~~~*~~~
Savaşa giden bir adam asla aynı kişi olarak geri dönmezdi. Korku ve istek, cesaret ve kayıp, öldürme ve bezginlik anbean, günbegün, sinsice onu takip eder ve sonunda tamamıyla değiştirir, bu değişim onu bir zamanlar olduğu adamdan daha iyi ya da daha kötü yapabilirdi.
~~~*~~~
Ve bir serinin daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Serinin ilk kitabını ne kadar sevemesem de son kitaplara doğru o kadar sevdiğimi de dile getirmeliyim. Bazen iyi ki diğer kitaplara şans vermişim diyorum. Bu seri de onlardan oldu benim için açıkçası.
Legend of the Four serisinin 4.kitabıydı Yabani Aşık ve serinin son kitabıydı. Seri karakter serisi dolayısıyla kitaplarda karakterler kendi mutlu sonlarına ulaşıyorlar. Ancak karakterler asker arkadaşları, aynı birlikteler ve hepsi kendilerine ihanet eden bir adamdan dolayı Kızılderililer tarafından işkencelere maruz kalan adamlar. Kurguda kendilerine ihanet eden kişinin peşine düşüyorlar. Bu konuda da her ne kadar karakter serisi olsa da sıralı okunması gerektiğini düşünüyorum. Diğer türlü karakterlerin hayatlarında yaşadıkları olaylar konusunda havada kalan kısımlar olabilir.
Zaten bir seriyse, sıralı da okunmalı ama değil mi?
Kitapta smut içerik olduğundan dolayı size tavsiyem bunu bilerek okuyun.
~~~*~~~
Kitabın kısaca konuna değinmek gerekirse; ilk kitaptan beri öldüğü sanılan Reynaud St. Aubyn, Kızılderililer tarafından öldürülmemiş, işkencelere maruz kalmış ama bir şekilde hayatta kalmayı başarmıştır. Her ne kadar herkes onun öldüğünü sanıyorsa da bir gece ansızın evine gelmesi gündeme bomba etkisi yapar. Hayatta kalabilmek ve Kızılderililerden kaçabilmek için verdiği hayatta kalma savaşının sonucunda bitkin düşmesi, hasta olması da geri dönüşünde onun aleyhine olur. Çünkü geçmişte yaşadıkları henüz ruhundan da, psikolojisinden de, aklından da çıkmamıştır. Reynaud'un öldü sanılmasının sonucunda ise genç adamın kontluğu, unvanı, mülkleri ve parası miras yoluyla bir sonraki akrabaya Reginald St. Aubyn'e geçmiştir. Şimdi ortalık karışır çünkü tekrar esir olmamak adına Reynaud, hakkı olan her şeyi geri almaya kararlıdır. Ancak hesaba katmadığı kişiler ve durumlar... hatta duygular da vardır. Reginald'ın karısının yeğeni olan Beatrice Corning, ailesini küçük yaşta kaybedince teyzesi ve eniştesi onu yanına alır ve kendi çocukları gibi bakarlar ve sahip çıkarlar. Aradan geçen yılların sonucunda da teyzei ölünce de eniştesi, Reginald ile beraber yaşamaktadır. Yaşlı adama geçen kontlukta kalarak bir şekilde hayatına devam eder. Ancak Reynaud'un ortaya çıkması da ortalığı baya alevlendirir. Çünkü genç adamı evde asılı olan resimlerden tanıyan ve ona tutkuyla içten içe aşık olmuş olan genç kadın şimdi canlı bir şekilde genç adamı karşısında görünce duyguları karmaşa haline gelir. Bir yandan genç adama yardımcı olabilmek ve yaşadıklarını öğrenip onun yanında olabilmeyi isterken diğer yandan da unvanı eniştesinden alında kendisine ve eniştesine ne olacağından da endişelenir. Ama işler ne Beatrice için ne de Reynaud için beklenmedik bir şekilde ilerler. Çünkü her ikisi de birbirlerine karşı duydukları çekimden dolayı uzak kalamazlarken 28. Alay'a kimin ihanet ettiğini bulmak için işe konulmasın diye Reynaud'u öldürmek isteyenler de peşlerindedir. Reynaud hem hainin peşinde, hem kendine ait olan kontluğu ve mülkleri alabilmek için çaba harcarken bir yandan da her şekilde bağlandığı ve asla vazgeçmeyi düşünmediği Beatrice'e sahip olabilmenin peşindedir. Ancak bu hiç de kolay olmayacaktır. Çünkü unvanları alamasın diye genç adama deli demeyi hedeflemektedirler, bir de katiller onun peşindeyken onu yenebilmenin tek yolunun da Beatrice'i hedef hallerine getireceklerdir. Reynaud'u en başından sonuna kadar zor bir savaş beklemektedir. Ya kazanacak ya da kaybedecektir. Bu sefer kaybedeceği sadece unvanları değil belki de aşık olduğu ilk ve tek kadını kaybedecektir.
~~~*~~~
"Saf olabilirim ama sevilmek istiyorum. Kendim olduğum için sevilmek istiyorum, ezkaza eş pozisyonunda bulunduğum için değil."
~~~*~~~
Öncelikle şunu söylemeliyim ki serinin 3. kitabının diğer iki kitaptan daha iyi olduğunu düşünüyordum şimdi ise 4. kitabın serinin diğer üç kitabından daha iyi olduğunu düşünüyorum. Yazar resmen en güzel kitapları serinin son kitapları yapmış gibi.
Çeviride enişte-amca kısmındaki ayrımı yapılamamasından şikayetçiyim. Beatrice, Reynaud'un amcasının karısının yeğeni normalde ve enişte demesi gerektiği kısımda amca denmiş kitapta. Çok yanlıştı bence... ya ben akrabalık ilişkisini yanlış anladım ya da çeviri de sıkıntı var ki yanlış anladığımı düşünmüyorum.
Reynaud'un Kızılderilerle yaşadıkları, onları yavaş yavaş Beatrice anlatıyordu ki bunlar sadece genç kadın üzülmesin de olabildiğinde elenerek anlatılan özet sahneler olmasına rağmen çok zor ve fenaydı. Cidden adam buna rağmen hayatta kalmışken psikolojisinin de sağlığının da çok yerinde olması beklenemez. Zaten kitabın başlarında kendini kontrol edemediği kısımlarda bunu gördük de. O kısımlar güzel kurgulanmıştı ve tam da travma sonrası stres bozukluğunun göstergesiydi.
Beatrice'in en başından beri Reynaud'u tanıması, ona ılımlı, ilgili davranması çok güzeldi. Adamın sorumluluğunu alarak hastalığı boyunca ilgilenmesi ve onun için çaba harcaması da çok güzeldi. Bunun yanında genç adamın unvan savaşına girdiğindeki tutumları, yasa tasarılarıyla ilgili diyaloglarındaki tutumu ve tutkusu çok güzeldi.
İkili arasındaki iletişim, tutku, aşk, kıskançlık, sahiplenme çok güzel anlatılmıştı. Reynaud'un duygularını itiraf etmemesine rağmen bunu hareketleriyle göstermesi çok güzeldi. Genç kadınla her daim ilgilenmesi, Jeremy'den kıskanması, saldırıya uğradıklarında genç kadının hayatını korumaya çalışması çok güzel kurgulanmıştı. Hatta öyle ki Jeremy öldüğünde bile Beatrice'in yanında olması desteği ve genç kadına acısını unutturma çabası bir yerde ona verdiği değeri gösteriyordu. Bazı şeyleri dile getirmezsin ama buram buram hareketlerinden ve sözlerinden anlaşılır ya... Reynaud tam olarak öyleydi.
~~~*~~~
Onun hak ettiği medeni İngiliz beyefendisi olmayabilirdi ama Beatrice onun istediği kadındı. Ona ihtiyaç duyuluyordu. Sıcak ve şefkatliydi ve yuvaydı.
~~~*~~~
Diğer kitaplardaki karakterleri görmek çok güzeldi. Zaten Reynaud'un yaşadığını öğrenince Vale'in sahneye girişi ve ikili arasındaki diyaloglar çok iyiydi. Aslında birbirini çok iyi tanıyan iki adamlar... ikili birbirlerini çocukluklarından beri tanıyorlar, çocukluk arkadaşları olmasına rağmen ikisinin de yaşadıklarından sonra hayat onları değiştirdi. Ancak buna rağmen ikisinin de arasındaki o sevgi, saygı ve dostluk çok güzel anlatılmıştı. Hatta sonrasında Samuel Hunter ve Alistair Monrue da olaya dahil olması ve dördünün bir olup da hainin araması çok güzeldi.
Alistair ile Reynaud'un karşılaşması çok iyiydi. Alistair'in yara izlerine verdiği tepki ve o anda ikisinin arasında diyalog çok iyiydi. Eee bir yerde de ikisinin de ortak noktalarından biri de Kızılderililerden gördükleri işkence ve geride kalan izleri...
İhanet eden kişinin hep bir şekilde çok yakınlarında olan biri olacağını düşünüyordum ki yanılmadım da... Ancak sebeplerini daha farklı hayal etmiştim. Gerçi baya taht oyunları gibi bir şey oldu... unvan ve para için koca bir askeri alay satıldı...
İhanet eden kişinin -adını vermiyorum, okumayana spoiler olmasın- kitabın sonunda Beatrice ile ilgili yaptığı hamle ve sonrasında gelişen olaylar çok güzeldi. Adamın ölmesini değil, yargılanmasını, küçük düşmesini ve cezasını çekmesini isterdim. Kitap da bana bunu verdi. Bu yüzden de o sonu sevdiğimi söylemeliyim.
Neyse çok uzatmayayım. Kitabı sevdim. Benim nazarımda serinin en iyi kitabıydı. Daha iyi olabilir miydi? Belki olabilirdi ama bu haliyle de güzeldi.
Puanım : 5 üzerinden 4
~~~*~~~
Beatrice sersemlemiş bir şekilde arkasından baktı. Hikayesi beklediğinden çok daha kötüydü ama artık biliyordu. Reynaud kendine onu sevme iznini asla vermeyecekti.
~~~*~~~
Legend of the Four Soldiers
Kitabın adı : Yabani Aşık
Orijinal adı : To Desire A Devil
Yazarı : Elizabeth Hoyt
Çevirmen : Gizem Onay
Seri Bilgisi : Legend of the Four Soldiers #4
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Sayfa sayısı : 352
Kitabın tanıtım yazısı:
Reynaud St. Aubyn yedi yıl boyunca bir Kızılderili kabilesinin tutsağı olarak yaşar. Unvanını geri almak için evine döndüğündeyse ateşler içinde ve yarı delirmiş haldedir.
Bu vahşi görünümlü adam sahiden de yıllar önce Kızılderililer tarafından öldürüldüğü düşünülen, kontluğun son vârisi midir?
Beatrice Corning tam bir İngiliz soylusudur. Fakat onun da bir sırrı vardır: Hiçbir erkek onu amcasının evinde asılı tablodaki yakışıklı Kont kadar etkilememiştir. Reynaud kontluk unvanını almak için geri döndüğünde onun o vahşi görüntüsünün ardındaki asil ruhu sadece Beatrice görmeyi başarır.
Reynaud da bu güzel hanımefendiden etkilenmektedir fakat Beatrice, unvanını geri kazanmak için her şeyi yapmaya hazır bu adamı, masumiyetini kaybetmek pahasına ehlîleştirebilecek midir?
"Elizabeth Hoyt hiç şüphesiz tarihî romansların en usta isimlerinden." - Nanette Donahue, Historical Novels Review
"Hoyt, seriyi okurlarının kendisinden beklediği gibi güçlü, yoğun duygularla ve peri masallarıyla harmanlayarak sonlandırıyor." - Review
"Hoytun öykülerinde insanı aşkın büyüsüne inandıran bir sihir var." - Romantic Times
"Elizabeth Hoyt yetenek, incelik ve önü alınmaz tutkusuyla harika bir yazar." - Julianne MacLean
"Hoyt, ilginç karakterleri, heyecanlı hikâyeleri ve zekice yazılmış diyaloglarıyla yaptığı işin hakkını veriyor." - Publishers Weekly
"Ateşli mi ateşli bir macera!" - Connie Brockway, USA Today çoksatan yazarı
"Reynaud ve Beatricein ilişkisi oldukça ateşli. Elizabeth Hoyt, efsanesini tarihî gerçekleri kurgu ve gizemle harmanlayarak bitiriyor." - Kay Quintin, FreshFiction.com
"Her zamanki gibi en iyisi en sona bırakılmış." - Detra Fitch, Huntress Reviews



Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın