20 Eylül 2012 Perşembe

5 Attila Şanbay ile Röportajımız

Merhabalar İlle Kitap ailesi... Artık blogumuzda yazarlarımızla yaptığımız röportajlara da yer vereceğiz. İlk röportajımızı Aynadakiler romanının yazarı olan Attila Şanbay ile yaptık bile :) Kendisi samimi bir şekilde sorularımızı yanıtladı. Gösterdiği ilgi için şahsına bir kez daha teşekkür ediyor ve sizleri röportajımızla baş başa bırakıyoruz.


İlle Kitap: Önce sizden kendinizi okura anlatmanızı istesek... Attila Şanbay kimdir?

Attila Şanbay: Öncelikle siz İllekitap’a, bu mecrayı hayata geçirdiğiniz ve düzeyli bir şekilde çalıştığınız için teşekkür ederim. Değerli okur arkadaşlarıma da selamlar…

Kendimi anlatmakta biraz beceriksiz olduğum söylenebilir. Ayrıca anlatmaya değer yanlarım olduğunu da sanmıyorum. Elbette "anlatılmam, yaşanırım" diyerek iğrençleşmeyeceğim :)

İ.K.: Aynadakiler adlı romanınızın başarısından ve kalitesinden ötürü sizi tebrik etmek istiyoruz. Kendini okutması zor bir tür olmasına rağmen akıcılığı ve merak uyandırmayı başarmış durumdasınız. Peki romanınızı tamamlamanız, kitabınıza düştüğünüz notu baz alırsak yazarken yaptığınız araştırmalarla birlikte, ne kadar sürdü? Zorlandığınız zamanlar oldu mu?

A.Ş.: Teşekkür ederim. Haklısınız, gerilim-fantastik kurgusu zor olmakla beraber, risklidir de. Özellikle yerli bir yazarsanız. Fakat kendinize has bir roman dili geliştirmişseniz ve çalışmışsanız, imambayıldı tarifi bile yazsanız okutabilirsiniz. :)

Aynadakileri altı ayda yazdım (araştırma ve basım sürecini saymıyorum) Elbette zorlandığım zamanlar oldu. Zaten zorlanmamışsanız, sıkıntı çekmemişseniz, an gelip de saçınızı başınızı yolmamışsanız pek de değerli bir şey üretememişsiniz demektir. Okurlar çoğunlukla farkına varmayabilir ama bir kitap, metin ve benzeri eserdeki hayran oldukları her tanım, benzetme ya da sahne, işte bu sıkıntılı anların meyvesidir. Bence zorlanmadan yazmak ustalık değildir. Hatta zorlanmadan yazdığım her şey için, "Acaba nerede yanlış yaptım?" diye sorarım kendime.


İ.K.: Kitabınızın kapağı başlangıçta bir korku romanı olduğu izlenimi oluşturuyor. Bu tasarıma nasıl karar verdiniz? Sizin fikriniz miydi?

A.Ş.: Kitabın kapağı, kitaptan ayrı olarak, başlı başına bir sanat eseri (hemen her kitap için böyledir) Kapağı yapan grafiker arkadaşıma tekrar teşekkür ederim. Aynadakiler salt bir korku romanı değil. Evet, ana kurgusu gerilim fakat yan kurgularda fantastik, psikolojik ve mizahi unsurlar da var. Basımdan önce kitabı okuyan grafiker, okuduklarından anladığı doğrultuda on beş farklı kapak seçeneği yaptı, ben, editörüm ve yayın kurulu bunların içinden birini seçtik. Bana göre çok başarılı bir kapak çalışması oldu.

İ.K.: Aynadakiler'de kullandığınız isimler gerçekten daha önce rastlanılmamış türden. Akis tepelerindeki kuş isimleri, S'ner ve S'lur, Surn Halkı ve Kyrhon gibi. Kesinlikle değişik ve ilginç... Bu isimlere nasıl karar verdiniz?

A.Ş.: Rastlanmamış türden, çünkü hikayemin büyük bölümü, rastlanmamış bir diyarda ve rastlanmamış varlıkların arasında geçiyor. Her ne kadar ben karar vermiş görünsem de o isimlere, aslında isimlerin sahibi olan karakterler karar verdiler. Yazdığım süre boyunca her biri odamı ziyaret etti ve "İsmim budur" diyerek kendisini takdim etti. Siz yazmaya başladığınızda, onlar ete kemiğe bürünürler; isimlerini, gidecekleri yerleri, yapacakları şeyleri bile kendileri seçmeye bayılırlar. İnanın bana bu böyledir… Örneğin bir dağ tasvir edersiniz, o dağ öylesine gerçek görünür ki, ya dağ ya da ismi hemen birbirlerini buluverirler. Artık isteseniz de ona başka bir isim veremezsiniz.

İ.K.: Özellikle merak ettiğim nokta var ki Kyrhon’ların konuşma şekli: “Iııppaaak! Ederenrrh! Gğıpaak!” Bunları okuduğumda karakterlerin kendilerine ait bir dilleri olduğunu düşünmüştüm. Ancak ilerleyen sayfalarda bunun zekice ve iyi tasarlanmış bir detay olduğunu fark ettim. Bu konuşma şekli nasıl oluştu?

A.Ş.: Konuşma şeklinin nasıl oluştuğunu burada anlatırsam, kitabı henüz okumamış olanlar için erken bir bilgi vermiş olurum. Sizin de dediğiniz gibi, ilerleyen sahnelerde bunu göreceklerdir. Bence gıcıklık yapıp susalım da merak etsinler :)

İ.K.: Volkan’ın iç sesleri kitabı eğlenceli kılan ve gerilimi biraz olsun düşüren kısımdı. Bir okur olarak kitabın gerilimi ile sürüklenirken iç seslerle birlikte biraz da olsa gevşeyip gülümsediğimi hatırlıyorum. Bu detayı kitaba ekleme amacınız bu muydu? Okura tüm bu gerilimin ortasında nefes aldırmak ve onları güldürmek...

A.Ş.: Az önce de belirttiğim gibi, yazmak süreci bir yolculuk aslında. Ve o süreçte bazı şeyler pek de sizin elinizde olmuyor. Ben sadece yola çıktığım yeri ve varacağım noktayı biliyorum fakat bu ikisi arasında, başıma her şey gelebilir. Bu, beni çok cezbeden bir şeydir. Söz ettiğiniz iç ses (ki, o da Volkan kadar başlıca bir karakter oldu) hikâyenin akışı ve başımıza gelen olaylara göre kendini buldu. Özellikle eklemedim. Doğdu ve yaşadı. Kendisi yaşamak istedi, hikâye de buna müsaade etti. İşte söz ettiğiniz o etki de sağlıklı bir doğum yaptığım anlamına geliyor.

İ.K.: Roman güçlü bir kurguya sahip. Bu kurguyu oluştururken size ilham veren şey neydi?

A.Ş.: Edgar Allan Poe’nun dediği gibi: "Ve daha çok Çılgınlık ve daha fazla Günah ve Dehşet, işte kurgunun ruhu." Belki de aşırılıklardan kaçınmadım ve hikâyemi anlatırken çılgın bir günahkâr gibi davrandım. Bilemiyorum… Gerçek hayat da böyle değil midir? Belki insanlara çok gerçek gelmiştir yazdıklarım…

İ.K.: Günümüzde her yıl on binlerce roman piyasaya sürülüyor. Ülkemizde de pek çok kitap piyasaya çıkıyor tabii ki. Sizin kitabınıza gösterilen ilgiyi ve diğer romanlardan sıyrılmayı başarabilmiş olmasını neye bağlıyorsunuz?

A.Ş.: Ben bir şey yaptım ve o şey değer buldu. Bunun nedeni, değerini vereceklerin eline geçmiş olmasıdır yani kitabım "doğru okurla" buluştu, en büyük sebep budur. Benim çok çalışmış olmam, özen göstermem, yeteneğim ve saire gibi hususlarsa; ilk söylediğim şeyin ardından fark edildi. Bir şeyi isteyerek, özenle ve hakkını vererek yaparsanız, yerini buluyor. Er ya da geç.

İ.K.: Kitabınız Fantastik-Gerilim türünde. Bu tür, özellikle Türkiye'de ve Türk karakterlerle oluşturulmuşken biraz riskli ve cesaret isteyen bir seçimdi bana göre. Çünkü türün okur kitlesi bu kitaplarla, genel anlamda, yabancı romanların Türkçeye çevrilmiş hali ile tanıştılar. Siz kitabı yazarken okuyucunun, Türk-Fantastik ilişkisine nasıl bakacağı konusunda endişelendiniz mi?

A.Ş.: "Türkler yapamaz" durumu değil mi? Belki de bu önyargılar yüzünden yapamıyoruzdur yapamadığımız çok şeyi. Ben yaptım, oldu. Hatırlayın… Ali Ağaoğlu da yapmıştı ve olmuştu :)

İ.K.: Siz Aynadakiler'i, okura vadettiğiniz şeyi, nasıl tarif edersiniz? Bir okur romanınızdan ne beklemeli ya da ne beklememeli?

A.Ş.: Ben okuruma hiçbir şey vadetmem. "Kitabımı okuyun şu olacak, buna ereceksiniz, hayata bakışınız değişecek…" falan demem. Allah aşkına! Altı üstü bir hikâye anlatıyorum. Uydurduğum, belki de hastalıklı şeyler bunlar. Sonuçta kutsal bir kitap yazmadım ben. Okursunuz ve biter. "Herkes kendinden bir şeyler bulacak, herkes için bir kitap yazdım" safsatasına hiç inanmam. Yazar kişi, içinde birikeni çıkarır, rahatlamak için. Bu birikintiler kimine güzel gelir, kimine gelmez. Bu kadar.

İ.K.: Şair yönünüzün de olduğunu biliyoruz. Öyleyse bu soru kaçınılmaz: Sizi en çok tatmin eden hangisiydi? Kendi kurgunuzu uzun uzadıya yazıya döküp okurla buluşturmak mı yoksa şiirleriniz mi?

A.Ş.: Şiir ve roman elbette başka şeyler. Birinde aşkı meşki, diğerinde tam tersi şeyleri anlatıyorum. Belki de ruhumdaki bölünmüşlüğün her iki tarafını da bu sayede dengeliyorum. İkisi de ben istemesem de olan şeyler. Fakat tabii ki roman, bambaşka bir olgu. Şiir gibi anlık duygularla yapılan bir iş değil, başlı başına bir proje ve mesai işi. Şiir benim için tik gibi, refleks gibidir, kendiliğimden yazıveriyorum. Ama roman başka bir aşk ve tutku. Onun için haddinden fazla çalışıyorum.

İ.K.: Ve son olarak gelecek projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

A.Ş.: Şu sıralar yeni romanımı kaleme alıyorum, birkaç ay sonra okurlarımla buluşacağını tahmin ediyorum. Aynı zamanda, gelen talepler doğrultusunda şarkı sözleri, şiirler, reklam metinleri, belgesel metinleri ve hayalet yazarlık projelerine de göz atıyorum. Vaktimin olduğu ve içime sinen bir iş olursa kabul ederim. Önümüzdeki günlerde tiyatro oyunu ve hatta (görüşmesi yapılmış) bir operet yazma projem var. Tabii ki her zaman aslolan, romanlarım olacaktır.

5 yorum :

  1. Okurken çok eğlendim :) Özellikle Ağaoğlu benzetmesi çok hoşuma gitti.
    "Herkes kendinden bir şeyler bulacak, herkes için bir kitap yazdım" kısmında da kesinlikle haklısınız, buna yazarlardan çok okuyucu karar verebilir içinde kendinden bir şeyler bulacabilecek mi?
    İlginizde dolayı bir kez daha çok teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  2. Kapak tasarımını özellikle beğendiğimi belirtmeliyim. İnci Abla'nın elinde gördüm bu kitabı bana biraz anlattı ama etkileneceğimi bilerek okumayı biraz ertelemiş bulunuyorum.

    Yazarımız çok samimi cevaplar vermiş, keyifliydi okumak. Size ve yazarımıza teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  3. Ben de sizlere çok teşekkür ederim. Benim için de çok güzeldi :) Edebiyata karşı olan idealist yaklaşımınız ve bu titiz çalışmalarınız için de haddim olmayarak tebrik ederim.

    Sevgilerimle,
    Attila Şanbay

    YanıtlaSil
  4. İlgimi çeken romanlardan birisiydi Aynadakiler. Daha iyi bir fikrim olmasını sağladı bu konu.. Özellikle yazarın esprili yanıtlarını sevdim :) Paylaştığınız için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  5. @AttilaŞanbay... Estağfirullah. Karşılıklı, güzel bir paylaşım oldu :)

    YanıtlaSil

Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın