Fatma Erdek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatma Erdek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2016 Pazartesi

2 Fatma Erdek - Ben O Değilim


~~~*~~~
Tuhaf bir şeyler oluyordu. Sanki güneşli gün kararıp, soluyordu gözlerimde. 
Bir tek o yüz...
Evet, o an sadece onun yüzü parlıyordu. İlk kez, bir kadına bakarken, başımın döndüğünü hissediyordum. Evet, başım... başım dönüyordu.
~~~*~~~

Bir Fatma Erdek kitabı daha bitirmenin mutluluğuyla doluyum :)

İlgi çekici kapağa, yayınlandığından beri can alıcı alıntılarından sonra okumamak olmazdı zaten. Ki klasik Fatma Erdek kaleminin biraz dışarısında olup da daha yoğun aşkın anlatılması da ayrı bir güzeldi :) Kitabın konusu tam filmlere konu olacak bir kurguya sahip diyeyim size :)

Fatma Erdek bu kitapta sandaki daha az dram daha çok aşk ve daha çok gülümseme katmıştı. Daha inatçı bir aşık daha eğlenceli sohbetlerle süslemişti kalemini ve ben bu özelliği çok sevdim.

23 Haziran 2015 Salı

5 Fatma Erdek - Gece ile Şafak

~~~*~~~

Birbirlerine bakarken, gözlerin gerisindeki anlamları okumaya çalışıyorlardı sanki. İkisi de kabullenmiş gibiydi. Aralarında apayrı bir duygu sürgün veriyor, onları birbirlerine çekiyordu.

~~~*~~~

Favori yazarlarımdan biri olan Fatma Erdek'in son kitabı Gece ile Şafak yorumuyla karşınızdayım!

Öncelikle demek istiyorum ki Fatma Hanım bu kitap ile harikalar yaratmış. Normalde kim sorarsa sorsun her zaman favori Fatma Erdek kitabım Kara Kış Beyaz Düş derdim ama şimdi Gece ile Şafak derim şüphesiz! Bu kitap bambaşka bir şeydi, kelimelerle zor ifade edilecek ama okunduğunda kendinizi kaybedeceğiniz bir kitap olmuş. Ellerinize emeğinize sağlık Fatma Hanım.

1 Eylül 2014 Pazartesi

4 Fatma Erdek - Erken Rüya Zamanlar


Sen hep yaz kadın, bende hep seni okuyayım!

Allah'ım bu nasıl bir kalem, nasıl bir yetenek, nasıl bir kurgu yeteneği, nasıl bir duygu anlatımıdır! Bir insanın bu kadar iyi kitaplar yazması ayıp ya! Etkisinden çıkıp yeni bir kitaba geçmek zor oluyor. :(

Fatma Erdek'in okuduğum 3. kitabıydı ve her seferinde elime merakla aldığım, bu sefer beni nasıl bir aşk bekliyor heyecanıyla okuduğum 3. kitap! Hep derim Kara Kış Beyaz düş benim favori Fatma Erdek kitabım diye ama şuan kararsız kaldım. Bu da çooook güzeldi!

İçime işleyen o aşk var ya...

16 Mart 2014 Pazar

2 Fatma Erdek - Kara Kış Beyaz Düş

Bir kitaba ilk defa yorum  yapmak istemiyorum çünkü insana okurken o kadar çok duygu yaşatıyor ki bu kitap ne desem bilemiyorum şu anda! Beğendim hatta bayıldım! ama... işte amalar... okurun içinde, yüreğinde burukluk bırakan bir kitap. Melekler Zamanı'ndan etkilenen okurlar bu kitabın daha etkileyici olacağını söyleyebilirim. Hatta ben çok daha fazla sevdim bu kitabı!

Fatma Erdek kalemine taptığım Türk yazarlardan biri... Güçlü kurgusu, kelimeler üzerindeki kusursuz gücü ile birleşince ortaya çıkan, insanı etkileyen yürek burkan, buruk tebessümle her şeye rağmen mutlu dedirten ama çaresizliği, umutsuzluğu, savaşmayı, karanlığın içindeki minicik bir kıvılcım yakalama hissiyatını ustaca aktaran bir kalemi var yazarın. Sevdiğim her kitabını keyifle ve zevkle okuyacağım bir yazar.

"Kara Kış Beyaz Düş"... adı gibi karanlığın içinde beyaz bir sayfa açma çabası ve başarı ile sonuçlanan bir hikayeydi. 

Zeynep'in geçmişinde hapsolması, hiçbir zaman yeniden başlayamaması ve bir gün annesinden başkakalbinde yer ayırabileceği bir erkek bulması ve geçmişinin karanlık tarafını o adamdan saklama çabası... 16 yaşında, henüz hayatının başında ama o yaşına rağmen omzunda çok ağır bir yük olan Akgül'ün Zeynep ile aynı olan kaderi... Yollarının kesişmesi, birbirlerini etkilemeleri ve ortak olan geçmişlerine birbirlerinden güç almaları... Ustaca kelimelerle dokunmuş okurken gülümseyen ama aynı zamanda göz doldurtan bir kitap. 
Mutlu sonu bile yüreği uçsuz bucaksız bir coşkuyla dolduramadan burukluğuyla mutluluğu yaşatan bir son!

Kitabı ancak bu kadar özet geçebilir ve ancak bu kadar kitap içeriğine girebilirim. Aslında kitap hakkında söylemek istediğim çok şey var... Zeynep'in durumu, Selim'in şerefsizliği, adiliği ve Güven'in güçlü duruşu, karakteri hakkında söylenecek o kadar çok şey varken bir şey söyleyemiyorum! Çünkü o zaman kitabı anlatmak durumunda kalırım. :( 

Ama... 

Sizlere bol bol alıntı yazacağım! :)

Alıntılardan önce demek istediğim birkaç şey daha var. Öncelikle kapak tasarımı çok fena güzel olmuştu. Özellikle konuya kurguya o kadar uygundu ki... hele ki kulak kısmında -aşağıdaki resimdeki- karlar içindeki kadın figürü cuk diye oturmuş kitaba.

Ve Fatma Hanım, sizi ayakta alkışlıyorum. Aşk romanı seven, okuyan biri olarak daha önce okuduğum hiçbir kitapta aşkı bu kadar güzel tarif eden ve farklı açılardan baktıran bir yazar tanımamıştım. Özellikle yasak aşkın tarifi... benzetmeler... muhteşemdi!


Yok demek ya da yok olmak neye yarar? Kir,
bulaştığı yerde işlemeye devam eder. Büyür, genişler,
çoğalır. Gün gelir temiz tek bir hücre dahi kalmaz.
İnsan, bilincinin üstüyle ne kadar çabalarsa çaba-
lasın faydasız. Hiçbir şey unutulmaz!

Sesi ılık, pürüzsüz, kadife bir nehir gibi kulaklarımdan içeri
akmıştı. Göğsüm bir kafes, gönlüm içinde bir kuş olmuştu.

Boş yere suçluyordum onu. Sorun ne gülümseme-
sinde ne de gamzesindeydi. Bütün suç bendeydi.
Etkilenmiştim ondan. Bunu saklamak, onu suçla-
mak, dürüstlükten uzak, boş ve yarasız bir kaçış-
tı. Güven, onu ilk gördüğüm günden beri, zihnimde
tasarladıım ve ne acı ki; gerçekleşmesini hem iste-
yip hem de kaçındığım beyaz bir düştü.

Diyeti olmalıydı aşkın, bedeli ödenmeliydi. Ömrün hangi
mevsiminde içileceği belli olmayan bir zehirdi aşk. 

Bir adım atıp gitmek, bir adım dönüp kalmak...
Gidersem annem kalırsam ben yanacaktım. İki
ateşten birini seçmek zorundaydım. 

Selim, ben merkezli yaşıyordu. Kimi üzdüğü, kimi kırdığı 
umurunda değildi. Ona göre aşk, bir tür delilik haliydi.



"Dağıtıyorsun beni, Reis Hanım," dedi kollarıyla beni kuşatırken. "Düşünürken, yoruyorsun. Mesai saatimden işimden alıkoyuyorsun. Gece uyuyamıyorum, uyusam bile rüyalarıma giriyorsun. Aklımdan çıkaramıyorum. seni."

"Ama haftalardır beni aramıyorsun."

"Kırıyorsun beni, üzüyorsun."

"Biliyorum Güven. Bu gece, eğer sen uzak dursaydın, ben gelecektim yanına."

"Zeynep," dedi ve başını hafifçe geriye atarak yüzüme baktı. "Seni seviyorum."


"Aşk unutulacak bir şey değil. Aşk insanın kararlarıyla
gelen ya da giden bir şey değil Zeynep. Aşk, gerçek 
anlamda bir zehir. Bir kez içtikten sonra, geriye dönüş 
yok."

"Ben adımı ve kim olduğumu çoktan unuttum Zeynep, 
artık basit bir mecnundan başka bir şey değilim. Ben
sana olan aşkım dışında, koca bir hiçim."


"Ben seninle her şeye varım Zeynep. Bana mutluluk da senden gelsin, acı da, kahır da."

"Ben seninle mutlu olmak istiyorum."

"Olacağız da. İnanıyorum ben Zeynep."

"Beni de inandır Güven. Hasta kabul et beni, iyileşmek isteyen bir hasta olarak gör, öyle davran. Lütfen vazgeçme, umudunu kesme benden. Pek çok şey beni korkutuyor Güven ama bunların içinde en büyüğü, canımı en çok yakacak olan, seni kaybetmek."


"Kötü ruhlarda aşık olur Zeynep. Hades ve Persephone, 
örneğinde olduğu gibi."

O gece Selim'in gözlerinde, inanmak istemediğim gerçeği 
okumuştum... Bütün varlığıyla doğru söylüyordu. Bana    
karşı hissettiği yasak aşk, onun kıblesi olmuştu. Bu aşka 
ibadet ediyordu. Söyleyeceğim, yapacağım hiçbir şey    
bunu değiştiremezdi. Yaşamaya ya da ölmeye 
aldırmıyordu.



Alıntılarımı da paylaştıktan ve biraz da olsa kitabın duygusallığından çıktıktan sonra sizlere şiddetle öneriyorum alın ve okuyun! Hatta okutun!

Daha fazla bir şey söylemeye gerek yok bu kitap için! Ben çok beğendim, Türk yazarlar rafımda yer alacak olmasının yanında favori kitaplarım, ve en etkileyici bulduğum kitaplardan biri de olacak!

Yorumumu bitirirken sizler için kitabın tanıtım yazısını paylaşıyorum: 
O gece Selim'in gözlerinde, inanmak istemediğim gerçeği okumuştum... Bütün varlığıyla doğru söylüyordu. Bana    karşı hissettiği yasak aşk, onun kıblesi olmuştu. Bu aşka ibadet ediyordu. Söyleyeceğim, yapacağım hiçbir şey bunu değiştiremezdi. Yaşamaya ya da ölmeye aldırmıyordu. 
~~~~ 
Annesinin mutluluğu için,iki ateş arasında kalmış bir genç kız...Ortak kaderi paylaşan, iki yaralı yürek...


6 Ekim 2013 Pazar

0 Fatma Erdek - Melekler Zamanı


Yeni bir Türk yazarı daha keşfetmiş olmanın gurur ile size yeni yorumumu yapıyorum :) 
Hep söylerim ve yine söylüyorum genelde Türk yazarları tercih etmeyen, okumayan ve benim beklentilerimi karşılamadıklarını düşündüğüm için elimi hep geri çeken bir okurum ve olurda okursam hep beklentilerimi çok çok düşük tutarım ki hayal kırıklığına uğramayayım ama artık uslandım! Çünkü öyle yazarlar karşıma çıkıyor ve hiç adını duymadığım isimlerin kitaplarını okuyorum ve sonucunda o kadar memnun, tatmin olmuş bir şekilde bitiriyorum ki kitabı içimden tekrar tekrar okumak geliyor. 
Sanırım artık Türk yazarların, yazarlarımızın kalemlerine güvenmeliyim... 

FMArsal, Osman Aysu, Vefa Enver derken birkaç isim daha okudum ilk defa kitap çıkaran ve kalemleriyle harikalar yaratan şimdi bunlara bir de Fatma Erdek eklendi. Facebook'da o kadar duydum ki yazarın ve kitabın methini ister istemez merak ettim ve aramama rağmen bulamadım ve Ephesus isteyip de bulamayanlara bir şans daha vererek kitabın yeni basımını yaptı. Onların sayesinde okuduğum kitabı o kadar beğendim ki hiç bitsin istemedim ama ne yazık ki her güzel şeyin sonu var. :(

Bunları neden açıklama gereği duydum bilmiyorum ama gerçek düşüncelerimdi paylaşmadan edemedim. Ki düşünün benim gibi ön yargılı bile bu derece beğendiyse gerisini siz tahin edin :)

Neyse çok uzatmayayım ve hep yaptığım gibi yazarın kalemine değinerek yorumuma başlayayım :)

Fatma Erdek, kalemi cidden çok güçlü, kurgu yeteneği doruklarda ve duyguları okuyucuya hissettirme konusunda bir çok yabancı yazardan bile daha iyi bir yazar...

Kitap, bazen hissettirdiği duygularla bana çok ağır geldi. Acı o kadar yüklü ve çok ki kalbini sıkıştırıyor, gözleirni dolduruyor ve yaşların akmasına engel olmayacağın boyuta taşıyor ve işte bu noktada kitap çok ağır geldi bana... Dramatik ve acı yüklü şeylerden genelde uzak dururum çünkü her ne kadar kurgu olsa da etkisinde kalma gibi bir kötü huyum var. Filmlerde bunu çok yaşarım ve beni bu derecede etkileyen kitaplar da olmuştu şimdiye kadar ama bir Türk yazardan böyle bir performans... itiraf ediyorum beklemiyordum. Cidden etkileyici bir hikayeydi... 



Kısaca kitabın konusuna değinmek istiyorum. Kitap içeriğin girmeden konusunu özet geçeceğim daha sonradan kitap içeriğine gireceğim zaman sizi uyaracağım bu konuda söz veriyorum. 

Konuyu anlatma kitaptan bir cümleyle başlayıp yine bir cümleyle bitireceğim :)

"En aydınlık sabah, en karanlık geceden doğandır."
Barlas, acıları ve geçmişi içerisine gömülmüş, hissetmeyi unutmuş, ölümü her an her dakika bekleyerek ve bir an önce gelmesini dileyerek geçiren yalnızlığın içinde yaşayan bir adam. Nesil, cıvıl cıvıl, neşe, sevinç, mutluluk umut dolu, hayatı yaşayan, yaşamayı seven, sevgi dolu bir kalp taşıyan bir genç kız. Barlas'ın sahip olduğu otele gelen Nesil genç adamı gördüğü anda ona aşık olur ve onun her gün dikkatini çekmek için çabalarken bir gün kader yollarını Nesil ölümle burun buruna geldiğinde karşılaşır ve Barlas'da her ne kadar itiraf edemese de Nesil'den etkilenir ve hayat onların hiç ummadığı özellikle Barlas'ın hiç ummadığı bir yörüngeye girerek ikisinin kaderini bir çizer. 
Yusur henüz küçücük bir çocuk ve Yesra henüz genç bir kız bile olamamış bir kız.. Hayat onların kaderlerini babasının ellerine bırakmış ve babası da öyle bir yol çizmiş ki ikisi içinde acı, hasret, özlem, yalnızlık, korku dolu...
"En zor olan, kendi fısıltılarını susturmaya çalışmaktır..."

Yusuf ve Yesra'nın hikayesi hala tüylerimi diken diken ediyor ve gözlerimi dolduruyor... Şu yorumu yazarken bile gözlerim doluyor, ellerim titriyor onları her anımsamamda... 

Kitaplarda genelde farklı zamanlardan farklı kişilerden bahsediliyorsa hep bu kişilerin bir şekilde yolları kesişir ve ben hep Yusuf ve Yesra'nın Barlas ve Nesil ile nasıl bir ilişkileri olacağını merak ettim ama açıkçası çıkan gerekleri beklemiyordum! Beni şaşırttı bazı olayları anlamamı, acıların karanlığın ve umutsuzluğun ardındakileri anlamama neden oldu. 

Olayların gidişatı hiç de tahmin edemeyeceğim şekilde gerçekleşti ve bu içimdeki merakla okuma isteğimi de arttırdı. 

Nesil aşkı... öyle güzel, öyle umut dolu, öyle cesur ve öyle saftı ki okumak ve o aşk dolu satırları anımsamak insanı kitapta huzur veren tek noktaydı... Hayır tek nokta o değildi. Asıl insana sevginin ne kadar güzel ve özlemin, hasretin ne kadar zor olduğunu en iyi anlatan satırlar Yusuf ve Yesra'nın adının her geçtiği satırda saklıydı... 
Onlar istemedikleri bir yola sürüklendiler ve hayat onlara o kadar acımasız davrandı ki insanın tüylerini ürpertiyor ve bir o kadar da kalbine dokunuyor... 

Ben bu kitapta kitap içeriğine girebilen bir yorum yapabileceğimi hatta küçük detaylar verebileceğimi sanmıştım ama yanılmışım... Kitabın içinden bir şeyi anlatmak şuanda o kadar zor geliyor ki... Henüz etkisinden çıkmadan bunu başarmak çok zor bu yüzden kitaba dair yorumumu burada keseceğim... 


Yorumumu bitirmeden kitapta çok hoşuma giden satırları not almıştım onları sizinle paylaşmak istiyorum.

"Dün gece, aç bir iştahla, kazanacağından zerre kadar şüphe etmeyen bir kumarbaz gibiydi. Bugünse Barlas'la birlikte, onun üzerinde oynadığı her şeyi yitirmişti. Dün gece, şımarık bir çocuk gibiydi. Öylesine rahat, öylesine aldırmaz ve öylesine kendinden emindi ki. İstediği erkeği elde edebileceğine dair güveni tamdı. Barlas onun seçtiği adamdı.  
Oysa bu gece... Aynı güven, aynı haylaz çocuk, anı cesur kız neredeydi? 
Her şeyin bir zamanı var diyorlardı ya. İşte 'o zaman' bitirme zamanıydı. Yürek başka söylerken gurur başka söylüyordu. Ruh özgürlük verirken, akıl esir ediyordu kendine. Kim örüyorsa ağları, ilmikler yalan yanlış geçiyordu dizgiye. Kim yazıyorsa yazgıyı, harfler yalan yanlış düşüyordu satırlara."
******************
"Ben, o an sadece, Yesra'yı düşünüyor, Yesra için korkuyordum. Çünkü içime doldurmaya çalıştıkları bütün o ilahi sevgilerden en büyüğünü Yesra'ya hissediyordum. Tıpkı bir mecnun gibiydim. Başka türlü bir aşktı benimki... Onu kaybettiğimi düşündükçe yaşama gücümü yitiriyordum. Gözlerimden süzülen yaşlar, yüzümü boydan boya yakarak geçiyor, ruhumu besleyen son duygu kırıntılarının sıcaklığı da ruhumu tebiye ettikleri o hücrenin içine dökülüyordu. En son ne zaman ağladığımı hatırlamak istesem, Yusuf'un ruhunu yitirdiği o karanlık odaya gidiyordum... 
Ateşten birer damlaydı ve son yaşlarımdı onlar..."
******************
"Keşke aşk öğretilebilecek bir şey olsaydı. Aşk; herkesin yüreğindeki boşluğa göre şekillenen, herkesi farklı bir yerden vuran, herkes başka bir iman ve başka bir ibadetle dolduran, öylesine sınırsız ve öylesine belirsiz bir kavramdı ki. Aşk bir evrendi. Sınırsızlığın içinde, milyarlarca tür barındıran, kimi ateşten kimi ışıktan, kimi dumandan kimi yeşilden kimi beyazdan kimi sudan kimi topraktan... Milyonlarca farklı yıldız, canlı, cansız ve bilinmezden oluşan evren kadar zengin... Milyonlarca şarkıya şiire ilham olacak kadar bereketli... Kimine mut getirecek kadar parlak. Kimini umutsuzluğa mahkum edecek kadar karanlık. İşte bu kadar değişken bu kadar tanımsız bir şeydi aşk..."

Aşkın milyonlarca tanımını okuduktan sonra yukarıda alıntıladığım gibi bir tanım okumamıştım. Şimdi şöyle bir bakıp anlatılan hikayeleri, okunan kitapları, izlediğin yaşananları düşününce ne kadar da doğru...

******************
"Senin asaletin, cesaretinde Nesil... Sen, ona kimsenin gelmediği gibi geldin. Kimsenin vermediğini verdin. Sen o serseriyi, adam gibi sevdin. Ona da sevmeyi öğrettin sen Nesil."
Vural kaptanın bu sözlerini okuduğumda ve Barlas'ın umutsuz, karanlık ve acı dolu kalbini düşündüğümde ne kadar haklı olduğunu söylememek imkansız...

Yorumlarımı uzatmaya bayılırım ve eğer sevdiğim bir kitapsa söz konusu olan sınır tanımam ama sizleri daha fazla sıkmadan yorumumu bitireceğim. 

Kitaba bayıldım! Cidden okuyanların neden bu kadar sevdiğini okuyunca anladım ve onlara hak verdim. Şiddetle tavsiye ederim okuyun! Seveceğinizden eminim... Ama unutmayın kitap yoğun bir acı ve buna rağmen umut dolu bir kitap.

Küçük bir uyarı da bulunayım bir de: Kitabı okurken yanınızda mendil, selpak bir şey mutlaka bulundurun ağlama garantisi veren bir kitap.

Kitabın arka kapak yazısını aşağıda sizlerle paylaşıyorum:
Yusuf ve Yesra... İki kardeş... Tek can... Ve onları ayıran babaları... Küçük Yusuf'un tarikatın emirlerine gönderirken, gencecik Yesra'yı yaşlı tarikat liderine eş olarak verir.. 
Sonra... 
Sonrası mücadeleci Yusuf'un tarikattan kaçışı ve Barlas oluşu... Hayatı keşfi. Mucizelerin ona getirdiği hayatının melekleri Nesil ve Ekin. İç içe geçmiş, soluk soluğa okunan bir adamın iki hayat mücadelesi. Yesra ve Yusuf'un yürek burkan, sarsan hikayesiyle irkilecek, Nesil ve Barlas'ı aşklarıyla yaşamın ne denli bir mucize olduğuna tanıklık edeceksiniz...