“Yemin ediyorum bir tane de ben
geçireceğim şimdi suratına. Yeter artık,
kendine gel! Boş ver şu herifleri. Ortada uzatılacak bir şey mi kaldı
sanki?”
Ayaz öfkeli gözlerini, Demir’e çevirdi. Sanki onun söylediği şeye inanamamış
gibiydi. “Ölüyordum ben! İnsan evladına öyle vurulur mu lan?”
Demir, tok sesinin tüm ciddiyetini bozan
bir alaycılıkla gülmeye başlamıştı. “Hak etmediğini mi söylüyorsun?”
“Belki ettim, belki etmedim. Sopalı beş
herifin tek başına bir adama arkadan saldırması suçtur.”
“Evli kadınları ayartmak da suçtur.”
Ayaz kafasında güzel anılar canlanmış
gibi sırıttı. “Ama o kadın da bu herife hakikaten fazlaydı.”
“Çok mu güzeldi?”
Ayaz bir ıslık çaldı. Aklına o elli
yaşındaki herifin yirmilik çıtır karısı gelmişti. Kendisi için çok kısa bir
macera olmuştu ama sonucu neredeyse canı olacaktı. Yine de genç kadını aklından
geçirmeden edemedi. Çok güzel, kızıl saçlı bir afetti. Afetti de… Selma’yı
düşünmekte zorlandığını hissedince kaşlarını çattı. Neden aklına parlak yeşil
gözler geliyordu ki? Selma yeşil gözlü müydü?
Başını iki yana sallayarak, aklını bu
gereksiz konudan uzaklaştırdı. Şimdi düşünmesi gereken başka bir şey vardı.
Dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru eğildi ve sanki herkes tarafından
bilinen basit bir gerçeği açıklayacakmış gibi bir edayla, “İntikamı severim,”
diye mırıldandı. “Ama benden alındığı zaman değil.”
“Yani?”
“Yanisi: dişe diş, kana kan.”
“Yani?”
“Arabasını mı çalsam?”
Demir bilmiş bir sırıtışla arkadaşına
baktı. Ayaz onun attığı küçük alaycı bakışı anında yakalamıştı. Gözlerini
devirerek arkasına yaslandı. “Adamın ağzından birkaç diş eksiltmek
istemediğimden değil…” Kirpiklerini yapmacık bir tavırla kırpıştırdı. “Sadece
bu aralar kaburgalarımın başı ağrıyor. Hem biraz da para kazanırım, fena mı?”
Demir iç çekti ve ciddileşerek
arkadaşına baktı. “Arabasını falan çalmayacaksın. Bu konu burada kapanacak
Ayaz. Bire bir. Önce sen ona bulaştın.”
“Karısı bana yazdı. Kadınına sahip
olmayı bilseydi.”
“Fark etmez. Sonuçta onun karısı. Sözümü
dinle. Bu konu burada kapansın. Aksi halde sonu gelmeyecek. Neredeyse bok
yoluna gidecektin.”
Ayaz, küçük bir ıslık çaldı. “Var ya, şu
beni düşünüyormuş ayaklarına yatışına hastayım.”
“Ben de senin umursamıyorum ayaklarına yatışana hastayım. Artık senin de bela
istemediğini ikimizde biliyoruz. Niyeyse bu zorlama isteğin?”
Gerçekten neden bu kadar zorluyordu?
Demir tek kaşını kaldırıp söylediği şeylere kahkahalarla gülen Ayaz’a baktı.
Ayaz öyle gürültülü bir kahkaha atmıştı ki evin önündeki yoldan geçen
insanların bile bu sesi duyulabileceğinden emindi. Biraz sonra ne olacağını
biliyordu. Genç adam önce ona saçmaladığını söyleyecek sonra da çıkıp gitmesini
ve işine karışmamasını isteyecekti. Hep böyle olurdu. Ayaz, ona birisinin
gerçekleri söylemesinden hoşlanmazdı. Çünkü yalan olduğunu bildiği hisleriyle
avunduğunda kendisini daha mutlu hissediyordu.
Demir arkadaşı için, içinde yükselen
karamsarlığa izin vermek istemediğini hissetti. Ayaz’ın bir gün, gerçekten
istediği şeyi kendisine itiraf edebileceğini umuyordu. Onun için, bunu zaman
zaman yüzüne vurmaktan başka yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Ayaz, nihayet gülmekten yorgun düşünce
nefesini kontrol etmeye çalışarak konuşmaya başladı. İşte şimdi onu kovacaktı.
“Hiçbir şeyi zorlamıyorum ki, ben
buyum.”
Ne?
Demir, onun bu konu hakkında konuşmasına
şaşırarak olduğu yerde doğruldu. Ayaz’ın ifadesi ciddileşmişti. Arkadaşı şöyle
bir omuz silkti.
“Ne yapıp ne yapamayacağımı daha önce
gördüm. Başka bir şekilde yaşayamıyorum ben. Hamurum bu.”
“Herkes için her zaman farklı yollar
vardır Ayaz.”
“Ben varmış gibi görünen tüm o yolları
denedim ve hepsinin ucunun aynı pisliğe çıktığını gördüm. Kendi gözlerimle.”
“Belki şaşırıp, yine yol
değiştirmişsindir? Fark etmeden.”
“Ben yol değiştirmedim, ayak bastığım
yollar benim orada olduğumu hissedip yönünü değiştirdi. Dönüp dolaşıp yine aynı
yere çıkmamı sağladılar.”
Demir elinde olmadan güldü. “Bak sen,
isteyince edebiyatta yapabiliyormuş bizim ki.”
“Bir şeylere de kafamız bassın anasını
satayım. Yaşamaya yetmiyor bari azıcık edebiyata çalışsın.”
Karşılıklı olarak güldüler. Demir,
arkadaşının onunla açıkça konuşabilmesine sevinmişti. “Bu bir adım,” diye
mırıldandı. Mavi gözlerini Ayaz’a dikmişti. “Bak konuşmak isteyince
konuşabiliyormuşsun. O zaman gerçekten yaşamak istersen, yaşayabilirsin de.”
“Tamam, tamam. Yeter bu kadar.
Göreceğimi gördüm. Bundan başka yol yok bana. Artık nerede biterse…”
Demir kafasını iki yana salladı. “En
azından bu seferlik lafımı dinle. İntikam falan yok.”
“Ne yani yanlarına mı bırakayım?”
“Bırak. Madem hayatının tadını
çıkaramayacağına inanıyorsun, bari iki gün kıçının üzerinde otur da kendi
elinle yeniden belayı çağırma.”
Ayaz, Demir’e numaradan incinmiş gibi
bir bakış attı. “İyi, anladık. Bu seferlik öyle olsun.”
“Lütfedersin.”
Ayaz başını onaylarcasına salladı.
“Ederim.”
***
Tam beş gündür onu görmemişti. Eylül,
elinin bir kez daha perdeye uzandığını fark ettiğinde kendisine sinirlendi.
Kabul etmesi gerekiyordu ki umutsuz bir vaka gibi davranmıştı. Tam iki kez hiç
tanımadığı bir adama doğru adamlar atmıştı ama aradan geçen günlere rağmen
karşı taraftan hiçbir tepki gelmemişti.
“Salak,” diye mırıldandı kendi kendine.
Kafasını elinde tuttuğu notlara veremiyordu. Son senesinde bu adama takması mı
gerekiyordu sanki!
Sonunda pes ederek elindeki ders
notlarını masanın üzerine bıraktı ve bu kez kendisine engel olmaya çalışmadan
perdeyi açtı. Karşı tarafta yine hiç hareket yoktu. Onun akşamları evde
olduğunu yanan lambadan anlayabiliyordu ama nedense beş gün boyunca, okulda olduğu
saatler dışında, sürekli olarak karşıyı gözetliyor olmasına rağmen onu yeniden görememişti.
Suratını buruşturdu. Battaniyesini onda
bırakarak kendisine gelmesi için ona bir sebep de vermişti üstelik. Şimdi ise
sürekli olarak o battaniyeyi bahane ederek bir kez daha o kapıyı çalma isteği
duyuyordu.
Bu tam anlamıyla utanç vericiydi.
Her ne kadar aklından saçmaladığına dair
şeyler geçmeye başlasa da karşıdaki evin bahçesinde hareketlenmeler olunca
kalbinin bir kez daha ritim değiştirmesini engelleyemedi. Günler sonra ilk kez
onu orada göreceğini bilmek içini garip bir heyecan dalgasının sarmasına neden
olmuştu. Bir yanı hala bu yüzden kendisine kızıyordu ama Eylül o yanını umursamayı
tam olarak şu anda bırakmıştı.
Sadece iki saniye sonra, merdivenlerden
inerken deri montunun kapüşonunu düzelten Ayaz’ı gördü. Gün ışığının son
demlerinde pırıl pırıl, son derece sağlıklı ve keyifli görünüyordu. Her ne
kadar sesini duyamasa da Eylül onun dudaklarının şekline bakarak ıslık çaldığını
fark edebilmişti. Bugün gerçekten de keyfi yerinde olmalıydı.
Ne yaptığını ikinci kez düşünmeden koşar
adımlarla balkona yöneldi. Tamam, belki kendisi yeniden ona gidemiyordu ve Ayaz
da ona gelmiyordu ama en azından tesadüfi karşılaşmalara hayır diyemeyecekti.
Balkon kapısını açmadan hemen önce
duraklayıp derin bir nefes aldı ve elinde olmadan üzerini kontrol etti. Siyah
eşofman altı, değişmez pofuduk terlikleri ve gri biçimsiz bir hırka. İşte mükemmel uyum diye buna denirdi.
Suratını buruşturarak saçındaki tokaya uzandı. Keşke dandik topuzu olmasaydı.
En azından biraz daha derli toplu olabilirdi.
Bunlar için endişelenerek harcadığı
vakitte Ayaz’ı kaçırabileceğini fark edince umursamadan kapıyı açtı ve içindeki
kararsızlık ve heyecanı hiç belli etmeyen sakin bir tavırla balkona çıkıp
parmaklıklara yaslandı. Ayaz tam o anda kendi bahçe kapısını kapatıyordu.
Eylül, onun kendisini fark etmesini bekleyerek olduğu yerde dikilmeye devam
etti. Ama genç adam o tarafa bakmamıştı. Islık çalmaya devam ederek yürüyüp,
ağaçların arkasına girerek genç kızın görüşünden çıktı.
Eylül bir anlığına arkasından
bakakalmıştı. Oysaki tam olarak karşısında duruyordu. Kafasını kaldırması
Eylül’ü görmesi için yeterli olacaktı. Genç adam bunu bile yapmamıştı. “Hah!”
dedi genç kız sinirlenerek. “Kendin kaybedersin!”
Yeniden içeri girmek için kapıya doğru
yürürken daha çok kendisine sinirleniyordu. “Ukala herif!” diye bağırdı.
Ayaz’ın yapmış olduğu herhangi bir şey yoktu aslında ama Eylül yine de
öfkeliydi işte.
“Kendi kendine mi konuşuyorsun sen?”
Genç kız irkilerek olduğu yerde durdu.
Tam içeriye girecekken genç adamın sesini duymuştu. Gitmemiş miydi bu adam?
Ona doğru dönmeden önce suratını
buruşturdu. Hep şansızdı zaten. Rezil olmuştu. Suratına bir gülümseme
yerleştirip arkasını dönerken yanaklarının çoktan kızarmaya başladığını
hissetti. Hiç yapmadığı bir şey yapıp içten içe küfretmişti. Hem genç adama bu
şekilde yakalandığı hem de kızardığı içindi bu küfür. Bu gidişle Ayaz onun bir
domates soyundan olduğunu falan düşünecekti.
Suratındaki gülümsemenin çok zavallı
olmadığını umarak genç adama baktı ve onu yeni görmüş gibi şaşkın bir ses
çıkarmaya çalıştı. “Ayaz? Sen nereden çıktın? Görmemiştim seni?”
Sen
nereden çıktın mı?
Görmemiştim seni mi? Eylül, ancak bu
kadar saçmalayabilirdi. Ağlamak istiyordu. Hayır, kendisini dövmek istiyordu ya
da Ayaz’a bir tane patlatabilirdi. Ya da belki sağlam bir çığlık atsa daha da
iyi hissederdi. Hiç birisini yapmadan orada, kırmızı bir suratla dikilmeye
devam etti.
Ayaz ufak adımlarla Eylül’lerin bahçe
duvarına yaklaşmıştı. Genç kızın nasıl bir karmaşa içinde olduğunu bilmiyordu
belki ama onun az önce kendisini gördüğünü biliyordu. Göz ucuyla da olsa onun
balkonda pozisyon alışını görmüştü. Genç kızın kendisini gördüğü için o balkona
çıktığından da adı gibi emindi. O an oyalanmak istemediği için onu görmezden
gelmeye karar vermişti ama Eylül, ufak sahtekarlığı işe yaramadığı için
arkasından bağırmaya başlayınca ona selam vermeye karar vermişti. Tabii, ukala herif, kendin kaybedersin gibi
genç kızın dudaklarından dökülen her şeyi duymuştu.
Eylül’e seslenirken çoktan eğlenmeye
başlamıştı. Hele ki genç kız suratındaki, saklamaya çalıştığı o dehşet ifadesi
ile arkasını döndüğünde gülmemek için içten içe yanağını ısırmak zorunda kaldı.
Ellerini deri montunun cebine sokup rahat bir şekilde ona bakarken, Eylül’ün
her geçen saniye daha da kızarmasını inanamayarak izliyordu.
Gülme isteği dayanılmazdı ve eğer genç
kız hayatını kurtarmış olmasaydı şu an kendisini sıkmazdı. Ama ona hayatını
borçluydu, en azından daha fazla utanmasını engelleyebilirdi.
“Yeni çıkmıştım. Bir ses duyunca merak
ettim, döndüm,” dedi yalan söyleyerek. Genç kızın rahatlayarak nefesini
verdiğini gördü. Tabii Eylül bunu yaptığının da farkında değildi. Bir insan
ancak bu kadar berbat bir yalancı olabilirdi. Ayaz, yalanın nasıl söyleneceğini
göstermek ister gibi doğal bir tavırla, “Sonra da seni gördüm,” diye devam etti.
“Anlamadım, neden konuştuğunu?”
Eylül, “Ezber yapıyordum,” dedi
aceleyle. “Ders çalışıyordum da…”
Ayaz, “ezberlerini her zaman balkona çıkıp bağırarak mı yaparsın?” diye
sormamak için kendisini zor tutuyordu. Eylül’ün de saçmaladığının farkında
olduğunu suratının bir kez daha şekil değiştirmesinden anlamıştı. Genç kız yine
toparlanmaya çalışarak gülümsedi. Aniden, “İyi görünüyorsun,” diyerek konuyu
değiştirivermişti.
Ayaz, en azından bunu yapmayı akıl
ettiği için hafifçe güldü. Onun bu konudan böylece sıyrılmasına izin verecekti.
Kollarını iki yana açıp kendi etrafında döndükten sonra, “Taş gibiyim,” diye
mırıldandı.
Eylül, “Bence de” demek üzereydi. Dilini ısırarak kendisine engel oldu.
Bir günde bu kadar rezillik yeterdi.
Ama gerçekten de öyle görünüyordu. Siyah
saçları ve kıyafetleri son derece bakımlı ve özenliydi. Eylül, onun önemli bir
yere gitmek için dışarı çıktığına karar verdi. Belki de kız arkadaşına
gidiyordu…
Bu düşünce Eylül’ün kendisini köyü
hissetmesine neden olmuştu. Ayaz’ın kötü şöhretinden olsa gerek bir sevgilisi
olabileceği hiç aklına gelmemişti. Huzursuzca yerinde doğruldu. “Baya da
şıksın” demekten kendisini alamadı. “Özel bir yere gidiyorsun sanırım.”
Sesinin hafif de olsa sıkkın çıkmasını
engelleyememişti. Gerçekten görüntüsü can yakabilecek kadar iyiydi. Bu adamda
ona çok farklı ve çekici gelen bir şey vardı ama ne olduğunu çözemiyordu.
Genç adam göz kırptı. “Her zamanki
halim, özel bir durum yok yani.”
Eylül, onun ses tonundaki alayla
açıklama arası bir tınıyı yakalayınca biraz daha rahatlar gibi oldu. Az önce
söylediklerini duymadığı için şanslıydı. Öfkesini ise çoktan yel almıştı. Şimdi
yalnızca heyecanlı hissediyor ve biraz önce yaşananların utancını üzerinden
atmaya çalışıyordu.
“Şey… Benim gözüme farklı göründün de.”
Dudağını ısırdı. “Affedersin, sorgulamak için değildi.”
Genç adam omuz silkti. “Öyle düşünmedim,
rahat ol. Suratımda kan ya da morluk yok. Pislik içinde de değilim… Normal yani.”
Eylül güldü. Hafif kıkırtısının genç
adama ulaştığını fark etti çünkü o da keyifle gülümsemişti. Arada kısa bir
sessizlik anı olduktan sonra Ayaz, “Bu arada,” diyerek söze girdi. “Battaniyeni
unutmadım. Sana geri getirecektim ama… Hmm doğru olmayacağını düşündüm.”
Kaşlarını oyuncu bir şekilde kaldırıp gülümsedi. “Güzel kızları olan anneler
benden pek hoşlanmazlar da…”
Güzel
kızları olan anneler.
Eylül neredeyse sevinçten gülecekti.
Ayaz onu güzel buluyordu. İşte bu iyi haberdi. Bir kez daha kendisini
dizginlemeyi başarıp, gülümseyerek, “Teşekkür ederim,” dedi.
Ayaz yine tebessümüne aynı şekilde
karşılık vermişti. “Reddetmedin.”
Onun ne demek istediğini anlamayan
Eylül, kaşlarını çattı. “Efendim?”
“Annen konusunda…” Omuz silkti. “Her
neyse, onu sana vermenin başka bir yolunu bulabileceğimden eminim.”
Eylül, kaşları çatılmış bir halde
balkonda dikilmeye devam etti. Onun ne dediğini anlamaya çalışıyordu. Biraz
sonra farkında olmadan Ayaz’ın kendi durduğu balkona attığı bakışı takip etti
ve neredeyse o saniye bitmeden anladı.
Balkon.
Gereğinden fazla alçak olan balkon…
Gözleri elinde olmadan irileşti. Nasıl
bir cevap vermesi gerektiğini tam olarak bilmiyordu ama pek düşünmeden, “İyi
bir fikir olduğunu sanmıyorum,” dedi. Bu yanıt Ayaz’ı yalnızca biraz daha
gülümsetmişti.
“Sanırım bunu göreceğiz,” diye
mırıldandı ve bir kez daha göz kırpıp yoluna devam etti.
Ayaz, Eylül’ü ardında şaşkın ve
paniklemiş bir halde bıraktığının son derece farkındaydı. Kendi kendine güldü.
Kız, her ne kadar Ayaz’ın fark ettiğini fark etmese de Ayaz, onun kendisine
olan ilgisinin farkındaydı. Güzel bir annenin ve yakışıklık bir babanın
oğluydu. İkisinin evliliğinden meydana gelen Ayaz da ister istemez bu konuda
şanslı doğanlardan birisi oluvermişti. Yakışıklı olmayı seviyordu. Kızların,
özellikle de Eylül gibi güzel kızların, ilgisini hiçbir şey yapmadan çekebilmek
her erkeğe kısmet olacak bir şey değildi.
Ah, Eylül güzeldi. Kesinlikle öyleydi. Az
önceki sıradan, şaşkın ve şapşal halleri sırasında bile güzel görünüyordu. Ayaz,
şimdiden onu ilk kez öpeceği anı düşünmeye başlamıştı. Onu etkilemek adına
hiçbir şey yapmadığı halde genç kızı bu kadar heyecanlandırabiliyorsa, biraz
ilgi şüphesiz genç kızın dizlerinin bağını çözecekti. Eh, sıradaki güzelin adı
belli olmuştu.
Eylül’ün, kirpiklerinin altından masumca
bakan, utangaç yeşil gözleri aklına geldiğinde bir an için kendisini kötü
hissedecek gibi oldu. Ama onu rahatsız eden bu hissin üstesinden gelmek Ayaz’ın
birkaç saniyesini dahi almamıştı.
Bir daha içinde suçluluğun yükselmesine
izin vermeyecekti. Bir daha denemeyecekti. Olduğu şeye direnmesinin bir yolu
yoktu. O kötü adamdı ve kötü adamlar böyle şeylere takılmazdı.
Eylül, tasasızca yolda yürüyen Ayaz’ın
arkasından bakakalmıştı. Balkondan gelmek mi? Bu adam kafayı mı yemişti? Tek
problem Eylül’ün annesi de değildi üstelik. Eylül de onu balkonuna tırmanırken
görmek istemiyordu. Bu onun kendisini son derece garip ve… ahlaksız
hissetmesine neden olmuştu. Düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. Her ne kadar
kulağa hoş gelmese de doğru tabir buydu.
İçeri girip balkon kapısını sıkı sıkı
kapattı. Ayaz, kesinlikle oradan içeriye adımını atmayacaktı. Ve şimdilik buna
engel olmanın tek yolu ise onu bahçede karşılamak gibi görünüyordu. Ne zaman
gelirdi acaba?
Midesinde yine bir endişe ve heyecan
yumağının büyüdüğünü hissetti. Şu birkaç haftalık tecrübelerinden anladığı bir
şey varsa o da bir adamdan hoşlanmanın zor bir şey olduğuydu. Çünkü şu an hem
Ayaz’a deli gibi kızıyor hem de kendisini heyecanlı hissediyordu. Bunu daha
normal yoldan yapsa olmuyor muydu sanki? Derin bir nefes aldı. İçinden bir ses,
bu gecenin karmaşık olacağını söylüyordu.
***
Ayaz,
yaklaşık bir saat sonra olmak istediği yere varmıştı. Hastanede ve evde
geçirdiği günlerin sebebi olan adamın, Kadir’in oradaydı. Gözlerini kısarak
dükkana baktı… Demir’e söz verdiğini biliyordu. Ama ona verdiği söz yüzünden
kendisini sorumlu da hissetmiyordu. Kadir, yaptığı şeyin bedelini ödemeliydi.
Ellerini pantolonunun cebine sokarak
zücaciye dükkanına girdi. Bir müşterisini uğurlamakta olan Kadir’in gözü onu
kapıdan içeri adımını attığı anda yakalamıştı. Önce onun orada oluşuna şaşırmış
gibi göründü. Ayaz bir an için adamın kendisinin hortlak olup olmadığını merak
ettiğini düşündü. Ama yaşadığını biliyor olmalıydı. Kendisini hızla toparlayan
Kadir, iri yarı oluşunun avantajını kullanarak üç adımda Ayaz’ın dibinde bitti.
Ama Ayaz da cılız bir adam değildi. Kadirin tek başınayken baş edebileceği bir
adam ise kesinlikle değildi.
“Eceline mi susadın sen?”
Kadir, öfkesini belli etmek istercesine
burnundan sesli soluklar veriyordu. Ayaz omuz silkti ve etrafına bakındı. “Cık.
Cami avlusuna işeyen bir köpek varmış buralarda, onu arıyorum.”
İki yanında yumruklarını sıkan Kadir’in
burun delikleri biraz daha genişledi. “Çık git, beni katil etme.”
Ayaz bilmiş bir tavırla sırıttı. “Bir ay
önce katil olmak, senin için sorun değildi. Ne değişti? Aksakallı dede falan mı
girdi rüyana? Rahmete mi erdin?” Adamın cevap vermesini beklemeden alaycı
tavrını bırakıp Kadir’e doğru bir adım daha attı ve aniden sertleşen sesi ile
ekledi. “Ya da tek başına olduğunda bir tarafın mı yemiyor?”
Kadirin kahverengi gözlerinde sinirli
bir ateş parladı. Ama Ayaz’a doğru herhangi bir hamle yapmaktan çekiniyordu.
Bunun kendisi için iyi olmayacağını biliyor gibiydi. Ayaz daha fazla
sabredemeden adamın iki yakasını birden kavradı. “Hesabını veremeyeceğin işlere
kalkışma Kadir Efendi!”
Ayaz’ın üstün görüntüsü adamı rahatsız
etmiş olacak ki bir an için onun bileklerini yakalayarak yakasını tutan elleri
savuşturmaya çalıştı ama kendisini Ayaz’ın sıkı kavrayışından kurtaramadı. Bu
Ayaz’ın gülmesine neden olmuştu. Tam adamın suratını bir kafe darbesi ile
şenlendirmeye hazırlandığı sırada boğazını temizleyen birisinin “Selamun
aleyküm” dediğini işitti. Ayaz sesin sahibini neredeyse anında tanımıştı.
Gözlerini devirerek Kadir’in yakasını
bıraktı ve Demir’e döndü. “Aleyküm selam.” Sesindeki rahatsızlığı gizlemek için
herhangi bir çaba sarf etmemişti. Demir neredeyse Ayaz’ın tavırlarını taklit
edercesine elleri ceplerinde onların yanlarına doğru ilerledi. “Bir sıkıntı mı
var?”
Soruyu
sorarken koyu mavi gözleri eğlenceli bir film seyredermiş gibi parıldıyordu.
Ayaz tek kaşını kaldırdı. “Varlığın dışında mı?”
Demir kesinlikle alınmamıştı. Soruyu
kafasında tartar gibi görünerek, “Öyle de denebilir,” dedi. Ayaz’ın kendisine
bezmiş bir tavırla attığı bakışa karşılık neşeyle güldü ve gelip genç adamın
yanında durdu. Gözleri Kadir’in üzerinde geziniyordu.
Kadir de düşünmeden genç adamı süzdü. En
az Ayaz kadar uzun boylu görünüyordu. Hatta ondan biraz daha kaslı ve
yapılıydı. Kol kaslarının üzerindeki montun kollarını zorladığını
görebiliyordu. Az önce neşeyle parlayan gözleri kendisine döner dönmez garip ve
ürkütücü bir bakışla dolmuştu. Kadir, bu adamın Ayaz’dan daha tehlikeli
olduğunu düşündü. Bu düşünce onu germişti.
“Arkadaş bu mu?” diye mırıldandı biraz
sonra. Gittikçe koyulaşıyormuş gibi görünen gözleri, bir an olsun Kadir’in
gözlerinden ayrılmamıştı. Ayaz yanıt vermese de Demir yanıtını almıştı. “İyi,” diye mırıldandı. Elini uzatıp hafifçe
Kadir’in omuzuna dokundu ve yumuşacık ama son derece tehditkar bir sesle
konuştu. “Bu onu son görüşümüz olsun.”
Kadir tepki vermeden Demir’e bakmaya
devam ediyordu. İçinden bir ses de tepki vermemesinin daha doğru olacağını ona
telkin edip duruyordu. Ayaz’ın, adamın onun işine karışmasından memnun olmadığını
ve adamın da bunu umursamadığını anladığı bir saniye geçti. Düşüncelerinden
sıyrılıp yeniden Demir’e baktığında genç adamın kendisine yoğunlaşan
bakışlarının bir an bile hedefinden şaşmadığını gördü.
Demir, “Anlaştık mı Kadir bey?” diye
sordu. Sesi hala nezaket sınırları dahilinde ve yumuşaktı. Bu tavır bir an için
Kadir’in hayır demeyi düşünmesine sebep oldu. Erkeklik gururu ona bunu
yapmasını söylüyordu. Ama kendisini durduran, elli yıllık tecrübesiydi. Bu
adamlarda gördüğünden fazlası var gibiydi.
Ayaz, adamın isteksizce Demir’i
onaylayışını izledi. Öfkenin, içinde deli gibi yükseldiğini hissediyordu.
Dişlerini o kadar sıkmıştı ki çenesinden çıkan gıcırtı Demir’in de dikkatini
çekmişti. Kendisine bakan Demir’e öfkesini yansıtan bir bakış attıktan sonra,
arkasına bile bakmadan dışarı çıktı. Bir süre boyunca hiç hız kesmeden yürümeye
ettikten sonra artık çökmüş olan karanlığın ıssızlaştırdığı bir ara sokağa
girince durdu. Demir, tabii ki onu takip etmişti. Bir an bile duraksamadan, “Ne
yapıyorsun sen?” diye sordu.
“Ömrünü mümkün olduğunca uzatmaya
çalışıyorum.”
Ayaz çileden çıkmak üzereydi. “Buna
karışmaya hakkın yoktu. O adamın bana hiçbir halt edemeyeceğini bilmediğini
söyleme.”
“Zaten seni, onun sana yapacaklarından
değil, senin ona yapacaklarından kurtardım. Yanına mı kalır sanıyorsun?”
“Bu şerefsizlerinki kaldı ama.”
“Sen müsaade ettin.”
Ayaz bir anda Demir’in dibinde bitti.
Sesi boş sokakta yankılanmaya başlamıştı. “Çünkü yaptıkları şerefsizliği onlara
kendim ödeteceğim.”
Demir de sinirlenmeye başlıyordu. “Hapse
girersen çok mutlu olursun değil mi? Ha ama unuttuysan hatırlatayım. Bunun için
senden daha çok sevinecek olanlar var. Seni deşmek için hazır bekleyen kaç adam
olduğunu sayalım mı? Kuyruğuna basmadığın herif bırakmadın memlekette.”
“Gerçekten hayatım hakkında çok şey
bildiğini sanıyorsun değil mi? Sırf kıçı kırık bir iki şey gördüğün için…”
“İki kez ölümden döndüğünü gördüm.”
“Yani?”
Demir iç çekti. “Bir gün seni birisi
öldürecekse, o ben olacağım.”
Ayaz’ın yüzünde ciddi bir ifade belirdi.
“Son günlerde tam tersini düşünmeye başladım.”
^^
Allah'im kim bu Ayaz derdi ne? Cooook merak etmeye basladim. Ama bu defa cok kisa olmus :( yalniz takildigim bir nokta var karakter ve yer betimlemeleri biraz yarim gibi geldi bana. Sevkinizi kirmak istemem ben begenerek okuyorum. Ellerinize yüreginize saglik
YanıtlaSilAslında uzun bir bölüm bu da ama ilk bölüm çok uzun olduğu için kısa olduğu hissini vermiştir belki :)
SilMerak etmeyin şevkim kırılmaz, zaten kendimi geliştirmek istediğim için blogda yayınlıyorum :) Kitap bloglarını genelde çok okuyan insanlar takip eder ve onlar da açıkları daha kolay görürler diyerek başlamıştım.
Yer betimlemelerini okurken sıkıldığım için yazmayı da düşünmedim pek ama eğer eksiklik hissi veriyorsa, çok abartmadan yazmaya çalışırım tabii. Karakter betimlemelerinde eksik kaldığımı pek fark etmemiştim, uyarı için teşekkürler :)
Yine de o eksikliği hangi kısımda hissettiğinizi söylerseniz, daha iyi anlayabilirim belki...
"Belki ettim, belki etmedim. Sopalı beş herifin tek başına bir adama arkadan saldırması suçtur.”
YanıtlaSil“Evli kadınları ayartmak da suçtur.”
şimdi diyalogta teknik bir problem yok ama ben okurken Ayaz gibi bir adamın "Suç" kelimesini
kullanmasını garipsedim, sanki yasalara bir saygısı varmışçasına olaya böyle bakması bana Ayaz'a oturmayan bir tavır gibi geldi. Çünkü etik olarak legal ve illegal sınırını ayıramayan biri için yasalarda sadece değiştirilebilir insan yapımı kaidelerdir ve bu durumda hiçbir şey aslında suç değildir.
Yazım dili espirili ve bu benim çok sevdiğim bir tarz intikamdan bahsedipte arabasını mı çalsam hem karaktere uygun hem de durum için o kadar absürd ki bu yüzden de komik yani nasıl derler ince, çok ince :)
ama dikkat edin bütün romanlarda bu tehlikeli, dehşetli adamı yenilir yutulur kılan şey paradır. Cümlenin devamında arabanın parasına da ihtiyacı olduğunu vurgulaması beni yine kurgu açısından düşündürüyor çünkü bu işleri bıraktıktan sonra -eğer bırakırsa- bu adam ssk + yol + yemek bir işte çalışabilir mi Ayaz'ı böyle hayal edebilir miyiz? ee o zaman da Ayaz'ın biraz kendisini idare edilebilecek ve Eylül'ün karşısında ezilmeyecek kadar paraya ihtiyacı var. Tabii multi milyoner değil anlatabildim bence ben kendimi :)
“Var ya, şu beni düşünüyormuş ayaklarına yatışına hastayım.”
"ayaklarına yatmak" diye bir deyim yok yani "ayak yapmak" diye bir deyim var. o yüzden "yatışına" kelimesi bence orada anlamı, akışı bozuyor. "ayaklarına hastayım." gayet oluyor.
"Bu gidişle Ayaz onun bir domates soyundan olduğunu falan düşünecekti".
Sesli güldüm ya harikaydı :)
"O kötü adamdı ve kötü adamlar böyle şeylere takılmazdı."
Kötü adamın kötü adam olduğunu düşünmesi pek olmamış gibi, insan doğasına ters çünkü seri katillere bile sorsanız kendini aklayacak mantıklı veya mantıksız bir önerme getirecektir.
“Ya da tek başına olduğunda bir tarafın mı yemiyor?” Şimdi Ayaz'ın küfür etmekten çekinmeyeceği falan çok net bence göte göt deme cesaretini gösterir o yüzden elbette edebi bir eserde küfür kafir gitmek olmaz ama ara sıra edilen küfür'de samimiyet katıyor yani karakteri edebi sahneden alıp gerçek dünyaya getiriyor bence :)
Ayrıca bütün bunların dışında severek takip ediyorum da biraz kısa mı olmuş bu bölüm ne daha çok Eylül-Ayaz görmek isterdim.
Bir de bu Demir kimdir, necidir? Ayaz'la tanışıklığı dostluğu nereden ileri gelir aydınlatın bizi :)
Sevgiler ve başarılarınızın devamını dilerim :)
Aslında eleştirilerinizin çoğu, şu an için, Ayaz'ı tam olarak tanıyamamış olmanızdan kaynaklanıyor. "Kötü adamın kötü adamı düşünmesi," demişsiniz ya, ben de Ayaz'ın aslında tam olarak kötü adam olmadığını söylemiştim :)
SilHatta daha yukarıdaki diyaloglarda "diğer yolları denedim," diyor Ayaz. Bu onun, yaşadığı hayat ile yaşamak istediği hayat arasında bir fark olduğuna dair ciddi bir ipucu aslında. Ama belki de bunu yeterince iyi gösterememişimdir.
Para ihtiyacı küçük bir detaydı iyi yakalamışsınız diyeyim. Tabii ki bir takım problemlere ya da eğlenceli olaylara sebep olabilir bu durum. Çok detaya girmeyeyim şimdi :ıslıkçalanifade: :D
Ya aslında orada küfrü açık şaçık yazacaktım ki ileri de çok daha fenaları var ama orada sanki açık söylenmemesi daha bir yerinde gibi geldi bana. Aslında Ayaz'ı yazıp küfürden çekinemem ki dediğim gibi "fazla mı küfür yazdım acaba" dediğim bölümler de var. Ama bilemiyorum, orada çok arada kaldım. Belki de değiştiririm ama emin değilim şu an.
Aslında cidden kısa değil bölüm ama o havayı mı veriyor ya hu? Kelime sayısını bilmesem de bu bölüm word de 8 sayfa. Ben de zaten bölümü A4te 9 sayfa olarak yazıyorum :) Bir sayfa o kadar fark etmemiştir de sanırım ilk bölüm çok uzun olduğu için böyle oldu. Ve diğer bölüm tamamen Eylül ve Ayaz, merak etmeyin :)
Vaktiniz ve detaylı yorumunuz için bir kez daha teşekkür ederim.
Sevgiler bizden efenim^^ :)
Bölüm bana da kısa geldi hatta yorumları görünce "Bitti mi ya?" diye düşündüm ama senin de dediğin gibi bu birinci bölümün çok uzun olmasından kaynaklanıyor sanırım Çiğdem :) Allah Allah ya! Önce uzun bölümü okut bize sonra da kısa bölüm gönder oluyor mu hiç böyle? :P :D
YanıtlaSilDemir ve Ayaz'ın arkadaşlığını çok sevdim. Zaten böyle sert adamların dostluklarına hastayım ben :D Nasıl tanıştıklarını falan bilmiyorum ama bu bölümde okuduğum kadarıyla "ölümüne dost" gibi bir izlenim uyandırdılar bende.
Eylül'ün o şapşik hallerini yiyebilir miyim acaba? :D Ayaz'ı görünce eli ayağına dolaşıyor resmen ;D "Domates soyundan gelme" cümlesine bayıldım! :D O battaniye güzel olaylara vesile olacak gibi :) Gerçi Ayaz'ın düşünceleri beni biraz huzursuz etti ama "ava giderken avlanmak" diye bir söz vardır bizde.. Bilemiyorum yani :)
Bakalım ilerleyen bölümlerde neler olacak :) Ellerine sağlık :) :*
Önceki yorumuna bakınca daha sonra okuyacaksın sanmıştım ama sen şimdi okuyormuşsun ya ya hu :D İyi yapıyorsun Buseceğim :P :D
SilVallahi Ayaz ve Demir konusunda haklı mı çıkarsın yoksa hayal kırıklığına mı uğrarsın bakacağız artık :D O konu da benim de tereddütlerim var. Yine teşekkür ediyorum efenim :D Gideyim diğer yorumunu okuyayım :*
Dayanamadım okudum vallahi :D 5. bölüm de gelmiş hemen 4 ve 5'i de okurum ki ben :D 4'ü okumaya kıyamamıştım bitecek diye :D
SilYapma Çiğdem ya haklı çıkayım ben :))
Bu bölüme kısa dediysen 5. bölüm çabuk biter zaten merak etme haha :D
SilAllah büyük be Buse, bakacağız artık :P :D
Kötü kadın Çiğdem... :D :D
Sil