Brandon‘ın kıpırdanmasıyla başımı kaldırdığımda hala uyuduğunu gördüm. Gözleri kapalıydı, kirpikleri yanaklarına değiyordu, nefes alışları düzenliydi, dudakları hafif aralanmıştı ve içimde öpme dürtüsü uyandırıyordu. Bunun yanında bacağını bacaklarımın arasına atarken elini de belimden biraz daha aşağıya indirerek kalçama doğru getirdi. Sadece iç çektim... Çünkü Brandon hafta sonundan beri bana dokunmuyordu. Kardeş misali yan yana yatıyorduk. Hatta çoğu gece sarılmadan uyuyakalıyordu ki gece uykusunda olurda kıpırdanırsa yanındaki varlığımı hissetmiş gibi sarılıyordu. Elimi kaldırdım parmaklarımı hafif bükerek yanağına değdirdim okşarcasına oradan da parmaklarımı açarak saçlarının arasına soktum.
“Tanrım! Nasıl oluyor da seni bu kadar çok sevebiliyorum,” diye fısıldadım Brandon‘ın uyuyan yüzüne karşı. Elimi saçlarında gezdirirken kolumdaki saatin camının parlamasıyla dikkatimi saate çevirdim. Saat yedi buçuktu. Brandon geç kalacaktı, ama uyandırmaya da kıyamıyordum...
