13 Ekim 2014 Pazartesi

3 Fatih Murat Arsal ile Röportajımız

Aşk romanlarını okumaktan keyif alan okurlarımız muhakkak ki Fatih Murat Arsal ismini işitmiştir. Pek çoğunuzun da okumuş olmanız muhtemel. Fatih bey ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Fatih beye teşekkür ediyoruz. Kendisine küçük bir not: Endişelenmeyin, alıntınız kesinlikle aramızda kalacak :)




İlle Kitap: Her zamanki gibi öncelikle okurlarımıza kendinizi tanıtmanızı rica edeceğiz.

Fatih Murat Arsal: İnsanın kendini tanıtması zor… Hemen akla iyi özellikler geliyor. Ben de bu sefer kötülerden başlayayım dedim. İnatçıyımdır, bir şeyi yapıncaya kadar uğraşırım. Zaman zaman suratsızımdır. Belki de çoğu zaman. Ama yüzüm asla dostlarıma ekşimez. Kilolu olduğum söylenebilir. İyi şeyler ve değişik şeyler yemeyi severim. Yüzümde uzun bir yara vardır. Maalesef ev kuşuyumdur. Ailesiyle benim kadar çok gezen ama evde olmayı daha çok seven çok az insan vardır. Oğlum da ben gibidir. Sinema izlemeyi severim. Kitap okumaya pek vakit bulamam. O yüzden romanlarımı taklit sananlara sadece rastlantı olduğunu söyleyebilirim. Fakat gençliğimde haftada altı kitabı garanti okuduğumu söylemem yalan olmaz. Kütüphaneden ödünç kitap olarak üç ablam alırdı üç de ben. Kırk yaş üstüyüm. Ama genç insanlara ders anlatanlar kendilerini genç hissederler. Ben de bir öğretmen olarak ve hatta kendi bölümümdeki en yaşlı hoca olarak kendimi onlar gibi genç hissederim. Kötü bir özelliğim de sevdiğim insanları kırmaktan nefret etmemdir. Oysa çok kişi hatanızı yüzünüze vurmaktan mutluluk duyar. Bundan zevk alır. Ben ise son ana kadar sabrederim ve bu beni bazen çok yıpratır. Ama diğer yandan dostum olamayacak birkaç kişilik bir gruba dalacak kadar da öfkeliyimdir. Dayak yemediğim sürece keyifli oluyor.

İ.K.: Samimiyetinize inanarak özellikle merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum. Birçok romanda erkek karakterlerde gri göz rengini okuyoruz. Bu rengin neden bu denli tercih edildiğini merak ediyorum, biraz daha az rastlanır oluşu ya da karaktere bir sertlik kazandırdığı için mi?

11 Ekim 2014 Cumartesi

5 Alice Clayton -Duvarların Dili Olsa (Coctail Serisi #1)


Veee bomba haberi paylaşıyorum. Taşınmaya karar verdim, duvarımı Simon gibi inletecek sonra kalbimi çalacak bir komşumun olacağı bir daireye taşınmaya karar verdim.

Ühüüüü....ne yazık ki bu düşünce hayalden daha öteye geçemiyor çünkü Türkiye standartlarında öyle erkekler yoktur muhtemelen!

Nam-ı diyar Duvardelen Simon ile tanıştım ama ne tanışma... arkadaş adam "king" çıktı... Seksi mi seksi, yakışıklı mı yakışıklı, çarpıcı mı çarpıcı, başarılı mı başarılı... daha ne olsun... Aklınza gelecek her bir şey var adam da! Bir de fotoğrafçı!Ahhh kalbim!!! Fotoğrafçıları seksi bulduğumu söylemiş miydim? :P

9 Ekim 2014 Perşembe

0 Tracey Devlyn - İntikamın Güzel Yüzü ( Nexus #1 )


Allah'ım nasılda özlemişim tarihi aşk romanlarını... Yorumlardan da anladığınız üzere uzunca bir süredir favori türüm olan historical romance okumuyordum ve şimdi bu türe yavaş yavaş dönmeye başlıyorum... cidden çok özlemişim :)

İyi bir geçiş yapıp türünün en değişiği olan bir kitapla geri döndüm! Tracey Devlyn'in orijinal kapağını görünce çok beğenmiş ve kitabı almaya taaa o zamanlardan karar vermiştim. Hani bizdeki kapak da fena sayılmaz yani değil mi? :) Ben beğendim şahsen :) Özellikle erkek figürü...

Neyse :)

Öncelikle, yazarın ilk okuduğum kitabıydı ve cidden güzeldi de. Anlatım, yer betimlemeleri, karakterlerin karakteristik özellikleri, davranışları, duyguların anlatımı yaşanılması... her şey çok güzeldi.

8 Ekim 2014 Çarşamba

8 Sıradan Bir Hayat - 15. Bölüm


Gözlerimi açtığımda yine yatakta yalnız olduğumu gördüm. Derin bir nefes aldım. Brandon cumartesi günü düğün muhabbetinin üzerinden bir daha o konuyu açtırmamış, kendi de açmamıştı. Zaten üç gündür erken saatlerde kalkıp işe gidiyordu. Beni uyandırmıyordu ki gittiğini de uyanıncaya kadar fark etmiyordum. Geceleri artık bana sırtını dönerek de uyumaya başlamıştı. Bunun o konuyla ilgisi var mıydı bilmiyorum ama problem neyse bana sırtını çevirmeye başlamıştı. Belki de ben kuruntu yapıyordum, belki sadece henüz iyileşmeyen yaralarıma dokunmamak için o şekilde yatıyordu… bilemiyorum.

İç çekerek yataktan doğruldum. Ayağımdaki şişliğin inmesinin yanında artık eskisi gibi üzerine bastığımda fazla bir ağrı yapmıyordu. Hafif ağrılar oluyordu, onlarda dayanılmayacak gibi değildi. Ayağımın üzerine fazla kuvvet uygulamamaya çalışarak ayağa kalktım ve üzerime sabahlığımı giyindim, ardından odadan çıkıp mutfağa doğru ilerledim. Mutfağa girdiğimde masanın üzerinde vazoya yaslanmış bir kağıt gördüm ve merakla masaya yaklaştığımda kağıdın üzerinde adımı gördüm. Bu bana aldığım tehditleri hatırlattı ve nedense elim gitmedi kağıda. İçimde birden bire garip bir korku belirmeye başlamıştı. Eski cesaretimden eser kalmamıştı sanki bende.

7 Ekim 2014 Salı

0 Şevket Devrim - Ana Karargah İstanbul


Güçlü bir kurgu, akıcı bir üslup, okuru içine çeken her ani yaşıyormuş gibi hissettiren bir kitap. İşte tehlikeli bir üçlüden oluşan polisiye, gizem türünde bir kitap olan Ana Karargah İstanbul okundu ve bitti... 

Öncelikle, böylesine okuru kendine çeken ve okuru etkisi altına alan bir kurgu için yazarı tebrik ediyorum. Akıcı bir üslupla kaleme alınan bu kitap gereksiz detaylar yerine kurguyu güçlendirecek ve  okurun merakını cezbederek okumasına, heyecanla sayfaları çevirmesine neden olacak bir şekilde işlenmişti. Her şeyi dozunda bırakılmış ve polisiye severleri tatmin edecek bir şekilde sonlandırılmış kitabın sonu!

6 Ekim 2014 Pazartesi

4 Mimlendim! Book Challenge Tag


Veee bendeniz İnci, bayram tatili için gittiğim Gemlik'ten döndüm ve bir baktım ki mimlenmişim :) Hemencecik cevaplayayım dedim :) Aslında daha öncelerden mimlendiğim çok yer vardı ama onları artık unuttuğum için nereler olduğunu cevaplayamayacağım bu yüzden beni affedin :(

Orta Boy Popcorn tarafından mimlendiğim etkinliğin sorularını tek tek yanıtlamaya başlıyorum. Kendisine beni bu Tag'e ortak ettiği için teşekkür ediyorum :)

      İlk Hayranlığım: Gözüm kapalı yanıt veriyor ve Twilight Serisi diyorum. Okuyup da bilip de Edward Cullen hayranı olmayan biri var mıdır acep? Aslında itiraf ediyorum ben hep Emmett Cullen hayranıydım tabi ki filmlerini izledikten sonra ;) Ahh, başka hayran olduğum seriler var ama benim ilkim Twilight diyor sonraki soruya geçiyorum :)

      Favori Serim:  O kadar çok favori serim var ki hangisini seçsem diye düşünüyorum :) Ama buna bir seri değil de bir kaç seri olarak yanıt verme taraftarıyım. Fifty Shades of Grey, Twilight, LUX Serisi, Melez Anlaşmaları, Çocuk da Yapamadım Kariyer de... bunu ben baya uzun bir liste olarak sıralarım ama şimdilik kısa kesip bu kadarla bırakıyorum :)

1 Ekim 2014 Çarşamba

9 Sıradan Bir Hayat - 14. Bölüm



Güneş ışıklarının yüzüme vurmasıyla uyandım. Gözlerimi açtığımda karşıma pencerenin canımdan yansıyan güneş göründü. Gözlerimi kısıp başımı çevirdiğimde Brandon koltukta uyuya kalmıştı. Başını arkaya doğru atmış ve kollarını da göğsünde birleşmişti. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı ve derin nefes alışlarıyla göğsü kalkıp iniyordu. Muhtemelen çok yorulmuştu. Bütün bu süre boyunca yanımdan ayrılmamıştı, bir süre gidip dinlense fena olmayacaktı.

Ben Brandon’ı incelerken içeriye hemşire girdi. Gülümseyerek elindeki tepsiyi masaya bıraktı ve masayı benim önüme doğru itekledi.

“Beyefendinin kalmasını gerektirecek bir durum olmadığını söyledik ama kendisi buradan ayrılmak istemedi,” diyerek ilgilenircesine konuştu benimle.

“İlginiz için teşekkür ederim. Bir bey daha vardı burada onun nerede olduğunu biliyor musunuz?” Dean’in nerelere kaybolduğunu merak ediyorum. Gitmediğinden emindim, en azından bir hoşça kal derdi giderken ama neredeydi?

“Ne yazık ki, bilmiyorum.”