1 Kasım 2012 Perşembe

0 Önce Kitap ile Röportajımız

Merhabalar arkadaşlar, bir röportajımızı daha sizlere sunuyoruz. Bu kez bir röportajımızı bir yayın evi ile yaptık. Artık blogumuzda yazarlar ve yazar adayları için de yardımcı olabilecek paylaşımlara yer vermeye çalışacağız. Röportajımız bunun ilk adımı... Önce Kitap'a bize vakita ayırdıkları için teşekkür ediyor, umarım size bir fikir verir, röportajdan keyif alırsınız diyoruz.


İlle Kitap: Öncelikle yayınevinizden bahsedelim. Bizim kanaatimiz, bize yansıyan şey, seçici olduğunuz ve gerçekten kaliteli yayınları okurlarınıza sunduğunuz. Tabii kitapları belli bir kalitenin üzerinde tutmak seçenekleri epey azaltıyor olmalı, yanılıyor muyuz?

Önce Kitap: Yeni bir yayınevi olarak geçici olmadığımızı kanıtlamak için daha da seçici davrandığımız doğrudur. Kağıdımıza, iç dizaynımıza hep sektöde var olma, kalıcı olma isteğimiz nedeniyle özen gösteriyoruz. Seçenekler konusunda da haklısınız. İyinin sunulabilmesi için çok fazla kötüyü elememiz gerekiyor.

İ.K.: Bezen öyle kitaplara denk geliyorum ki çoğu insanın ancak günlük, özensiz karalamaları olacak yeterlilikte. Bir okur olarak o kitapların basılmasından ve bizlere sunulmasından rahatsızlık duyuyorum. Ki bu kitaplar genellikle “para odaklı” çalışan yayınevlerinden çıkıyor. Bu tür kalitesiz basımlar tüm Türk yazarlara karşı olan ön yargının da temelini oluşturuyor sanırım. Peki, siz bu konuda, özellikle yüksek ücret ödediği için kalitesiz kitaplarının kaliteli olduğuna inandırılan yazarlara ne söylemek istersiniz? Şüphesiz bu onlar açısında da bir fiyasko. Bu konuda kime güveneceklerine nasıl karar vermeliler?

Ö.K.: Yazarlarımızın desteğini alarak yayınladığımız kitaplar oldu Önce Kitap’ta bizim de… ama dosyası okunmaya değer olmayan bir yazar adayının ne kadar parası olursa olsun kitabını yayınlamam. Bu öncelikle onun kalemine haksızlık olur. Bir okur tepkisinin yazmaya senelerce küstürdüğü yazarlar tanıyorum. Bunu kaldıramayacak güçte bir adayla çalışmam. Hiçbir kitabımın ya da yazarımın kitabını diğerlerinden daha “kötü” bastırmam. Mümkün olduğunca eşit şartlar sunmaya ve okur profillerine göre elimden geldiğince okutmaya çalışırım. Bunun tersini düşünen insanlarla da iletişimimi hızla keserim. Çünkü yaptığım işe önce ben inanırım. Yayınevimin işlerine de bir yazar hassasiyetiyle yaklaşır, işleyişe de genellikle duygusal olarak müdahale ederim. İyi olanı bu şekilde üretebileceğimi düşünüyorum.

Tük yazarlara önyargı konusunda ise biraz farklı fikirlerim… Kapağında bir Türk’ün adını görünce hemen herkes “Ben daha iyi yazarım,” demese, okusa sevecek çok okur tanıdım. Daha iyisini kendisinin yapacağına inanan kimseyi elinizdekinin iyi olduğuna inandıramazsınız. Okurumuzun Türk yazarlara bakış açısı maalesef bu yönde. Bu yüzden daha çok yazar adayına şans vermek gerek, sonunda tabii kimin daha “iyi” olduğuna da okur karar verecek.

İ.K.: Yayınevinden ne beklemesi gerektiğini bilmeyen yazar adaylarımızı biraz aydınlatabilir misiniz? Bir yayınevinden, en azından, ne beklemeliler? Nelere müdahil olup neleri yayınevinin inisiyatifine bırakabilirler?

Ö.K.: Ben aslında dilerim ki yazar yazdıktan sonra umurunda olmasın hiçbir şey… kendisi için yazsın her şeyden önce. Benim de sık sık düştüğüm kaçınılmaz bir handikaptır okunma isteği aslında. Yine de yazar kitabının okunması için gerekeni yapacağına inandığı güvenilir bir yayınevi seçtikten sonra yazmaktan başka hiçbir şeyle ilgilenmemeli bence… Daha iyi yazabilmeye odaklanabilmek için gereken motivasyonu okurdan beklemek her zaman iyi sonuç vermeyebilir. En azından beklendiği kadar gerçekçi değildir. Yayınevinin bir kitabın satılmasıyla ilgili olarak yaptığı her şeye dahil olmak isteyen yazarların işin yazma tarafından çok okunma tarafıyla ilgilenmesini hoş bulmuyorum. Yazılan yazar için eser, yayınevi için ticari bir maldır. Bunun farkında olmayan yazarlarla çalışmak istemiyorum. Eserini mal olarak gören yazarlarla yani…

Her yayınevi elindeki kitapların hepsinin çok satılması için o anın şartlarına ve okur profiline uygun olan her şeyi yapar zaten.

İ.K.: Kendinizi tanıtırken “…çünkü biz yazarlarla değil, yazar adaylarıyla da çalışmayı çok istiyoruz” demişsiniz. Gerçekten de pek çok yayın evi bir okur kitlesi edinmiş yazarları bünyesinde görmek istiyor. Bazıları gerçekten kitlesi oturmamış Türk yazarlara şans dahi vermiyor. Sizi yazar adaylarına “gerçek anlamda” şans verme arzusuna yönlendiren şey nedir? Keşfetme arzusu mu? Şans verme isteği mi?

Ö.K.: Yazar olma isteğim. Sadece bu… Bu yayınevini kurmadan önce de yıllar boyunca bunun için çalıştım. Kimi zaman ünü dolayısıyla çok okuru olacağına inanılan isimleri yazma yeteneklerine inandırarak, kimi zaman yazma yeteneklerine bir türlü güvenemeyen insanları ısrarla yazdıklarına inandırmaya çalışarak. Önce Kitap’ı kurmadan önce yıllardır çalıştığım Epsilon Yayınevi’nin alt markası Sepya Kitaplar’da da bunu yapmaya çalışmıştım yazar adaylarına, çünkü herkes yazar olabilir. Okunması için şans vermek sektörün görevidir.

İ.K.: Önce Kitap olarak, size gönderilen kitap taslaklarında, özellikle dikkat ettiğiniz kriterler nelerdir?

Ö.K.: Eserine gereken özeni göstermeyen kimsenin dosyasını okumuyoruz, öncelikle bunu söylemeliyim. “Çok güzel yazıyorum, şuradan okuyabilirsiniz,” diyenleri de dikkate almıyoruz. Bize kısa bir özgeçmişiyle birlikte hevesini ve özenini hissettirerek dosyasını gönderen herkes belli bir şablon dahilinde okunma sıramıza girebiliyor.

İ.K.: Size kitabını gönderen yazarlara geri dönme aralığınız yaklaşık olarak nedir? Bazen dönüşlerin aylar, hatta yıllar aldığını bile duymuştum (iki yıl kadar süren olmuş) ki bu duyuma ulaşmak çok zor değil. Biraz korkutucu geliyor kulağa. Ne dersiniz?

Ö.K.: Hiç de korkunç değil. Bir dosya okumak bir kitap okumaktan çok zordur. Bizimki gibi minik bir yayınevinin bile haftada en az yirmi dosya aldığını düşünecek olursanız yayınevleri...

İ.K.: Yayınevinizden genelde Türk yazarlara ait olan kitaplar çıkmıştı. Şimdi ise Laura Gramuglia adında, yabancı bir yazarı okuyucu ile buluşturmaya hazırlanıyorsunuz. Peki, çeviri kitapların arkası gelecek mi?

Ö.K.: Tabii ki… yazar adaylarına şans tanımaktan çok hoşlanıyoruz elbette, ama onları okurla buluşturabilmek için para kazanmamız da gerekiyor. Bu yüzden sevdiğimiz ve okurlarımızın da seveceğine inandığımız, yabancı yazarlarla da çalışıyoruz. Onların çok okunan kitaplarının bizim okurumuzun da ilgisini çekeceğini umarak… Sophie Fontanel’in Fransa’da çok okunan kitabı Arzu geliyor mesela. Tiffany Murray de artık yazarlarımız arasında. Bu senenin İTEF konuklarından Jeffey Lewis’in romanı Ah Berlin de raf bulmak üzere… Ayrıca Beatles, Metallica, Red Hot Chili Peppers ve Roling Stones gibi grupların şarkı hikâyelerini anlatan ve meraklılarının Avrupa ve Amerika’da koleksiyonlarına kattıkları çok şık kitaplar da hazırlıyoruz.

İ.K.: Türkiye’deki yayıncılık sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ö.K.: Sektörü değerlendirebilecek kadar deneyimli bir yayıncı değilim. Şimdilik sadece öğreniyorum.

İ.K.: İlgimi çeken bir detay: Kitap kapaklarında ve sitenizde neden yalnızca küçük harfler kullanıyorsunuz/kullandınız?

Ö.K.: Aslında küçük harfle yazmak benim bir özelliğimdir. Yani bir yanlış kullanım değil.

Cemal Süreya’nın bir dizesidir bunun da sebebi. Yaz sonu şiirinde

ve sen sonunda bir gün çıkar gelirsin diye,
çok şeyin adı küçük yazıldı;
silinmez anlar vardır,
karşı konmaz özlemler,
ben şimdi ne istediğimi de bilmeden artık
bağırıp duruyorum ya, şurda…


diye geçer…

Çok bekledim ben Önce Kitap’ı... kitaplarını. Ne istediğimi bilmeden, sadece artık ne olacaksa bir an evvel olsun diye beklediğim zamanlar da oldu.

Önce Kitap da okurlarını bekledi elbet… bu yüzden küçük yazdı onlara hitap eden o ilk satırlarını.

İ.K.: Bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz :)

Ö.K.: “Okuduğunuz” için ben teşekkür ederim.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın