Kitabın Adı : Kural Tanımaz Çapkın
Orijinal Adı : A Rogue of One's Own
Yazar : Evie Dunmore
Çevirmen : Damla Göl
Seri Bilgisi : A League of Extraordinary Women #2
Yayınevi : Olimpos Yayınları
Sayfa Sayısı : 464
Türü : Historical Romans, Tarihi Aşk Romanı, Romans
Konusu : BİR HANIMEFENDİ, BİR DEVRİMİ KAZANACAKSA KENDİNE AİT PARASI VE BİR ORDUSU OLMALIDIR AMA HER ŞEYDEN ÖNCE, PLANLARINI -VE KALBİNİ- YERLE BİR ETMEYE KARARLI, KURAL TANIMAZ BİR ÇAPKININ HİLELERİNE KARŞI ZEKÂAINI KONUŞTURMALIDIR.
Leydi Lucie öfkeden deliye dönmüştü. O ve Oxfordlu kadın hakları savunucuları grubu sonunda Londra’nın büyük yayınevlerinden birinin çoğunluk hissesini almak için yeterli sermayeyi bir araya getirmişlerdi ve tek bir amaçları vardı: Ele geçirecekleri yayın organlarını Parlamento’ya karşı darbede kullanmak.
Ancak Lucie’ye hayalini kurduğu başarı arasında küçük bir engel vardı: Eski düşmanı Lord Ballentine. Üstelik çapkınlığıyla nam salmış bu asilzade, yayınevinin dizgilerini devretmek karşılığında ondan son derece müstehcen bir bedel istiyordu.
Lucie, Tristan’I başka hiçbir kadının yanına bile yaklaşamayacağı kadar baştan çıkarıyordu. Ancak aralarındaki irade ve söz savaşları gittikçe kızışıyor, uzun süredir içten içe yanan sadakat ateşini körüklüyordu. Bu gümüş dilli leydi, kendi kazdığı kuyuya düşme riskiyle karşı karşıyaydı.
Lucie hem toplantı odasında hem de yatak odasında Tristan’I alt etmeye çalışırken, şairlerin söylediği o sözün ne kadar doğru olduğunu keşfetmesi uzun sürmeyecekti: Aşkta ve savaşta her şey mübahtır…
Puanım : 5 üzerinden 4
YORUM
A League of Extraordinary Women Serisi'nin ikinci kitabı Kural Tanımaz Çapkın kitabını da okudum. Çok fazla kitap okuyamıyorum şu sıralar, bu kitapta bu yüzden elimde çok dolandı durdu hatta öyle ki yorumu bile bitirmemin üzerinden bir hafta sonra yazıyorum. Neden böyle oldum bilmiyorum... Havalardan mı? Yaz oluşundan mı? Bilemiyorum. 😔 Bu moddan çıkmamın yolunu bilen varsa yazsın bana ne olur. 😓

Kitaba dair azıcık yorum yapayım ama değil mi? Aslında o kadar ara vererek okudum ki kitabı şimdi yorumlarken haksızlık yaparım diye de korkuyorum. Ancak şunu da söyleyebilirim ki kitabı ilerleyen zamanlarda bir kere daha okuyacağım.
Kitaba dair yorumuma Leydi Lucie ile başlayacağım. Lucie'nin geçmişten yaşadıkları ile geleceğinin şekillendirilmesi güzel kurgulanmıştı. Özellikle de ailesinden gördüğü tavırların, dışlanmaların yanında kendini çok güzel yetişmiş bir kadın haline gelmişti Lucie. Kendi ayaklarının üzerinde duran, dik başlı, asi ve kendi ideolojileri ve idealleri uğruna savaşmaktan geri durmayan bir kadın haline gelmesi çok güzeldi.
Lucie'nin annesinin tavırları özellikle de çok sinir bozucuydu. Yanımda olsa bir kaşık suda boğardım falan dedim okurken. Buna karşılık kuzeni Cecily'e olan ilgi ve alaka tavırları da çok fenaydı ve sinir edici bir durumdu.
Tristan ise... o da aile konusunda kaybedenlerdendi. Annesine olan bağlılığı ve babasının da bu durumu kullanması bir erkek çocuğu ve genç bir adam için çok kötü bir durum ve ruh hali sebebi. Tristan güçlü bir adam olmasının yanı sıra, askeri geçmişi ve savaşçı kişiliğiyle birleştiğinde her şeye rağmen tam bir hayran olunası adam haline geldi.
Babasının bütün tehditlerine pabuç bırakmadan davranması, onun gücünün yetemeyeceği noktalardan hamleleri yapması da çok zekiceydi.
Tristan'ın Lucie'ye olan ilgisi, aşkı da çok güzeldi. Küçüklüklerinden gelen aşkın masumluğu devam ederken yetişkinliği verdiği duygularla kıskanmaları, tutkuları da güzel anlatılmıştı. Özellikle de Tristan'ın romantik şair hali de çok güzeldi.
Tristan'ın Cecily ile evlilik anlaşması yapmak istememesi, babasının baskılarına direnmesi de güzeldi ama buna karşılık da düştüğü tuzak da çok acımasızcaydı. Zaten ilk okuduğum andan beri Cecily'i sevmedim, sevmemekte haklıymışım dedim.
Tristan o kadar şanslı ki kendi aşkı, sevdiği kadın uğruna kendini yakmaya hazırken o kadın da kendini yakıp Tristan'ı kurtarabilecek kadar cesur.
Lucie'nin Tristan'ın başının belaya girmesi sonucunda hamle yapıp da kendini bir utanca ve skandala sokması oldukça iyiydi. Her şeyden önemlisi de tam bir aşık kadının yapacağı hamleydi.
Zaten mutlu son garanti gerisi de teferruat...
Kitabın en güzel kısımlarından biri de ilk kitaptaki Annabelle ile Sebastian'ı görmek oldu. Onları mutlu, aşk dolu görmek çok güzeldi. Şimdi o aşka Lucie ve Tristan'ı da dahil ediyoruz.
Kitabı sevdim, akıcıydı, sıkmıyordu, bazen ağır ilerlediğini düşündüm ama bu benim okuyamamamdan mı kaynaklanıyordu yoksa gerçekten ağır mı ilerliyordu bilemiyorum. Bu yüzden haksızlık yapmamak adına deneyin derim.
Umarım üçüncü kitap için çok beklemeyiz.

ALINTILAR

"Bir hanımefendinin itibarı, hava karardıktan sonra tek başına dolaşmasından çok sizin yanınızda tehlike altındadır," diyerek tekrar şansını denedi.
"Şöhretime duyduğunuz bu sarsılmaz güven beni mahcup ediyor."
💞💞💞
Artık Lucie'den koparacağı ilgi kırıntılarına muhtaç o çelimsiz çocuk olmasa da belli ki kadının onun üzerinde hala tesiri vardı.
💞💞💞
"Erkeklerle kadınların silahları pek de aynı sayılmaz." Leydi Salisbury iyi niyetini belli eden bir tavırla konuşuyordu. "Demem o ki mevcut yetkiyi ve gücü alenen ele geçirmeye çalışan bir kadın fazlasıyla kaba görünür göze... ama bunu yaparken güzel görünmesi fayda sağlar. Üstelik halkı kışkırtan politikacıların da kafasını karıştırır."
💞💞💞
"Normalde dağınık olan ve aynı anda birkaç faklı şeyi düşünen zihni, çevresinde karmaşa arttıkça sakinleşirdi; gerektiğinde iyi bir asker olmasının ve Lucie gibi bir doğal afetin yanındayken kayda değer bir odaklanma ve huzur hissetmesinin sebebi buydu. Hak ettiği değeri görmeyen bir duyguydu sessizlik. Eğer vicdanı olsaydı muhtemelen Lucie'nin yüzündeki kahkahayı bu kadar çabuk silmek zorunda kalacağı için pişmanlık duyardı.
💞💞💞
"Senden çocukça şakaların yüzünden mi hoşlanmadığımı sanıyorsun?"
Tristan'ın gözleri kısıldı. "Başka ne olabilir ki?"
"Cahilliğin gerçekten akıllara zarar."
"Aydınlat beni o zaman," dedi Tristan somurtarak. "Böyle bir nefreti hak edecek ne gibi bir suç işlemişim?"
"Nefret mi?" dedi Lucie. "Öyle olsun, senden nefret etmek için eğer sebebim var. Öncelikle hovardanın tekisin. Karşındakini sadece canın istedi diye, eğlencesine baştan çıkarıyorsun. Sırf bir öğleden sonra iyi zaman geçirmek için bir kadını kullanıp atmakta beis görmüyorsun. Sığ şeylere değer verip ciddi meselelerle alay ediyorsun. Çok konuşup aslında hiçbir ey söylemiyorsun, bu da bana ya tembel ya da aptal olduğunu, hatta belki ikisi birden olabileceğini düşündürüyor. Çoğu insan bulunduğu yere dişiyle tırnağıyla tutunmaya çalışırken sen hedonist halinle bu üstün konumunu kötüye kullanıyorsun ve en kötüsü de Lordlar Kamarası'nda sana bir makam verilmiş olmasına rağmen, sen o koltuğu bir kez bile - tek bir kez bile! - kullanmadın, oysa bu ülkede milyonlarca insan sesini duyurmaya imkan bulamıyor. Aslına bakarsan senin kadar şe yaramaz kimseyi tanımıyorum... Ayrıca senden nefret etmiyorum, sayın lordum, senden iğreniyorum."
💞💞💞
"Karşındaki insana ateş etmek gerçekten tuhaf bir histir," dedi. "İçinde bulunduğun durum neyi gerektiriyorsa onu yaparsın... Ama sonradan en alakasız anlarda efkarlanıp durduklarını, geceleri olmadık rüyaların kendilerine musallat olduğunu pek anlatan çıkmaz."
"Musallat olan rüyalar..." diye tekrarladı Lucie.
"Mecbur kalmadıkça insanlara kurşun sıkmamaya çalış, yeter."
💞💞💞
"Ah, gerçekten sinirlerin bozuldu," dedi Lucie hayretle.
Tristan donup kaldı. "Bozuk sinirler," diye tekrarladı, gözleri kısılarak. "Tanrım! Bir dahakine bana o güzel kafanı böyle şeylere yorma da dersin sen..."
"İşe yarar mı?"
Tristan kafasını geriye doğru atıp kahkahalarla güldü. "Hiç faydası olmaz."
Lucie omuz silkti. "Doğal olarak... Bu öğüdü duymak bizim de pek işimize yaramıyor."
💞💞💞
"Balo salonuna tek başına girip gövde gösterisi mi yapmak istersin," diye devam etti Tristan, "yoksa beni kavalyen olarak kabul etmeyi düşünür müsün?"
İşte şimdi Lucie başını kaldırıp ona baktı. Tristan gözlerini kırpıştırdı. Alnına bir bukle düşürülmüş ve topuzunun arasına kırmızı çiçekler sıkıştırılmıştı. Bu halinin modaya uygun olduğunu biliyordu ama ilk bakışta Lucie gerçekten de bir yabancı gibi görünüyordu.
"Seninle girmek de başlı başına bir gövde gösterisi," dedi Lucie.
💞💞💞
"Dürüstlük olmadan güven olmaz."
"Ah, sevgilim..." Gülümsemesi çarpıktı. "Benim ikinci kuralım ise şu: Bana güvenme. Öyle derin, körü körüne bir güven besleme."
"Neden?"
"Çünkü ben bile kendime o kadar güvenmiyorum."
"Harika," dedi Lucie huysuz huysuz. "Peki ya birinci kuralın ne?"
Sesi nazikti ama gözlerinde nadiren sergilediği bir ciddiyet vardı. "Bana aşık olma."
💞💞💞
"Sen yıllardır bana prenses dersin, oysa birbirimizden daha yeni hoşlanmaya başladık."
Tristan'ın gözleri, ani bir çalkantıyla bulanmış bir kuyu gibi matlaştı.
Lucie'nin yüzünü tutuyordu, genç kadın adamın başparmaklarının nazikçe elmacık kemiklerine dokunduğunu hissetti.
"Belki de sana her zaman hayranlık duymuş, seni hep sevmişimdir, Lucie."
💞💞💞
Aşırı kibrin sonu, aşırı yüksekten düşmek olurdu. Tristan da çok sert düşmüştü, hala düşüyordu.
💞💞💞
Yanında onun gibi bir kadınla yolculuğa çıkmak, herhangi bir yolculuğu angarya olmaktan çıkarıp bir maceraya dönüştürürdü. Dizlerinin üzerinde öylece donakaldı, aklı bir anlığına uçup gitmişti. Kendini bir kadına temelli zincirlemenin haz verebileceğini kabul mü etmişti az önce?
Herhangi bir kadın değil.
Lucie.
💞💞💞
"Biz birbirimize uymayız," dedi Lucie, birkaç basamak aşağıya inmişken.
"Demek öyle," diye tersledi Tristan. "Nedenini açıklamaya tenezzül eder misin?"
Lucie'nin içine bir rahatlama dalgası yayıldı; midillisi hala fıskiyenin yanındaydı, telaşlı bir seyis tarafından tutuluyordu.
Lanet olası basamaklar ve cehennem azabı gibi dar etekler yüzünden aşağı inmek asırlar sürüyordu. "Eğer evlenecek olsaydım," dedi Lucie, "Sadık bir koca isterdim ve sen asla sadık olamazsın."
"Sadık olamayacağımı nereden biliyorsun?" diye çıkıştı Tristan.
Lucie son basamaktan atladı. "Çünkü sen Tristan Ballentine'sın."
Tristan aniden yoluna çıktı, topuklarının altında çakılları ezdi. "Bu kötü şöhretimin yarısı söylentilere dayanıyor ve bunu sen de biliyorsun."
Lucie ona dik dik baktı. "Sen bile kendine güvenmiyorsun; bana sana güvenmememi bizzat söyledin. İnsanlar bana ne olduklarını söylediklerinde onları dinlerim."
"Tanrım, bunu sana o an doğru olduğuna inandığım için söyledim ve bu tamamen bir erkek olarak kendim hakkında düşündüklerimden kaynaklanıyordu, sana karşı hislerimden değil. Eğer sakince konuşabilseydik sana işlerin değiştiğini söyleyebilirdim..."
"Kelimeler!" diye bağırdı Lucie. "Kelimelerin önemi yok ve sen fevri birisin. İlk gecemiz hatırla: Beni çıplak gördüğün an, kaybedecek çok şeyin varken üzerime atıldın."
Lucie'nin gözleri önünde Tristan'ın rengi soldu. "Evet," dedi usulca. "O gece üzerine atıldım çünkü şu kahrolası hayatımın yarısında seni istemiştim."
💞💞💞
Ona körkütük aşıktı. Her sabah, onun kendisine ait olduğunu bilerek yüreğinde sıcak ve hafif bir hisle uyanıyordu. Zamanla ihtiyaçlarını ondan daha çok düşünen birinin varlığına alışabilirdi.

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın