4 Eylül 2012 Salı

4 Taheref Mafi - Bana Dokunma [Alıntı]


Merhabalar :) Artık okuduğumuz kitaplardan beğendiğimiz kısımları, sizlerle alıntılar halinde paylaşacağız :) Siz de kendi alıntınızı yorumlarda belirtebilirsiniz. Biz de kimi zaman onları anasayfamızda yayınlayabiliriz :) Buyrun ilk alıntımız;
"Artık eskisi kadar ağaç yok, diyordu bilim insanları. Eskiden dünyamızın yeşil olduğunu söylüyorlardı. Bulutlarımız da beyazmış. Güneşimiz hep olması gerektiği gibi aydınlatırmış etrafı. Ne var ki benim o dünyaya ait anılarım çok soluktu. Geçmişe ilişkin pek bir şey anımsamıyordum. Şu an bildiğim tek var oluş, eskiden bana verilendi. Eskiden olanın yankısı. 
Avucumu, küçük pencereye bastırdım ve soğuğun, elimi tanıdık bir kavrayışla sardığını hissettim. İkimiz de yanlızdık. İkimiz de başka bir şeyin yokluğunda vardık. 
Neredeyse bir işe yaramayan, içinde çok az mürekkep kalmış, her güne pay etmeyi öğrendiğim tükenmez kalemimi alıp baktım. Fikrimi değiştirdim. Olayları yazmak için gereken çabadan vazgeçtim. Bir hücre arkadaşı iyi olabilirdi. Gerçek bir insanla konuşmak bir şeyleri kolaylaştırabilirdi. Sesimi kullanmaya çalıştım. Dudaklarımı, ağzıma yabancı olan tanıdık sözcüklerin etrafında şekillendirdim. Bütün gün çalıştım. 
Nasıl konuşulacağını anımsadığıma şaşırdım. 
Küçük defterimi rulo yapıp duvara ittirdim. Üstünde uyumaya zorlandığım kumaş kaplı yayların üzerine oturdum. Bekledim. Bir ileri bir geri sallanıp bekledim. 
Çok uzun bekledim, uyuya kaldım."

4 yorum :

  1. bunlar da benim alıntılarım =) çok beğendim elimden gelse kitabın tamamını yazacaktım da tuttum kendimi :D

    Yüzlerce farklı daldan bir milyon yaprak sahte bir uçuş vaadiyle titreyerek rüzgârda eğiliyordu.

    Yağmur damlaları bana, bulutların kalbinin attığı, benim de bir kalp atışım olduğunu anımsatan tek şeydi.

    Yağmur damlalarının nasıl aşağı düştüklerini, kendi ayaklarına takıldıklarını, bacaklarını kırdıklarını ve tam gökyüzünden yuvarlanarak meçhul bir sona doğru ilerlediklerini merak ederdim. Sanki birileri ceplerini yere boşaltıyor, içindekilerin nereye düştüğünü umursamıyor, yağmur damlalarının yere çarpınca patlamalarını, insanların, yağmur damlalarının, kapılarına vurmaya cüret ettiği günlere sövdüklerini umursamıyordu.

    Birisi güneşi yerden alıp yine gökyüzüne iliştirmişti ama her gün bir önceki günden biraz daha alçakta duruyordu. Tıpkı kim olduğunuzu ancak şöyle böyle bilen ihmalkâr bir ebeveyn gibiydi. Yokluğunun insanları nasıl değiştirdiğini asla görmüyordu. Karanlıkta nasıl da farklı olduğumuzu.

    Dünyayı kapattım. Kilitledim. Anahtarı sımsıkı çevirdim. Siyahlık beni kıvrımlarına hapsetti.

    Cehaletinin onu nasıl kırılgan yaptığının farkında değildi.

    Bazen çok ama çok hareketsiz kalırsam, hiç kıpırdamazsam işlerin değişeceğini düşünüyordum. Kendimi dondurursam acıyı da dondururum sanıyordum. Zaman durursa hiçbir şey ters gidemezdi.

    Bakışlarından kaçmak için ellerimle konuşuyordum.

    Güneş kibirli bir şeydi, bizi sıcaklığıyla bezdirirken dünyayı ardında bırakıp giderdi. Ay ise sadık bir arkadaştı, hiç gitmezdi daima oradaydı. Bizi izlerdi, aydınlık ve karanlık anlarımızda tanır, tıpkı bizim gibi sonsuza dek değişirdi. Bazen zayıf ve solgun, bazen de güçlü ve ışık saçan bir ay olurdu. Ay, insan olmak ne demek bilirdi. Belirsiz. Yalnız. Eksikliklerle oyulmuş.

    Güneşin ılık huzmeleri, bedenime oturan bir ceket gibi, insandan daha büyük bir şeyin kucaklaması gibi bedenimi kaplıyordu.

    Keşke yere düşen bir yaprağın damarlarının izini sürüp, rüzgârın burnumu çimdiklediğini hissedebilseydim.

    Gerçeğin hiçbir şekilde uyumayan, kıskanç, kötü kalpli bir kadın olduğunu ona söylemedim.

    Gözleri iki kova yağmur suyuydu: derin, taze, berrak.

    Beni incitmeyi hiç istemeyen tek insanı incitmeyi asla istemedim.

    Gözlerim iki profesyonel yankesiciydi, zihnimde saklamak için her şeyi çalıyorlardı.

    Tek istediğim uzanıp başka bir insana sadece ellerimle değil, kalbimle de dokunabilmekti.

    Katlanıp kitap sayfalarının arasına konmuş bir şekilde yaşadım hayatımı.

    Ben harflerden oluşan bir varlık, cümlelerin yarattığı bir yaratık, kurgu aracılığıyla oluşturulmuş bir hayal ürünüydüm.

    Hayatımdaki bütün noktalama işaretlerini dünyamdan silmek istiyorlardı ve işte, buna izin vermeye hiç mi hiç niyetim yoktu.

    Böylesine göz alıcı bir gülümsemenin bu kadar sefil bir insanda heba olması ne kadar yazıktı.

    Korkunun mekanikleri yeterince basittir. İnsanlar benden korkuyor bu yüzden de konuştuğumda beni dinliyorlar.

    - En azından ben dürüstüm.
    - Yalancı olduğunu az önce sen de kabul ettin.
    - En azından yalancı olduğum konusunda da dürüstüm.

    Güç ve kontrol, son derece hazırlıklı olduğunu düşündüğünde bile her an ellerinden kayıp gidebilir. Bu iki şeyi elde etmesi kolay değildir. Elinde tutmaksa çok daha güçtür.

    Gözyaşlarımı bir kova dolusu pişmanlığa gömmek istiyordum.

    Daha yavaş soluk alıp vermeye çalışıyor, var olmayan şeyleri sayıyor, olmayan sayıları uyduruyor, zamanın kırık bir kum saati olduğunu ve kumların arasından saniyelerin sızdığını düşünerek kendimi kandırıyordum.

    Umut dediğin bir cep dolusu ihtimaldi.

    Beni hatırlamasını umut ettiğim gökyüzüne dokunmak için uzandım.

    Rüzgâr kıvrılıp kollarıma yerleşti ve tenimde gülümsedi.

    YanıtlaSil
  2. Yüz hatlarına, tadına varmak istediğim çarpık gülümsemesine, gözlerindeki, bir milyon resim yapmak için kullanacağım renge baktım.

    Gözleri söz hakkı almak için dudaklarıyla çekişiyordu.

    Söyledikleri ters dönmüş gökkuşağından bile daha yanlıştı.

    Zaman öldürmek kulağa geldiği kadar zor bir şey değil. Yüz tane rakamı göğsünden vurabiliyor ve ondalık sayıların avucumda kanamalarını izleyebiliyordum. Rakamları saatten sökebiliyor ve uykuya dalmadan hemen önce akrebin o son taka doğru tik tik tik diye gidişini izleyebiliyordum. Sırf nefesimi tutarak saniyeleri boğabiliyordum. Saatlerce dakikaları öldürüyordum ve kimsenin umurunda olmuyordu.

    Bir an için yerde oturmak ve boğazıma takılmış okyanusu ağlayıp dökmek istiyordum.

    Gerçek yüz kiloluk bir sağduyu gibi çarptı bana.

    Kalbim camın altında çiçek açan bir zambak tarlası gibiydi. Düşen yağmur damlacıklarının pıtırtısıyla hayat buluyordu.

    Kalbiyle tur üstüne tur atıyordu ve ben zihnimle maraton koşuyordum.

    Göz rengine göre dünyayı farklı görüp görmediğimizi merak ederdim. Acaba o zaman dünya da seni farklı görüyor muydu?

    Bir parçası olmak için öldüğüm bir dünyayla dolu gözlerinden başka hiçbir şey görmüyordum.

    Yaşıyorsan gülersin.

    Gerçeklerin farkına varma, ay büyüklüğünde bir sarkaçtı. Bana vurmaktan vazgeçmiyordu.

    Bir kayaydım ben. Heykeldim. Zamanda donmuş kalmış bir harekettim. Buz hiçbir şey hissetmezdi.

    Bedenimde öyküler yazan beş parmağa sıkıştırılmış beş yaz günü gibiydi.

    Aşırı boş sayfası olan bir ansiklopedi gibiydim.

    Ceplerim, birbirine bağlayamadığım harflerle doluydu.

    Atmosferde atan kalbinin sesiyle uyuyakalmak istiyordum.

    Yüzüme sıcaklık bastı ve üzerinde, kırmızıya batırılmış fırça olan bir merdivenden düştüm.

    Ben, onun sıcaklığı olmayan bir dünyayı hatırlamayacak kadar yaşlanıncaya dek sarılı kaldık.

    Yutkundu, birkaç litre tevazu yuttu.

    Onun dudaklarından sırlar, benim kulaklarımdan da mürekkep dökülüyor, tenimi onun öyküleriyle dolduruyordu.

    Doğru sözcükleri bulmak için bütün dünyayı aradım ama ağzım boş kaldı.

    İleri doğru hareket etmek hayatta kalmanın tek yoludur.

    İsteriye teslim olma lüksüm olmayacak kadar fakirdim.

    Sana nasıl bakıyor görmüyor musun? Açlıktan ölen bir adamın önüne yemek koyup da yiyemezsin demişler gibi.

    Beni aklımı kaçırmaktan alıkoyan tek şey dokunuşun.

    Kendi hayal gücümün okyanusunun orta yerinde mahsur kalmıştım, yüzmeyi de bilmiyordum.

    Ağzımda bir avuç dolusu karalanmış sözcük vardı.

    Dişleri o kadar beyazdı ki yüzündeki çikolata vadilere kar yağmış gibiydi.

    Havadan bir dağa tırmanıyordum ama ayaklarım kayıp duruyordu. Bir şeylere tutunmalıydım.

    Korku, çok büyük bir motivasyon kaynağıdır.

    Kalbim, vücudumdan aşağı düşmek üzereydi.

    Gülümsemem Pasifik Okyanusu’ndan da genişti.

    Yaz mevsiminde batmaya yüz tutmuş güneş kadar pembeydim.

    Bana, yüreğime öpücük konduran bir gülücük yolladı.

    YanıtlaSil
  3. Bu kitabı ben okumadım ama alıntılardan sonra meraklandım. Teşekkürler alıntılar için :))

    YanıtlaSil
  4. aaa bence hemen okumalısınız kesinlikle tavsiye ediyorum =) önemli değil iyi okumalar

    YanıtlaSil

Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın