13 Ekim 2014 Pazartesi

3 Fatih Murat Arsal ile Röportajımız

Aşk romanlarını okumaktan keyif alan okurlarımız muhakkak ki Fatih Murat Arsal ismini işitmiştir. Pek çoğunuzun da okumuş olmanız muhtemel. Fatih bey ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Fatih beye teşekkür ediyoruz. Kendisine küçük bir not: Endişelenmeyin, alıntınız kesinlikle aramızda kalacak :)



İlle Kitap: Her zamanki gibi öncelikle okurlarımıza kendinizi tanıtmanızı rica edeceğiz.

Fatih Murat Arsal: İnsanın kendini tanıtması zor… Hemen akla iyi özellikler geliyor. Ben de bu sefer kötülerden başlayayım dedim. İnatçıyımdır, bir şeyi yapıncaya kadar uğraşırım. Zaman zaman suratsızımdır. Belki de çoğu zaman. Ama yüzüm asla dostlarıma ekşimez. Kilolu olduğum söylenebilir. İyi şeyler ve değişik şeyler yemeyi severim. Yüzümde uzun bir yara vardır. Maalesef ev kuşuyumdur. Ailesiyle benim kadar çok gezen ama evde olmayı daha çok seven çok az insan vardır. Oğlum da ben gibidir. Sinema izlemeyi severim. Kitap okumaya pek vakit bulamam. O yüzden romanlarımı taklit sananlara sadece rastlantı olduğunu söyleyebilirim. Fakat gençliğimde haftada altı kitabı garanti okuduğumu söylemem yalan olmaz. Kütüphaneden ödünç kitap olarak üç ablam alırdı üç de ben. Kırk yaş üstüyüm. Ama genç insanlara ders anlatanlar kendilerini genç hissederler. Ben de bir öğretmen olarak ve hatta kendi bölümümdeki en yaşlı hoca olarak kendimi onlar gibi genç hissederim. Kötü bir özelliğim de sevdiğim insanları kırmaktan nefret etmemdir. Oysa çok kişi hatanızı yüzünüze vurmaktan mutluluk duyar. Bundan zevk alır. Ben ise son ana kadar sabrederim ve bu beni bazen çok yıpratır. Ama diğer yandan dostum olamayacak birkaç kişilik bir gruba dalacak kadar da öfkeliyimdir. Dayak yemediğim sürece keyifli oluyor.

İ.K.: Samimiyetinize inanarak özellikle merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum. Birçok romanda erkek karakterlerde gri göz rengini okuyoruz. Bu rengin neden bu denli tercih edildiğini merak ediyorum, biraz daha az rastlanır oluşu ya da karaktere bir sertlik kazandırdığı için mi?


F.M.A.: Hayır. Ben gri göz de çok sevmem açıkçası. Genelde koyu göz kullanırım. Fakat bu sefer de kahramanlar kalıplaşıyor. Ben bir insanı öfkeli hissettirmek istersem koyu gözlü yapmayı tercih ediyorum. Mesela Kara, Osman, Natalia vs… Doğan’ın gözleri de siyaha yakın yeşil. Ama bir erkeği veya kadını gri gözlü yapınca, azıcık da gizemli, duygularını gizler tipler oluyorlar. Mesela mavi göz soğukluk gibi gelir çoğu insana. Güney’de o olmasın diye çok uğraştım. Beyaz saçlı bir kadına da mavi göz giderdi. Hatırladığım kadarıyla gri gözlü Selim gizemli, Gülay durağandı. Ama Gülay gözleriyle içindeki sırları açığa vurmayan şahane bir kadındı. Ben gözlere çok inanırım. İnsanların gözlerine bakarak konuşmayı severim ve öyle konuşanlara da inanç duyarım. O yüzden romanlarımda göz ile başlayan çok cümle vardır.

Mesela Yalnız Gözlerin İçin…

Tahir onun dayanılmaz güzel gözlerine bakıyordu. Nasıl bu kadar güzel bakabilirdi ki bir kadın? Islanmış kirpikleri ile çok çocuksu duruyordu üstelik… Onun gelişmiş bedenine aldanmamalıydı. O daha çocuktu! İki erkek kardeşini art arda kaybetmiş acılı bir çocuk…

Mesela Nefretten Sonra…

Tamer cevap vermedi. Gözleri yerde yatan diğer korumalardaydı. Doğan ise rahat bir tavırla deri bir koltuğa oturmuş, parlak renkli bir dergi karıştırıyordu. Tamer’i görünce sırıttı. Siyahımsı yeşil gözleri yanmıştı bir an.

“Doğru anlamış mıyım?” diye sordu o çekici yeşil gözleriyle. Arkadaşının yüzüne masumca bakıyordu. “İçeriden sesler geldi de!”


İ.K.: Kitaplarınızda farklı yerler ve oralara ait özellikler, tatlar okuyoruz. Yazdığınız tüm bu yerleri gezip görme şansınız oldu mu yoksa okuduğumuz betimlemeler yoğun bir araştırma sonucunda mı ortaya çıktı?

F.M.A.: Yunanistan’a ve Paris’e gitmedim. Natalia Yunanlıydı. Pınar ve Doğan ise Paris’e balayına gittiler. Yunanistan’ı değil de, Paris’i SSİ kitabı için çok araştırmıştım. Ve Sierra Leone’yi… Çok gezerim. Ülke dışına birkaç defa çıktım ama oralardansa kendi ülkemi yazmayı tercih ediyorum. Ülkemizde insanın çenesini kaldırıma düşürecek çok yer var. Beş on gün içinde Akdeniz’den Karadeniz’e her yeri gezer, seneye de gezilecek yerler bırakırım. Asla bıkmam. Ve iyi bir görsel hafızam vardır. Gördüklerimi kolay unutmam. Yazdıklarımın çoğu gerçek yerlerdir. Okuyanlar ve oralarda yaşayanlar bilir.

İ.K.: Halk arasında “isimler karakteri yansıtır” inancı vardır. Siz de buna inanarak mı karakterlerinize isim veriyorsunuz yoksa bu kulağa geliş şeklinin tatmin edici olması yeterli mi?

F.M.A.: İkisi de doğru… Osman ismini çok düşündüm. Kimsenin beğenmeyeceğini biliyordum aslında. Ama Osman fanları kurulduğunda amacımı gerçekleştirdiğimi anladım. O sert bir erkekti ve ismi de sert, hatta vurgusu ile biraz kaba olmalıydı. Fakat ona o kadar yakıştı ki, Osman’a başka bir isim vererek kitabı basalım desem kimse kabul etmez sanırım. Gülay ise köylü adı gibi olmalıydı. O kadar güzel bir kızın o ismi taşıması zor olurdu. Fakat Gülay bunu becerdi. Kara da kendisine yakışan isme sahipti. Doğan, adı gibi yarı vahşi bir kuştu. Tahir adı gibi ciddi keskin bir adamdı. Tamer ise sert görünümlü güçlü birisi olmalıydı. Kadın isimlerinde de özendim elbette. Ama itiraf etmek gerekirse erkek isimleri bulmak daha zor oluyor.

İ.K.: Kitaplarınızın bazı bölümlerinde +18 içeriğe yer veriyorsunuz. Türk yazarlarda böyle detaylar görmeye alışık olmadığımız bir gerçek. Bunları yazdığınız zamanlarda tereddütleriniz oluyor mu?

F.M.A.: Oluyor tabii. Yazarken değil de yazdıktan sonra… Çünkü yazarken ilham sizi alıp gidiyor. Fakat son kitap olan Yalnız Gözlerin İçin’de Tahir ile Güney’in beraber olma sahnesini tam on günde yazdım. Kolay değil. Kolay diyen yazsın. Hem iğrendirmeyeceksiniz, hem hayal gücünü çalıştıracaksınız, hem de onların mutluluklarına onlar fark etmeden şahit olacaksınız. Tepki mi? Eşim tepkili mesela. Belki okurlardan birkaç kişi… Ama sapıkça olmadığını düşünüyorum. Yani çiftlerim sadece birbirleri için yaşıyorlar. Bazıları konu gereği daha erotik. En önemli engel ise erkek yazar olmamdan kaynaklanıyor. Bunları bir kadın yazsaydı ki yazan çok var, onlar beğeniliyor. Önemli bulmuyorum. En azından benim kitaplarımı okuyanlar arada sırada ne ile karşılaşacaklarını bildikleri için hazırlıklılar. Beğenmeyen de o kısımları atlayabilir zaten. Bir kitabımı sonuna kadar okuyup da beğenmedim, şöyle böyle diyenler bile var. Beğenmediysen nasıl sonuna kadar okuyorsun? Bu, tatlıyı yiyip de “tatlı bana dokunuyor, sevmem” demek gibi bir şey.

İ.K.: Hatırı sayılır sayıda e-kitabınız var. İlk zamanlarda e-kitaplarınızı paylaşırken amacınız okura kendinizi tanıtmak mıydı? Yoksa bu tamamen paylaşma arzusundan doğan bir çalışma mıydı?

F.M.A.: Hiçbir zaman ünlü olmak istemedim. Ama kitapların içeriği yüzünden gizlenseydim doğru olmayacaktı. Yani hem aşk romanı yazıyorsunuz hem de içinde erotizim var. Kaç erkek var ki böyle? O yüzden delikanlı gibi çıkıp bunu ben yazdım dedim. Takma ad kullanmadım. Kitaplarımı dinlenme amacı ile yazmıştım. Gerçekten de beni ruhen dinlendiriyor. Çok az insan ben kadar meşguldür. Onlara zaman ayırmak için uykumdan bile fedakârlık ettim. Hâlâ ediyorum. Çünkü kahramanlarımın dört gözle beni beklediğini biliyorum. Okurlarımın da tabii… Üçüncü kitabım bittiğimde, onları sadece bana ayırmanın doğru olmadığını hissettim. Bir sitede böyle kitaplar yayınlanıyordu. Sadece deneme olsun diye siteye Zoraki Koca Şahane Gelin’i koydum. Bakalım ben yazarken eğlendiğim kadar onlar da okurken eğlenecek mi diyordum. O kadar güzel tepkiler aldım ki ben de şaşırdım. Bana inanmadılar. Erkek olduğuma inanmadılar. Eh, elimde daha kitap vardı. Ve ilki beğenildiyse, o kitaplara da bir şans vermek lazımdı. Birileri ile hayata girmelilerdi. Böylece sıra ile diğerlerini de yayınlamaya başladım. Hızlı yazdığım için diğerleri de onları takip etti. Ünlü olmak değil de okurların yorumlarını okumak çok güzeldi. Hiç mi birisi beğenilmezdi?.. Hepsi de ayrı ayrı sevildi. En güzeli herkesin kendisinden bir şeyler bulduğu kitaplar olmasıydı. Çığlık’ı beğenmeyen kişiler vardı. Daha kısa diye… Ama beni onunla sevenler de vardı. İlk göz ağrım Çığlık kitabı diyenler… Şu ana kadar şu kitabınızı hiç hiç sevmedim diyen kişiler çıkmadı. İnşallah böyle gider. Sonuçta tek amacım paylaşmaktı. Ünlü olmak asla değildi. Kitabı bastırmak ise abartısız yüzlerce kişinin itici ivmesi ile gerçekleşti. Ben kitaplarımı bastırmaya başladığımda bile okurlarımla başka kitaplarımı internet ortamında paylaşmaya devam ettim. Amacım ünlü olmak veya para kazanmak olsaydı bu kitapları kendime saklardım.

İ.K.: Günümüzde kitapları en çok okunan Türk yazarlarımızdan birisiniz. Peki, şimdi e-kitaplarınızı da bastırmayı düşünüyor musunuz?

F.M.A.: Tüm kitaplarımı geniş kitlelerin okumasını istiyorum. Bu da ancak bastırmak ile mümkün. İnternette kitap okuyan çok az kişi var. Ya da okumayı beceremeyen, sıkılan, monitör düşmanı olanlar falan… Bu yüzden tüm kitaplarımı sırası ile ve ek bölümlerle çıkaracağım. Diğerlerini piyasadan çeker miyim bilmem. Ek bölümler olursa belki çekmeme gerek kalmaz. Hâlâ insanlar faydalansın istiyorum. Ephesus bu konuda da arkamda durdu. Cidden karakterli bir yayınevi. Kitapları zaman içinde basacaklarını umuyorum.

İ.K.: Sizi “aşk romanı yazarı” olarak tanıyoruz, peki hiç değişik türlerde yazmayı düşündünüz mü? Fantastik, polisiye ve belki gerilim… Böyle bir arzunuz olup olmadığını merak ediyorum doğrusu.

F.M.A.: Şimdilik aşk olsun diyorum. Mesela iki türü başarıyla götüremeyen veya götüren yazarlar var. İşin gerçeği ben aşk romanındansa macera romanı yazmayı daha çok isterdim. Her şey o berbat yazarın kitabını okuyup da “Ben daha iyisini yazarım!” dememle başladı. Ona inat aşk romanı yazdım. Fakat inanın ki ciddi ürpertilerle dolu bir gerilim romanı yazabilirim. O türü severim üstelik. Korku filmlerine ise bayılırım. Neden olmasın? Bir gün yazacağım sanırım. Çok talep var. Keyif için bile olsa yazacağım. Hatta küçük bir kıza sözüm var. İnatçıdır. Büyüse bile bekler benden…

İ.K.: Birden fazla kitaba imza atan bir yazarımız olarak yazdıklarınızın arasında sizin için daha özel olan bir kitabınız var mı?

F.M.A.: Hiç yok. Hepsini çok seviyorum. Belki Zoraki Koca Şahane Gelin’i azıcık daha fazla seviyorumdur. İlk göz ağrım olduğu için olabilir. Oysa bir sürü hatam var. İşin garibi kendi kitaplarımı okumaya başladığımda başkası yazmış gibi zevkle okuyorum. Her kelimeyi her satırı neredeyse ezberleyen pek çok kişinin kitaplarımı üçüncü beşinci defa okuduklarında aldıkları zevki ben de alıyorum. Sebebini bilemem. Tekrar okununca sanki daha mı güzel oluyor ne? Bir de işin sırrı aralara küçük püf noktaları koymam. Kitap bitince yeniden seyredilen bir film gibi ikinci üçüncü okunuşta bu ayrıntılar daha iyi görülüyor sanırım.

İ.K.: Nefretten Sonra okumak isteyenler için ulaşılması çok zor bir kitap. Biz her yerde "Tükendi" yazısı ile karşılaştık. Peki okumak isteyenler ancak ilk basıma yetişemeyenler için kitabın yeni basımı yapılacak mı?

F.M.A.: Yeni basımı kesinlikle yapılacak. Ek bölümlerle üstelik. Daha güzel oldu. Beğenenler için bu tabirim tabii. Ephesus ciddi bir şirket. Sözlerinin hep arkasındalar. İlk baskı hakları onlarda. Ama daha önce basılmış bir kitabı istemezlerse de basacak ücretli yayınevleri bulmak kolay.

İ.K.: Okurlarınızla yakın bir ilişki içerisindesiniz. Bu arada okur-yazar ilişkisi dışında bir de sevgi-saygı bağı oluşturuyor olmalı...

F.M.A.: Benim hakkımda bilinen en önemli şey, bana mesaj atan herkese dönmeye çalıştığımdır. Mutlaka döner, mesaj yazarım. Gözümden kaçarsa ve uyarılırsam çok üzülürüm. Arkadaşlık tekliflerine de mesaj ile karşılık veririm. Bazılarının buna şaşırdığı oluyor. Olsun, işimiz zaten insan ilişkileri. Bir kişinin mutluluğu on kişiye sirayet eder. Her bir kişiden bana bir sürü okur dadanmıştır. :) Bir okur bana gülümsediği zaman inanılmaz mutlu oluyorum. Asla yalakalık yapmam. Onların çoğunun da yapmadıklarını bilirim. O yüzden çoğuyla yıllara yayılan arkadaşlıklarımız oldu.

İ.K.: Yaşamınızda da özellikle bugünlerde yoğun bir tempoda olduğunuzu biliyoruz. İş hayatınız, aileniz ve bir de merakla romanınızı bekleyen yayın evi ile okurlar. O yüzden yazmanın çoğunlukla rahatlama aracı olsa da bu gibi zamanlarda ekstra yorucu bir işe dönüştüğünü tahmin ediyorum. Doğru mu düşünmekteyim?

F.M.A.: Kesinlikle doğru. Benim tempomu görseniz, şok olursunuz. Ama zamanla işleri azalttım. Mesela artık bilgisayar programı yazmıyorum. 3D grafik işleri yapmıyorum. Zamanımı eve ve kitaba ayırıyorum. Ailemle gezmeye çalışıyorum. Kitaplar yüzünden onları boşladığım geceler ve günler oldu. Hatta kavga ettiğimiz günler. İki kişiye karşı sorumlu olmak ve binlerce okura karşı da ayrıca sorumlu olmak korkunç bir yük… Okurlar her gün soruyorlar. Kitap ne zaman bitecek diye. Ben de her gün cevap yazıyorum. Az kaldı gibi… Ama ertesi gün bir daha soruyorlar. Benim iki günde onlarca bölüm yazdığımı sanıyor çoğu kişi. Hâlbuki maksimum hızda günde on sayfa yazabiliyorum. Oturup bir şey yazmaya çalışın. Saatte bir sayfa yazamazsınız. Hem düşünüp hem yazmak çok zordur. O halde okurlara ayırdığım zamanı varın siz söyleyin. Bazen yoruluyorum. Özellikle günlük yayınladığım bölümler vardı. Her gün on sayfa kadar yazıp yayınlıyordum. Bunlar bile okurlara az geliyordu. Zorlanıyordum gerçekten. Ama bir kişi bile beğendiğiyle ilgili yorum yaptığında tüm yorgunluğum gidiyordu.

İ.K.: Bayan yazarların yazdığı romantik erkek karakterlerin, gerçek hayatta asla öyle davranmayacağını düşündüğünüzü, bundan hoşlanmadığınızı söylemiştiniz. Kişisel olarak romanların biraz da gerçek hayattan kaçış olduğunu düşünürüm. Bu yüzden de zaten her yerde var olan rahatlıkla karşılaşabileceğimiz karakterler de riskli değil mi? Bahsettiğim şey tabii ki gerçek hayattın tümüyle kopuk karakterler değil ancak yine de romanlarda iç çektirecek karakter okumayı severim. Zaten romanların en büyük haz veren kısmı bizi gerçek dünyadan uzaklaştırması ve bize görmek istediğimizi vermesi değil midir?

F.M.A.: Bu konuda seninle ters fikirde olanlar var. Karakterlerimin fazla mükemmel olduğunu söyleyenler. Ben de olmadıklarını, arada sırada karşımıza çıkabileceğini söylüyorum. Yine de “Mükemmel Karakterlerin Yaratıcısı” diye bir lakap üzerime yapıştı. Sıkıntılı değilim. Güzel şeyler. Asık suratlı taş ruhlu Kara’nın iç çektirdiği kızlar olduğunu da biliyorum. Yakışıklılık göreceli bir şey… Kızlarda güzellik sabit bir şey gibi… Ama erkeklerin yakışıklılığı traş olmalarından tutun, sürdükleri erkeksi kokulara kadar farklı şeylerden etkileniyor. Kasları, boyu posu falan. Mesela bir bayan okurum boylu olsun çirkin olsun derdi. Kendisi de uzundu. Ama benim çiftlerimin birbirlerinde kimsede görmedikleri güzellikleri gördüğüne eminim. Kadınsı erkekler konusunda fikrim değişmedi. Kadın yazarların yazdığı çoğu erkek, bir erkeğin davranışlarını pek sergileyemiyor. Bunu ben yapmam dediğim çok olmuştur. Belki de bu yüzden aşk romanlarını kadınlar sıklıkla okuyor. Kendi kocalarında göremedikleri nezaketi, özür dilemeleri, hediye almaları, kadınsı kırılganlıkları onlarda görmek hoşlarına gidiyor. Ama pek çok erkek öyle değildir. Bence benim romanlarımdaki erkeklerin kadınlarca çok sevilmesi de gerçekçi olmaları yüzündendir. İkide bir özür dilemezler. Dileseler bile ince cümleler kullanmazlar. Ben Kara’ya dizlerinin üzerinde evlenme teklif ettirdim diye bir okurdan öyle bir fırça yedim ki… :) O bölümü biraz değiştirdim sonradan.

İ.K.: Eşinizle aranızdaki ilişki için “Anlatsam roman olur” demiştiniz. Okuduğumda bir tebessümle “Anlatın okuyalım” diye geçirdim içimden. :) Bir gün düşünür müsünüz sizi anlatmayı?

F.M.A.: Özetle şöyle…

Onu ilk kez üniversitede gördüm. Ben İzmir’den Manisa’ya eve giderken, o da kantinden içeriye giriyordu. Kapıda karşılaştık. Çok soğuk bir havaydı. Başına atkısını şal gibi sarmıştı. Kırmızı atkı yüzünden sadece kocaman güzel gözleri gözüküyordu. Otobüsle Manisa’ya giderken hep o gözleri düşündüm. Ertesi gün dersim olmamasına rağmen döndüm ve onu aradım. Sonraki iki gün de aynısı oldu. Ve onu gördüm bir gün. Kantinde tek başına oturuyordu. Onunla tanışmak için masasına gittiğimde, açık olmak gerekirse inanılmaz heyecanlanmıştım. Oysa alışıktım kızlarla konuşmaya. Kendimi tanıttım ve hiçbir girişe gerek görmeden ondan hoşlandığımı ve arkadaş olmak istediğimi söyledim. Sonuç? Hüsran tabii. Üç ay koşturdu beni peşinden. Fakat onu elde etmeye kararlıydım. :) Seni Sevmek İstemedim’deki o cümle bu şekilde ortaya çıktı.

“Ve onu istediğine karar vermesi birkaç saniyesini almamıştı!”

Aynı ben gibi…

İ.K.: Yeni projeleriniz neler diyeceğiz ama “Yalnız Gözlerin İçin” yazım aşamasında bunu biliyoruz. Tahir ve Güney’in hikayesi neredeyse en merak edilenlerden biri. Okurlarınız için yazdığınız kısımlardan bir alıntıyı bizimle paylaşabilir misiniz? Böyle tatlı bir hediye ile bitirelim röportajımızı.

F.M.A.: Neden olmasın. Hiçbir yerde paylaşmadığım ve gerçekten önemli bir dönüm noktası olan bölümden uzun bir alıntı verebilirim. Aramızda kalsın ama…

Seni Sevmek İstemedim…

“Ne zamandan beri biliyorsun?” diye soruverdi genç adam birden. Çatalı ile oynadığı eti ağzına atıp iştahsızca çiğnerken, ifadesiz gözleri genç kadının üzerindeydi.

Güney onun ne demek istediğini bilse de yine de anlamazlıktan geldi. Duru bakışlarını ona çevirdi. “Neyi?” diye sordu sakin bir sesle.

Tahir’in yanak kasları oynadı. “Gerçek kimliğimizi ve kardeşini benim vurduğumu?..”

Demek artık konuşma vakti gelmişti? Ve belli ki sorgulama vakti de… Güney çatalını masaya bırakıp hafif bir nefes aldı. “Çok oldu…” dedi dürüstçe.

“Ne kadar çok?”

“Önemli mi bu?”

“Önemli… İş başvurusu için yanıma geldiğinde bilmiyordun… Bundan eminim. Peki ne zaman anladın? Doğan’ı Kıbrıs’taki otelde gördüğün sabah değil mi?” Güney sessizce başını eğdi. Tahir canı sıkkın bir halde sordu. “Cevap verir misin? Bence o sabah Doğan’ı görünce hemen tanıdın ve o yüzden bir anda davranışların değişti.”

Genç kadın başını kaldırıp cesur gözlerle ona bakmaya çalıştı. “Hangi davranışlarım?” dedi azıcık şaşkınca.

“Odana her şeyi açıklamaya gelmiştim. Kardeşini vuranın ben olduğumu söyleyecektim. Aradığın Tahir isimli adamın ben olduğumu açıklayacaktım. Ama sen de bunu hissettin ve hemen rol yapmaya başladın…”

“Rol mü?”

“Evet… Oyun oynamayı bırak artık Güney! O sabah odana geldiğimde kimliğimizi biliyordun artık değil mi?”

Genç kadın biraz çatlak bir sesle onayladı… “Evet!”

“Ve ben gerçekleri açıkladığımda avantajını kaybedeceğini düşündüğün için bana numara yaptın. Bana sokuldun ve kadınsı yönünü kullanarak açıklama yapmamı engelledin!”

Genç kadın üzgünce itiraz etti. “Ama bir gece önce kim olduğunu bilmiyordum? Sen beni öpüp… okşadığında?...”

Genç adamın dudağı acı bir şekilde kıvrıldı. “Belki?.. Sanırım o gecenin öyle olması senin de işini kolaylaştırmış olmalı? Senden hoşlandığımı anladın değil mi? Her nasılsa birkaç günde senin kadın olduğunu hissetmiştim ve sen de bunu bana karşı kullandın?”

Güney de onun gibi çatalını tabağının kenarına bırakmıştı. Ellerinin titrediğini belli etmemek için kucağında kavuşturdu.

Televizyondaki spiker hâlâ hava durumu ile ilgili bir şeyler söylüyordu ama ikisi de onu duymuyordu. Tahir’in yüzünde son derece sakin bir ifade vardı. Fazla sakindi…

“Söyle hadi… Planın neydi?” diye mırıldandı genç adam. “Odana geldiğimde bana sokularak gerçekleri açıklamamı engellemek istedin sanırım? Öyle değil mi? Kadınlığını kullanarak aklımı karıştırdın. Öyle olduğunu biliyorum zaten!” Güney yalan söyleyemezdi. Başını eğdi suçunu kabul edercesine… Ama bu Tahir için yeterli değildi. Ne kadar kötü de olsa ondan bunu duymak istiyordu. “Söyle Güney… Öyleydi değil mi?”

Genç kadın çaresizce “Evet…” diye fısıldadı.

“Güvenimi kazanıp beni cezalandıracağın bir zamanı mı bekleyecektin?”

“Tahir… Lütfen…”

Genç adamın sesi azıcık sertleşti. “Yatağıma da bunun için mi girdin? Sana tamamen teslim olmam için!”

“Bu… Bu söylediklerin çok… acımasızca!”

“Söz konusu sen olunca bazı şeyler acımasızca olabiliyor!” dedi genç adam sert ve soğuk sesiyle. “Yine de inanamıyorum… İntikam için benimle yattın ve aylarca hiçbir şey belli etmedin? Birlikte olmamızdan hoşlanıyormuş gibi yaptın! Kendi bedenini feda edecek kadar mı benden nefret ediyordun?”

“Tahir…”

“Neden evlenmek istemediğini de şimdi daha iyi anlıyorum. Kardeşinin katili ile evlenmek bir yana, ailenle görüştürmek bile senin için bir azap olurdu?..”

Güney’in nemlenen gözleri yalvarırcasına ona döndü. “Ba…baştan öyleydi ama…”

“Ne aması? Sanırım hafta sonları bile bana zor dayanıyordun?.. O yüzden yanıma taşınmadın? Hafta içi olunca evinin huzuru iğrenç dokunuşlarımı unutturuyor muydu?”

Güney’in gözleri kocaman olmuştu. “İğ..iğrenç mi?” dedi şaşkınca. “Böyle mi düşünüyorsun?”

“Öyle olduğu kesin… Kardeşinin katili ile yatmak iğrenç olmalı…”

“Ama… Ama ben… Cihat’ın… katili olmadığını öğrendim?”

“Öğrendin mi?” Genç adamın bir kaşı ilgisizce kalkmıştı. “Demek öğrendin? Nasıl oldu bu?”

“Doğan… Doğan söyledi. Onu evden çıkartmaya çalışmışsın ve… evde bombalar patlamaya başlamış ve sonra da…”

Tahir alaycı bir tavırla dudak kıvırdı. “Kurtarmaya mı çalışmışım? Doğan sana böyle mi söyledi?”

Güney endişe ve korku ile gerildi. Yalvaran gözleriyle ile ona daha fazla devam etmemesi için bakıyordu adeta. “Ben… ben artık… bu konuyu merak etmiyorum! Umurumda değil…”

Tahir bu sefer neşesiz bir şekilde güldü. “Seni küçük yalancı… Demek merak etmiyorsun? Demek umursamıyorsun? Sana inanacağımı mı sanıyorsun? Aylarca bana yalan söyledin… Beni kandırdın…”

Güney çocuksu bir şekilde itiraz etti. “Sen de bana yalan söyledin?.. Sen de beni sen de kandırdın?..”

Tahir’in dudaklarındaki gülümseme silindi. Siyah gözleri ışıldamıştı bir an. “Doğru…” diye mırıldandı. “Hayatımda çok hata yaptım… Bir tanesi de sana yalan söylemekti. Ama hiç değilse ben… intikam için vücudumu satmadım!”

Güney’in gözünün kenarından bir damla yaş aşağıya kaydı. Hafif çıkık elmacık kemiklerinden inatçı bir kararlılıkla geçip çenesine indi. Tahir’in gözleri o damlacığı takip etti bir an için. Sonra dişleri sıkıldı. Gözleri iyice koyulaşmıştı.

“Sana kötü haberlerim var güzelim!” dedi katı bir sesle. Yüzü de artık tamamen kaskatıydı. Güney’in itiraz etmemesi, genç adamla sadece zevk aldığı için beraber olduğunu söylememesi onu daha da yaralamıştı. Hayatında değer verdiği tek kadının oyununa gelmişti. Tüm gülüşleri, gözlerine bakışları, neşeyle kollarında kıkırdaması, zevkle inlemeleri, hep bir oyundu demek? “Doğan sana ne dedi bilmiyorum ama… sanırım başarılı bir şekilde yalan atmış. O da bizim yalancı grubumuza dâhil artık. Ben o gece kardeşini kurtarmaya falan çalışmadım. Üst katta planlanmadık bir itişmemiz oldu. Girdiğimiz evlerde herkese suçlu olup olmadıklarını soramayız. Sadece birkaç dakikamız vardır. Maalesef o itişme sırasında kardeşini vurmak zorunda kaldım. Hem de hiç düşünmeden… Patlama olmasaydı bile mermi yarası ölümcüldü…”

“Lütfen… Tahir lütfen bunu bana yapma!” diye inledi Güney.

“Neden? Zaten buna inanmıyor muydun? Doğru, Cihat’ın ölmesini istemezdim. Çünkü Maho’nun kimliğini bana söyleyebilecek tek kişi oydu. Diğerleri yüzünü bile görmemişlerdi. O yüzden onun ölmüş olması başka bir açıdan beni üzdü. Yoksa kardeşin umurumda bile değildi!..”

Genç adamın sert ve kararlı sesi Güney’i perişan ediyordu. Gözleri öylesine doluydu ki bıraksa kocaman gözyaşları yanaklarından aşağıya fırlayacaktı. “Beni üzmek… hoşuna gidecekse… devam et!” dedi zorlukla.

“Seni üzmeye uğraşmıyorum. Gerçekler bunlar… Hem sandığın kadar kötü olmam senin için neden sorun olsun ki?”

“Sen… kötü birisi değilsin! Seni tanıyorum ben!” Yalvaran ıslak bakışlarına sesi de karışmıştı şimdi.

“Yok canım? Emin misin? Ben de seni tanıdığımı sanıyordum… Benden hoşlandığını düşünmeye başlamıştım. Seninle evlenmeyi bile çok istiyordum. Bir gün gerçekleri öğrendiğinde beni affedecek kadar seveceğini umuyordum…”

Güney’in nefesi kesilmişti artık. Başı zonkluyordu. Gözlerinde tutamadığı iki damla yaş daha yanaklarından süzüldü. Diğerleri de acele ile bekliyordu sıralarını… “Ben… seni zaten seviyorum!” diye itiraf etti. Sesi titrek bir fısıltı şeklinde çıkmıştı.

Tahir birden homurdanarak yerinden doğruldu. Yumruklarını sıkmıştı. “Kahretsin!” dedi keskin bir sesle… Bir şeylere vurma ihtiyacı duyuyor gibiydi. Gözleri yanan öfkeli bir erkeğe ne denebilirdi ki? Öfkelendiği içindeki ışıltılardan belliydi. “Daha fazla yalan söyleme artık be kadın!” diye sinirle homurdandı Tahir. Sonra onu korkuttuğunu fark edip derin bir nefes aldı. Dişleri o kadar sıkılmıştı ki, yanak kasları oynadı. Öfkesini zorlukla içine attı. Güney ise ona sadece bakabiliyordu. Sevdiğini itiraf etmeyi istemişti ama bu şekilde olunca da… fazla basit kalmıştı. Fakat Tahir de ona başka bir şans bırakmamıştı ki!

“Ya..yalan söylemiyorum!”

“Artık oyun oynamaya gerek olmadığını göremiyor musun?”

“Tahir…”

“Gerçekleri öğrendin işte! Kardeşini gerçekten ben vurdum ve ölümüne sebep oldum. Yarası yüzünden vaktinde aşağıya inemedi… Hatta onun ölümünü hiç umursamadım! Seninle tanışıncaya kadar aklıma bile gelmedi!”

:) Devamı kitapta…

İ.K.: Bize, özellikle bu yoğun temponuzda, vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Yeni kitabınız piyasaya çıktıktan sonra da yeniden bir araya geliriz belki? Biz çok isteriz. Her şeyin gönlünüzce olması dileği ile…

F.M.A.: Teşekkürler. Umarım bu son kitaptan sizler de benim aldığım kadar zevk alırsınız. Umarım bundan sonra yazacaklarım da sizlerde hayal kırıklığı yaratmaz. Sevgiler. :)

3 yorum :

  1. Fatih hocam alıntıyı okuduğum zaman "ama burada bırakılmaz ki..." dedim. e-kitaplarınızın basılmasını merakla bekleyenlerdenim üstelik Nefretten Sonra'yı okumuş olmama rağmen yeni basımını da almayı bekliyorum. İsimleri ve göz renkleri ile yaptığınız açıklamalar da gerçekten çok ince düşünerek oluşturmuşsunuz karakterlerinizi diye düşündüm. Ayrıca değişik tarzlarda sizi görmek güzel olur, söz verdiğiniz küçük kız haricinde büyük kız okuyucularınız da sizi değişik tarzlarda görmeyi diliyor ;)

    Zaman ayırdığınız için çok teşekkürler Fatih hocam ve ayrıca diğerlerini bilmem ama benim favorim Osman. İlk göz ağrım ve sizinle tanıştıran karakter. :)

    YanıtlaSil
  2. Ve bir de karakterlerinizin gerek kişilik gerek de görünüş olarak mükemmel olduğunu düşünmüyorum. Çünkü okurken o kadar kusurlu olan yanlarını görüyoruz ki bu biraz da gerçeklik payını yükseltiyor bu yönden de okurlar seviyor yazılarınızı...
    Ayrıca yazarımızın meşhur Dodo'muzun yazarımızla benzer özellikleri olması da inanılmaz hoşuma gitti. Özellikle eşinizle olan tanışmanızı (ki bu sizin özeliniz) bizimle paylaştığınız için de çok mutlu oldum :)

    YanıtlaSil
  3. @ipekTo arkadaşımızın yorumu: U uu! Kıskandım bu röportajı! Nefretten Sonra kitabını dün akşam okumaya başlayıp bu sabah bitirdim. Tek solukta bitti resmen! Ve başladığım ilk anda bir an önce bitirmek istiyorum dedim. Ama diğer yandan anlatılan hikayeyi sonsuza dek dinleyebilirmişim gibiydi. Bu mükemmel! Birde Tamer'e aşık oldum! Ahh n'olacak bu halim bilmiyorum! =) En kısa zaman da Seni Sevmek İstemedim'i de okuyacağım! Eminim onu da beğenerek!.. =) Ve yazarın e-kitaplarının basılacak olması beni çok mutlu eder. Çünkü ekrandan yazı okumak çok hoşlanmadığım bir şey ve kitap kokusunu hiçbir şeye değişmem! =) Nefretten Sonra'ya eklemeler yapılmış olması beni meraklandırdı. Yani halini de okumak isterim. Ee sonuçta Tamer var! =)

    ****

    Sevgili ipekTo yorumunu bu kopyalayarak paylaşmak durumunda kaldım, yorumunuzun sonuna kendi blogunuzun linkini eklemişsiniz. Reklam içeriğini onaylamıyoruz. Lütfen yorumlarınızı linkler olmadan yapınız. :)

    YanıtlaSil

Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın