İlk çıktığında ilgimi çeken ve aldıktan sonra da ciddi anlamda korku ve gerilim olduğunu düşündüğüm için okumayı ertelediğim bir kitabın yorumuyla karşınızdayım.
Yasaklanmış Masallar dizisi olarak yayınlanan seri, bizlerin çocukluğundan beri dinlediği, bildiği, izlediği masalların yetişkin versiyonu, ancak yetişkin versiyonu derken de gizem-gerilim-vahşi kurgusuyla yetişkin versiyonu olduğunu söylemeliyim.
Rapunzel kitabı serinin ilk kitabı olarak çıktı. Ama bu bir seri değil, masalların korku-gerilim kategorisinde dizi serisi diyebilirim. İstediğinizden başlayabilirsiniz sonucunda hiçbirinin birbiriyle bağlantısı olduğunu sanmıyorum.
Kitabın önsözünde uyarı var. Bu uyarıyı dikkate almanızı tavsiye ederim. Rahatsız olacağınızı düşünüyorsanız hiç denemeyin bu kitabı. Yüksek ihtimalle diğer kitaplar da bu şekildedir, dolayısıyla onları da boş yere deneyip eleştirmeyin.
Kitap aslında iki avcının, silahlarıyla ve donanımlarıyla bir av partisine katılmasıyla başlıyor. Bu partide onlara verilen kulübede konumlanıp hayvan avlayacaklarını düşünürlerken olayların gidişi ve Paul’un avladığı geyiğin kendi içerisinde yaşattığı duyguların büyüsüne kapılarak arkadaşı Rob’u vurması ile devam ederken kurgu bambaşka bir yere evriliyor. O bölgede yer alan bir yetimhanede yıllar önce çıkan bir yangın sonucunda bütün çocuklar yanarak ölmüştür. Yangını kimin çıkardığı belli değilken üzerinden yıllar geçmiştir. O yetimhaneyi incelemek için henüz 13-15 yaşlarındaki üç gencin merakla oraya gitmesi ile olaylar daha da değişik hale gelir. Çünkü o yanmış harabe evde bir kadın yaşamaktadır. Yanmış, deforme olmuş ve vahşileşmiş, insanlığını kaybetmiş bir kadın. Tek tek çocukları avlarken tek bir kızı… henüz 13 yaşında olan Jacinthe’yi öldürmez ve kendi mağarasına, eski bir maden olan yere götürür. Bu kadın orada yaş aralığı belli olmaksızın kaçırıp hapsedip, zamanı geldiğinde işkenceyle kafa derilerini yüzüp saçlarından kendisine peruk yapmaktadır. Jacinthe ise bu durumdan kurtulabilmek için çaba harcarken ansızın Paul ile karşılaşır. Bir katilden kaçmaya çalışırken başka bir katilden medet uman genç kız hayatta kalma savaşı vermektedir.
İki hikâyenin Paul’un hikayesinin yetimhane ile bağlanması çok güzel bir değişiklikti çünkü nasıl evrilecek, bağlantı kurulacak ve daha da önemlisi Rapunzel detayına nasıl bağlanacak diye beklerken oldukça ilgi çekici bir şekilde ilişki kurulmuştu.
Açıkçası kitaba başlarken hayal ettiğim kurgu bu değildi. Ben daha fazla korku, bilinmezlik ve daha da önemlisi okurken seni ürpertecek, gerecek, en minik ses yerinden sıçratacak bir şey bekledim ama ne yazık ki bunu bulamadım. Ama yine de okurken gerilim, gizem kısımlarını sevdim. Jacinthe’nin yaşadıkları, hayatta kalmak için yaptıkları da güzel kurgulanmıştı. Bunun yanı sıra kitabın sonu ise büyük bir sürprizdi diyebilirim.
Jacinthe’nin yolunun Paul ile kesişmesi, kendi kurtarıcısı olmasını beklerden başka bir ölümün kucağına düştüğünü fark etmesi oldukça iyi kurgulanmıştı. Hangi ölüm daha iyi diye sorgulatan cinstendi. Bir tarafta kafa derin yüzülerek saçların alınacağı bir işkenceyle ölüm diğer tarafta t*ciz-t*cavüz, şiddet içerikli bir ölüm…
Henüz küçük bir kız, 13 yaşında bir kız olmasına rağmen Jacinthe’nin içerisindeki cesaret, hayatta kalmak için göze aldıkları çok güzeldi.
Kitabın sonu ise bir sürpriz… beklediğim son kesinlikle o değildi. Ama bir döngü ve kırılamıyormuş hissi veren bir son olmuştu. O kabus bitmedi devam ediyor dedirten cinsten… şekli değişmiş olabilir, tarzı değişmiş olabilir, talepleri farklılaşmış olabilir ama o kabus hala devam ediyor gibi hissettiren sondu.
Ben büyük beklentilerin kitabı olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Ortalama bir kitaptı, bir çırpıda okunan bir kitaptı benim nazarım. Ben ki korku okuyamayan bir okurumdur, bu kitabı okuyup diğer kitapları da okumaya niyetleniyorsam kesinlikle korku denilemez bence ya da korku anlayışımız farklı. Bilemiyorum.
Bu tür kurguları seviyorsanız deneyin derim ama dediğim gibi ön sözdeki uyarıları da dikkate alın.
Orman, insanın özüne, keyfi iradesine ve ilkel
dürtülerine dönüşünü temsil ediyordu.
✥✥✥
Geçmişi tepeden izlemek, ne büyük bir mutluluktu!
✥✥✥
Hayatta hiçbir şey, bir parmak hareketiyle bir
yaşama son verebilecek güce sahip olmaktan daha heyecan verici değildi.
✥✥✥
Artık, yaşamın onu cezbeden hiçbir tarafı yoktu;
ölüm, kesinlikle daha cazipti.
✥✥✥
Hayatı, bir sebzeyi topraktan koparıp tadına bakar
gibi almak… İşte, onun tüm coşkusunun kaynağı buydu. Ölümü onurlandırmanın en
güzel yolu, onu bir son değil, bir başlangıç olarak görmekti.
✥✥✥
Hiçbir şey, hiçbir zaman, bilmemekten daha acı
verici olamazdı; belki de unutulmuş olmak hariç. Geçmiş, hiçbir zaman geri
gelmeyecek olsa da zaman, kendi ritminde devam ediyordu.
✥✥✥
Hiçbir zaman rahat bir çocukluk geçirmemişti ama
zenginliğinin farkına ancak onu kaybettiğinde varmıştı; kaybetmediğimizde,
hiçbir şeyin değerinin farkına varmıyoruz.
✥✥✥
Zalimler, korkunç hükümdarlıklarının sonucunda şunu
öğrenmişlerdi: Korku ve acıdan daha iyi köleleştiren bir şey yoktu.
✥✥✥
Hayat, yalnızca kendisi istediğinde sona eren;
amansız bir mücadeleydi.


Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın