bir yerde yaptıkları. Ama Sally'den nefret ettim.

Antonia'nın Meggie ile aralarında yaşananlardan sonra Arizona'ya geri gittiğinde Powell'in Bill'in evindeki konuşmalarında ağladım. O kadar duygusaldı ki.... ve o an ki Powell'in durumu o kadar çaresizdi ki... cidden ağlattı beni...

Ama insanın asıl içine dokunan yer ise Meggie'nin Antonia ile barakada buzağının bölmesinde yaptıkları konuşma ve Powell'in kızı ile yaptığı alışveriş macerasıydı... Tamam itiraf ediyorum alışveriş sırasında ikisinin birbirine sarılmaları da ağlattı. Çok duygusal anıma denk geldi ya da çok duygusal sahnelerdi o kadar içime dokundu ki... Yazar gerçekten okuyucuya dokunacak kelimeleri seçmiş resmen.

Meggie'nin güvensizlikleri, Powell ile Antonia'nın evliliklerinden sonraki davranışları o kadar insanın içine işliyordu ki... sanırım henüz küçük bir çocuk olduğu için ya da hiç sevgi görmemiş ve nasıl bir şey olduğunu bilmeyen bir çocuk olduğu için bilmiyorum. Meggie her okuyucunun içine dokunacak bir karakterdi kitapta.

Kitabın tamamı aşkla dokunan kelimelerle doluyordu. O kadar romantik ve sevgi dolu bir kitaptı ki okumak da ayrı bir zevkti. Kitabı çok beğendim ve her satırından zevk alarak okudum. Sizlere de tavsiye ederim, kitabı eminim ki okuyunca çok beğeneceksiniz.


Kitabın konusunu sizlerle paylaşıyorum:

Powell Long bir zamanlar Antonia Hayes’in nişanlısıydı...
Küçük kasabada çıkan dedikodular iki gencin aşkına zarar vermiş, Antonia’yı doğduğu topraklardan kaçmak zorunda bırakmıştı. Yıllar sonra genç kadının annesinin cenazesine Powell da gelmişti. Hem de kızıyla birlikte... Aradan dokuz yıl geçmiş olmasına rağmen o, halen Antonia’ya nefretle bakarken, Antonia onun yanındaki siyah saçlı küçük kıza güçlükle bakabilmişti. Bu çocuk, vaktiyle Powell’ın onu, Sally ile aldattığının nişanesi gibiydi.
Babalık, Powell’ın ne huysuz tabiatını ne de hayatı boyunca istediği kadına olan duygularını değiştirmişti. Antonia ile yüzleşmeyi çok istemesine rağmen, ona olan nefretini bir kenara bırakamıyordu. Dokuz yıl boyunca Antonia'nın hayatında neler olmuştu kim bilir...
Gerçekten masum muydu yoksa suçlu mu? 
Yaşananlardan ötürü pişmanlık duyuyor muydu?
Şimdi bu kadar yorgun, bitkin ve solgun görünmesinin sebebi mutsuzluğu muydu yoksa bilmediği gerçekler miydi?

29 Kasım 2012 Perşembe

1 Osman Aysu - Kutsal Resim


"Vay canına...." diyerek başlıyorum yorumuma.. Değişik oldu bu yorum farkındayım ama gerçekten vay canınalık bir kitaptı.

İtiraf etmek gerekirse böyle kitapları okudukça Türk yazarlarımızın ne kadar kaliteli ve yetenekli olduğunu görmek gurur verici... Yazarımız, Osman Aysu'nun ellerine sağlık gerçekten muhteşem bir kurgunun kusursuzca hayata geçirilmesini sağlamış. Kitabın her satırını ayrı bir zevkle okudum.

Kutsal Resim... Biraz gerilim, biraz polisiye karışımıydı ve her satırında merak uyandırıcı detaylarla süslenmişti. Bu türdeki kitapları yabancı yazarlardan ve yabancı isimlerle okumaya o kadar alışmışım ki şimdi Türk isimleri ile okumak garip geldi :)

Kitaba dair detaylı yorum yapmak gerekirse, başlangıç kısmını çok çok sevdim. "Asılar Öncesi..."nden kısa bir bölümle başlayıp sonra günümüze gelmesi ilginç gelmişti ve bu filmlerde alıştığımız ama kitaplarda görmediğimiz bir detaydı çok hoşuma gitti. Daha sonra bu kısa geçmişle nasıl bağlantı kurulacağını heyecanla okurken bir baktım kendimi bir kovalamacanın içinde hissettim. Kaçırılan ressam, takip eden ressamlar eli silahlı Araplar... Adrenalin yüklü film gibiydi. Uzun zamandır okumamıştım böyle kitap inanılmaz iyi geldi.

Kitabın sonunu ise hayatta tahmin edemeyeceğim şekilde bitmesi beni şaşırttı. Kitaplarda şaşırmayı severim. Tahmin edilebilir kitaplar pek tatmin etmiyor okuyucuyu en azından beni etmiyor. Ama bu kitap gerçekten şaşırttı sonu. Amr Zahri gerçekten haklıydı son olarak Yalçın'a yaptığı teklifte ve sonunda ne olacak diye okurken son iki sayfada gülümsedim.

Çok uzatmayacağım yorumumu kitabı çok beğendim. Gerçekten yazarımız harika bir eserle tanıştırmış bizi. Konusu ilginçti, olayların gelişmesi heyecanlıydı... Herkese tavsiye ederim...

Ahh bir şey daha söylemek istiyorum. Kitabı okurken bazı yerlerde kendimi çok yetersiz hissettim. O da yazarımız günlük konuşma diliyle yazmamış ve edebiyatımızın ve Türkçe'mizin yeni nesilin kullanmadığı birkaç kelimeyi kullanmış. Açıkçası itiraf ederken kendimden utanıyorum ama bazı kelimeleri ilk defa duydum ve anlamını bile bilmiyordum. Kitap sayesinde öğrendim. Bu da yazarı beni gözümde daha da yüceltti aslında. Günümüzde günlük konuşma dili ile yazılan kitaplar çoğalırken edebiyatı tam anlamıyla kullanan yazarların eserlerini el üstünde tutmamız gerektiğine inanıyorum.

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum:

Bir Resim! Çok eski, ilkel ve paha biçilmez.
Akıl almaz olayların başlatıcısı olan bu resmin gizemi nedir ?Kimdir bu resmin ressamı ? Belki de ressamdan daha önemli olan, kimin resmedildiğir.
Büyük ve kanlı bir bulmacanın girdaplarında gezinirken sır kendini hiç beklenmeyen bir yerden gösterecek.
Kutsal Resim i soluk soluğa bir tempoyla okurken bu soruları roman bittiğinde bile soracaksınız.
Kutsal Resim, gizemini okuyucusunun ruhuna hançer gibi saplayan, temposu hiç azalmayan bir roman.

26 Kasım 2012 Pazartesi

6 Julia Quinn - Öpüşünde Saklı


Bridgerton Serisinin 7. kitabı... ve favori Bridgerton kitaplarımdan biri haline geldi. Yazar kesinlikle harikalar yaratmış bu kitaplar. Hem eğlenceli hem romantik hem duygusal hem de birazcıcık adrenalin yazmıştı ve bayıldım. Hele Hyacinth ile Gareth'in konuşmalarında ya da Leydi Danbury'nin sözlerinde kahkaha attığım noktalar oldu.

Kitap içeriğine giren bir yorum yapabilirim. Çünkü şu dakika kendime engel olamayacağım.

Kitabın Gareth ile başlaması ve yazarın onu bize tanıtması harikaydı ve babası ile olan sürtüşmesini ve birbirlerine bu kadar kin beslemelerinin sebeplerini bilerek okumak Gareth'a hak vermemize yaradı hep.

Hyancinth... Ne diyebilirim ki? Leydi D'nin daha genç versiyonu gibi. Ama yine de Londra Sosyetesi'nde görmeye alışık olmadığımız bir karakter olduğu değişmez bir gerçek.

Gareth'in Anthony ile olan konuşmalarında diken üstünde olması ve sonra Leydi D.'nin karşısında evlenme teklif etmesi falan harikaydı. Ama beni asıl güldüren Gregory ile Hyancinth'in konuşmaları oldum. Kahkaha attım resmen. Deli çocuk bu Gregory Bridgerton. Onun kitabını da heyecanla bekleyeceğim.

Hyancinth'in Gareth'in evine gittiği zamanki yaşananlar harikaydı. Gareth'in öfkelenmesi, sözleri, korumacı tavırları... Çok erkeksi ve aşk doluydu...

Büyükanne Isabella'nın günlüğü ile gelişen olaylar tam anlamıyla heyecan vericiydi. Ne yalan söyleyeyim ben bile heyecan yaptım. Ama sonunda elmasları bulamadılar da kızları buldu da harikaydı. Tabi yine elmaslar sırra kıdem bastı o ayrı olay... Günlüğün içerisinde Gareth'in gerçek babası hakkında yazanlar da gerçekten ilgi çekiciydi.

Kıssadan hisse sevdiğim bir kitap oldu. Bridgerton ailesini her ne kadar sevsem de diğer aile üyelerinin kitaplarından çok daha eğlenceli ve güzeldi bence... Hep Anthony, Colin ve Daphne'nin kitapları favorim derdim ve şimdi onlar ikinci planda en favori kitabım bu oldu. Şiddetle tavsiye ederim seriyi okuyun ve zaten seriyi takip edenler de en kısa zamanda bu kitabı okusunlar. Emin olun ayırdığınız her dakikaya değecektir.


Serinin diğer kitaplarının sıralamasını sizlere hatırlatmak isterim:
  1. Yüreğe Söz Geçmiyor
  2. En Çok Beni Sev
  3. Son Söz Aşkın
  4. Rüyalar Gerçek Olsa
  5. Sonsuz Sevgilerimle
  6. Sana Muhtacım
  7. Öpüşünde Saklı
  8. Biz Evleniyoruz
Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:


Gareth St. Clair ciddi bir çıkmazdadır. Ondan nefret eden babası St. Clair mülkünü ve mirasını mahvetme yolunda ilerlemektedir. Garethın elindeki tek şey geçmişin sır perdesini kaldırabilecek ve geleceğin anahtarı olan eski bir aile günlüğüdür. Sorun şudur ki günlük İtalyanca kaleme alınmıştır ve genç adam bu dilde tek bir kelime dahi bilmemektedir.
Sosyete bir konuda hemfikirdir: Hyacinth Bridgerton kimselere benzememektedir. İnanılmaz derecede zeki ve açıksözlüdür. Fakat ona dair bir şey - çekici ve eziyet verici - Garethı nedense etkisi altına alır.
Her yıl düzenlenen Smythe-Smith Müzikalinde ikilinin yolları kesişir. Hyacinth İtalyancası mükemmel olmasa da ona günlüğü çevirmeyi teklif eder. Fakat gizemli satırları incelerken peşine düştükleri tüm soruların cevabını birbirlerinde bulurlar. Artık hiçbir şey kusursuz tek bir öpücük kadar saf değildir
Günümüzün Jane Austenı. - Jill Barnett
Tam anlamıyla kusursuz bir hikâyeci. - Publishers Weekly

0 Julia Quinn - Son Söz Aşkın


Julia Quinn'in kalemini seven biri olarak bu kitabını çok da beğenmedim açıkçası. Ha yine zevkle okudum bazı yerlerinde eğlendim bazı yerlerinde aşk için fedakarlıkları gördüm. Ama yine de biraz alışılagelmiş bir konusu vardı. Başları biraz Külkedimsi tarzdaydı. Onun gibi üvey anne ve kardeşlerle yetişmiş bir kız ve gizlice baloya katılıyor ve kendi beyaz atlı prensini buluyor... Konusu bana Külkedisi'ni anımsattığı için pek sevmedim. Yani özgünlük anlamında sevmedim. Onun haricinde güzel bir kitaptı ki bazı yerlerde eğlenirken bazı yerler gülümseyerek aşkı okuyorsunuz...

Sophie'nin bazı huylarına sinir olduğunu söylemem gerek özellikle hakkını aramayışı ve hep kendini geri çekip önemsiz hissetmesi bazen sinir bozucuydu. Benedith ise hep maskeli balodaki kadında takılı kalmıştı. Teknik olarak aradığı kadın burnunun dibindeyken bile tanımadı.

Hep merak etmişimdir sadece bir elbise ve maske ile bir insan karşısındaki nasıl tanımaz ya... Neyse :)) derin bir konu girmeyeyim buraya :)

İçerisinde heyecan verici yerler vardı Benedith'in Sophie'yi tanıdığında ve sonrasında gelişen olaylar ya da Benedith hasta olduğunda veya Sophie sarhoş bir grup tarafından saldırıya uğradığında... :) Adrenalin olan yerler vardı ve bu biraz da Quinn'in kaleminde sevdiğim başka bir şey :)

Uzun lafın kısası çok sevdiğim bir aile Brigderton Ailesi ve bu serinin kitaplarını da zevkle okuyorum sadece diğerlerinde aldığım zevkten biraz daha az zevk verdi konusu dolayısıyla... Tavsiye eder miyim? Tabi ki tavsiye ederim bu seriyi okuyup da tek bir kitabını tavsiye etmeyecek kişi yoktur diye düşünüyorum... Bende bir tadına bakın :)


Serinin diğer kitaplarının sıralamasını sizlere hatırlatmak isterim:
  1. Yüreğe Söz Geçmiyor
  2. En Çok Beni Sev
  3. Son Söz Aşkın
  4. Rüyalar Gerçek Olsa
  5. Sonsuz Sevgilerimle
  6. Sana Muhtacım
  7. Öpüşünde Saklı
  8. Biz Evleniyoruz
Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:


Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü, Yüreğe Söz Geçmiyor, Bana Sevdiğini Söyle adlı çok okunan kitaplarından sonra yeni kitabıyla beklenen, Epsilon okurlarının zevkle takip ettiği yazar Julia Quinn’den yepyeni bir roman…
“Günümüzün Jane Austen’i.” -  Jill Barnett
“Julia Quinn sizi tatlı düşlere sürükleyecek.” - Romantic Times
Sophie Beckett, aslında bir kontun kızı olmasına rağmen ne Leydi Bridgerton’un meşhur maskeli balosuna gideceğinin ne de Beyaz Atlı Prensi’nin onu orada beklediğinin hayalini kurmaya cesaret edebilir çünkü kibirli üvey annesi tarafından köşkün hizmetçisi olarak kullanılmaktadır. Ama daha sonra, gizlice içeri girmeyi başardığı baloda çekici ve yakışıklı Benedict Bridgerton’un güçlü kollarının arasında dans ederken kendini kraliyet ailesinden birisi gibi hisseder. Yalnız ortada bir sorun vardır, saat geceyarısını gösterdiğinde bu sihrin sona ermesi gerekmektedir.
Kimdi bu olağanüstü kadın? O büyülü geceden sonra, gümüş elbiseli kadının güzelliğiyle adeta kör olmuş Benedict’in gözü başkasını görmez, ta ki kendini, ona garip bir şekilde tanıdık gelen hizmetçi kıyafeti giymiş o alımlı kadını içine girdiği tatsız durumdan kurtarmak zorunda hissedene kadar…

21 Kasım 2012 Çarşamba

1 Matthew Quick - Umut Işığım


Umut Işığım tam insana umut olabilecek bir kitap... Yazarın dili çok iyiydi okuyucuyu sıkmıyordu tabi bazı küçük detaylar vardı okurken sıkıldığım ama ona daha sonra değineceğim. İnsanın kendinden küçük de olsa parçalar bulabileceği bir kitaptı. Karakterler zaten günlük hayatımızda yaşama olasılığı çok yüksek olan özellikteler... Ayrıca konusu da alışılagelmişin dışındaydı, kelimenin tam anlamıyla 'özgün' bir kitaptı. Daha önce hiç tanık olmadığımız bir konusu vardı.

Öncelikle kitabın kötü tarafı olan ve beni sıkan detaya girmek istiyorum. Kitapta futbol terimleri çok vardı ve bilmeyen ve ilgilenmeyen okuyucuları sıkacak bir özellikti. Şahsen bir bayan olarak ve futbolla ilgisi olmayan biri olarak sıkıldım okurken ve itiraf etmek gerekirse terimlerin hiçbirini de anlamadım. Kitabın tek kötü yanı buydu...

İyi yanları ise insana umut etmeyi, bir şeyler için savaşmayı ve azmetmeyi gösteriyor...

Pat ve Tiffany'nin arasındaki sıra dışı arkadaşlar ve birbirlerine davranışları çok sevimliydi bence. Nikki'yi elime geçirsem parçalarım dedim. Şimdi okumayan ve kitabın sonuna kadar gelmeyen kimse Nikki'nin ne tür bir suçlu olduğunu bilmeyecek ve bende kitap içeriğine girerek söylemeyeceğim ama bana kitap şunu bir kez daha gösterdi. Pat'in kardeşi çok sevimliydi arkadaşları da öyle ayrıca psikologu... Gerçekten öyle psikologlar var mı diye düşündüm :)

Neyse çok konuşursam kitap içeriğine gireceğim. Ben tavsiye ederim okuyun... Evet bir bayan olarak maç sohbetlerinde sıkıldım ama onun haricinde kitabın her satırından zevk aldım. Özellikle Pat'in ailesi -babası ile olan ilişkisini okumaktan...

Ayrıca kitabın filmi de çekildi ve 4 Ocak'ta vizyona giriyor, bunu da küçük bir not olarak düşeyim dedim :)

Kitabın konusunu aşağıdaya yazıyorum:

Pat Peoples ile tanışın. Patin iyimserliğe dair bir teorisi var: Hayatının, yapımcılığını Tanrının üstlendiği bir film olduğuna inanıyor. Ve mutlu sona ulaşması için Tanrı ona fiziksel olarak formda olmasını, duygusal açıdansa kitap okumasını emrediyor; bunun karşılığında ayrıldığı karısı Nikkinin ona geri dönmesini sağlayacak. (Patin uzun yıllar bir akıl hastanesinde yattığını söylersek umarız şaşırmazsınız.)
Umut Işığım, bir adamın hafızasını yeniden kazanmaya çalışırken karısının ihanetiyle yüzleşmek zorunda kalmasına dair gürültücü ve keskin hikâyesini anlatıyor. Matthew Quick bizi Patin zihninde dolaştırıyor, hünerli kalemiyle bize onun sevimli olduğu kadar çarpık bakış açısıyla bambaşka bir dünya gösteriyor. Bu dokunaklı ve eğlenceli roman, depresyon ve aşka çok farklı bir gözle bakmanızı sağlayacak. 
O yüzden elimden gelenin en iyisin yapıyorum ve etrafımızı saran aynalarda göz ucuyla dansımızdan parçalar yakaladığımda Gerçekten kusursuz dans ediyoruz! diye düşünüyorum. Bitirdiğimizde çok heyecanlanıyorum, çünkü kazanacağımızdan adım gibi eminim; kendimizi bu kadar adayıp hayatımızdaki bir sürü şeyden feragat ettikten sonra kazanmamamız mümkün değil. Bu kısa film, kesinlikle mutlu sonla bitecek!

19 Kasım 2012 Pazartesi

0 Vefa Enver - Aşka Dönüş



Pembe bir kitap ve Vefa Enver kaleminin sonu... Sevgili pembe kraliçemizin kalemine dair bir şey söylemeyeceğim zaten diğer bütün kitaplarını okuduktan sonra ve her seferinde aynı sözleri söyledikten sonra gerek yazarımıza gerekse kalemine taptığımı anlamışsınızdır. Bu yüzden direk kitaba dair yorumuma girmek istiyorum...

Kelimenin tam anlamıyla kedi-köpek gibi didişmenin ne demek olduğunu anlatacak en iyi örnek Hakan ve Perim... Cidden atışmalarını, tartışmalarını, birbirlerine üstünlük taslama ve zafer kazanma çabalarını okumak inanılmaz derecede keyifliydi. Hatta çaktırmayın kahkaha atarak güldüğüm yerler bile oldu o derece yani...

Esra'ya laf söylemiyorum zaten Esra'yı anlatmaya yetecek kelime olacağını sanmıyorum ayrıca daha ilk başlarda Yavuz'la onları yakıştırmıştım ki tahminim doğru çıktı... Esra & Yavuz çiftine ne desem bilemedim ama Yavuz'a söyleyecek bir çift lafım var. Yavuz eğer boşanma kararı alırsa avukat masraflarını ben karşılarım  :)) yani düşünün Esra nasıl biri. :) Ama itiraf edeyim Esra'nın Berna hakkında söylediklerinde çok güldüm :)

Hakan ve Perim'in evde boşanmadan önce geçirdikleri son gece okurken tüylerimi diken diken etti. Gerçekten Hakan'ın bu kadar ileri gidebileceğini tahmin etmiyordum. Şahsen ben olsam Perim'in yerinde affetmezdim diyorum ama tabi aşk bu gözü kör... Gerçi Hakan'ın hakkında bir Esra geliyor ya neyse ;)

Son kafedeki buluşma çok güzeldi. İnsanın yüzünde çok tatlı bir tebessüm oluşturuyordu.

Neyse yine düştü çenem. Uzun lafın kısası kitabı çok beğendim. Gerçekten bir yerde bize -bekarlara- sonsuza kadar mutlu olamama riskini de gösterdi bu yüzden ne yapıyoruz evlenmiyoruz :P işin şakası tabi bu... Madalyonun diğer tarafını okumak gibiydi bu kitabı okumak. Gerçekten güzel eğlenceli ve kahkahalarla gülme garantisi olan bir kitap ama sonlara doğru da hüzünlenme garantisi de var...

Şiddetle tavsiye ediyorum okuyun. Gerçi VE kitabı ikinci kez düşünmeden okunur arkadaşlar diyorum :))


"Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar"
Bildiğimiz tüm masallar bu cümleyle biter. Peki sonra neler olur hiç merak ettiniz mi?
Evlendiklerinde, sonsuza dek sürecek bir aşk masalının kahramanlarıydı onlar. Perim ve Hakan Perim genç, güzel ve başarılı bir avukat, Hakan ise onun hep beklediği beyaz atlı prensti. Tartışmalar, kırgınlıklar, aileler ve eski sevgililer, onları o çok uzun süreceğine inanılan rüyadan uyandırmak için sırada bekliyorlardı.
Tüm yaşananlara rağmen aşk hala affeden ve en kötü zamanlarda kendini hatırlatan bir his olmayı sürdürebilecek miydi?
Kadınlar hep kadın.
Erkekler hep erkek.
Peki ya aşk?
Aşk, her koşulda hep aşk mıdır?
Vefa Enver sizi ilişkilerin karmaşık dünyasına davet ederken, aşk hakkındaki düşüncelerinizi de sorguluyor...
 Ve soruyor...
Aşk geride bıraktıktan sonra tekrar dönülebilecek bir yer midir?


17 Kasım 2012 Cumartesi

2 E.L.James - Karanlığın Elli Tonu


Yorumuma ilk kitaba nazaran bu kitabın çok daha iyi olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. İlk kitap ne kadar cinsellik üzerine kurulu ise bu kitapta o kadar aşk üzerine kurulu...

Yazarın kalemi daha önce dediğim gibi profesyonel değil günlük bir tarzda yazılmış bir kitap ama kurgu ilk kitaba göre daha heyecanlı romantik ve aşk dolu... İlk kitapta Hakim olarak tanıdığımız Christian bu kitapta romantik bir aşık... Tabi Ana'da da değişimler var... Christian'ın içindekileri okumakta güzeli. Yani bunları Ana'ya anlatması... Geçmişini... Öyle olmasının sebebini... 

Kitabın aşk kısmını bir tarafa atarsak heyecan ve adrenalin yüklü olaylarda vardı. Leila olayı başta zaten patlattı ardından Charlie Tango geldi... Ahh Elena'yı (Bayan Robinson) unutmamak gerek...

Evet ilk kitabı çok beğenmemiştim ama ikinci kitabın İngilizce'sini üstün kötü okuduktan sonra bu kitabı almaya karar verdim ve kesinlikle doğru bir karar verdim diye düşünüyorum. Ha yine cinsel sahneler vardı, Kırmızı Acı Odası'nı yine okuduk ama ilk kitapta cinsel haz ön plandayken bu kitabın her satırında AŞK ön plandaydı... Bir erkeğin aşk ile dört dörtlük değişmesiydi neredeyse okuduğumuz. Bu yüzden bu kitabı okuduktan sonra Fifty Shades Serisini tavsiye ederim eğer "yetişkin okuyucu" kitlesine giriyorsanız...

Genel yorumdan sonra kitap içeriğine girmek istediğim noktalar var... Özellikle hoşuma giden yerleri söylemezsem içimde kalır olmaz :)

Leila... Evet bir bela oldu ama Leila'nın Christian ile karşılaştığındaki satırlar gerçekten tüyler ürperticiydi... Her ne kadar Christian ona karşı bir şey hissetmiyor olsa da Leila'nın vücut dili onun Christian'a hisleri oluğunu belli ediyor. Jack'e sinir oldum. Adam resmen asıldı Ana'ya ama Christian haklı çıktı. Şu sidik yarışında da sonuna kadar haklıydı ayrıca Christian'ı bir sidik yarışında görmek paha biçilemezdi.  Christian'ın aşkını itiraf ettiği noktalar çok romantikti. Bir çoğunuz -okumayanlar- alıntılardan bu kitapta Christian'ın Ana'ya evlilik teklifi ettiğini anladınız. Buna dayanarak diyorum ki yeni nesilin deyimiyle on numara bir evlilik teklifiydi. Sonunda Grace'in duyduklarından sonraki tepkisine işte bu be yürü kızım dedirtti. Sonunda küçücük bir kısım başka birinin anlatıyordu o kısmın ben tamamen Jack'e ait olduğunu düşünüyorum. Ve ve ve... şu Ana'nın tabiri ile İtaatkar Özeli araba -ki bu araba Audi A3 oluyor- Christian'ın aldığı araba Saab harikaydı... O kısımları sırıtarak okudum. Çok fazla girdim yine kitap içeriğine... :))

Kitabın konusunu aşağıda belirtiyorum: 

Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı
Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak
Ruhu yaralı genç girişimci Christian Greyin karanlık sırlarının yıldırdığı Anastasia Steele, ilişkilerine son noktayı koyup bir yayınevinde çalışmaya başlar.
Ama Greye duyduğu karşı konulmaz çekim hâlâ etkisini sürdürmektedir. Grey yeni bir teklifle gelince ona karşı koyamaz. Nihayet her şey daha iyiye gidiyor gibi göründüğü sırada birden geçmişin hayaletleri ortaya çıkar. Anastasia, sorunlu, hırslı ve talepkâr Elli Tonun sinir bozucu geçmişi hakkında, tahminlerinin çok ötesinde şeyler öğrenir ve ilişkileri bir kez daha tehdit altına girer.
Grey içindeki şeytanlarla savaşırken, Ana da hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalır.
Ve bu kararı tek başına vermelidir...