31 Ağustos 2013 Cumartesi

8 Jamie McGuire - Ayaklı Bela [ Beautiful #2 ]


Tatlı Bela romanının ikincisi olan Ayaklı Bela bir gün içinde okundu bitti. Kitap Tatlı Beladaki aşkı bir de erkek karakterin gözünden anlatıyor.

Kitabı okurken garip garip hissiyatlara girdim. Başlarda kitap çok hızlı akıyor gibi geldi bana. Hani, ne ara tanıştılar da Travis ne ara Abby'e aşık oldu, vallahi anlamadım :D Galiba yazar aynı kitabı farklı bakış açısı ile yazdığı için bazı detaylara yeniden girmedi... İlk kitabı okumadığım için emin olamıyorum. Her neyse. Bir noktadan sonra bu hızlı akma hissiyatından kurtuldum ve hikayenin içine rahatlıkla giriverdim.

Hem olumlu hem olumsuz eleştirilerim var. Ama bunlara başlamadan önce içeriğe gireceğim diyerek sizleri uyarayım. Hoş, ilk kitabı okuduysanız bu uyarının pek bir anlamı da olmaz sanırım :D

Önce ufacık olumsuz eleştirimi yapayım. Girişte de bahsettiğim gibi, sanırım yazar bazı detayları bu kitapta atlamış ya da kısaca özetlemek istemiş. Ve ben de ilk kitabı okumamış olan bir okur olarak bazı noktalarda ciddi kafa karışıklığı yaşadım. Mesela, Abby'nin dövüş sırasında bir saldırıya uğrağı üzerine bir konuşma geçiyor kitapta, ama öyle bir olay anlatılmıyor... Acaba ben mi atladım diyerek, bir iki kez döndüm geriye ama göremedim öyle bir yer. :)

Bu ve bu gibi bir iki yer kafa karıştırıcıydı, benim açımdan.

Bir de yine direk Travis'in anlatım açısından bakarsak Abby'e gerçekten gıcık oldum :D Yazarda ciddi bir Türk senarist potansiyeli var bence. Bir kız bu kadar trip atabilir mi ya hu? Adını Feriha Koydum da Feriha nasıl gıcıksa Abby de öyleydi hikaye boyunca. Kendisi yapsın yapsın, benim canım cicim Travis'im en ufak bir şey yapınca hemen, yok bitti desin, yok çekip gitsin falan... Gına getirdi bana. :D

Şaka maka kitabı okurken, sık sık aklıma Feriha - Emir ilişkisi geldi. Omuzuna atıp kaçırmalar falan... Travis'in bir tarafı da Kuzey Tekinoğlu zaten, malum... :P Hoş iki diziyi de yarım yamalak biliyorum. Hatalı benzetme yapıyorsam kusura bakmayın ama bana çağrıştırdığı buydu yani... :D

Travis'e de "ah canım, ah cicim," diyorum da ona da sık sık gıcık oldum. Abicim bu nedir, kız bir şey diyecek diye aklı çıkıyor. Yer gelecek vuracaksın yumruğu masaya. Aaaa sinir ettiler beni iki aşık yav :D

Kitabı okurken, "Aa manyak bunlar," dediğim bir kısım vardı. Yorumda alıntılamayı düşünmüştüm ama şu an o kısmı unuttum :D Eğer sizin de böyle dediğiniz bir an var ise paylaşın. Belki tutturabiliriz hehe^^

O kitabın başlarındaki arkadaş olayına gelirsek... Onu zaten hiç anlamadım. Arkadaşlar ama birlikte uyuyorlar, kız başkasıyla çıkıyor Travisle yaşıyor. Travis'in Abby'le gurur duyma sebeplerinin başında kızın çok iyi içmesi ve harika kumar oynaması geliyor. Abby, sevgilisi dövüşmeye gidecek diye neredeyse göbek atacak kıvama geliyor falan... :D Şu ana kadar en çok sırıtan surat ifadesini kullandığım yazım bu oldu ama kitabı okurken de sık sık, anlamakla anlamamak arasındaki o şapşallıkta kalarak sırıttım, gerçekten :D

Yazarın ayrılık olayında biraz kastığını düşünsem de ilk kitabı okumamaktan kaynaklanan bocalarmalar yaşasam da kitap bir günde hem de hiç sıkmadan bitiverdi. Zaten bu denli benzetmeler yapmam dahi kitabın aslında gerçekten insanı içine çekebildiğinin bir kanıtı. Zaman zaman sinir olabilirsiniz ama yine de bu kitabı okuyun derim. Aşk romanı sever iseniz, kesinlikle keyif alacağınızı düşünüyorum.

Yazarın kaleminden, ilk romanın yorumunda İnci de bahsetmişti zaten ama ben de değinip işinin hakkını verdiğini söylemek istiyorum. Gerçekten sayfaları farkında olmadan çeviriyorsunuz. Ne çok detaya boğuyor ne de fazla basit kalıyor anlatımı, tam kıvamında... O, hızlı geçtiğini hissettiğim anların sebebinin de aynı hikayeyi ikinci kez anlatışına bağlıyorum.

Yine de söylemeden geçemeyeceğim, o sondaki FBI detayı biraz... gereksiz olamamış mı? Tam olarak gereksiz de demek istemiyorum aslında ama uygun kelimeyi bulamadım sanırım. Onun gibi bir şey işte. :) Neyse ben burada susuyorum ve kitabın tanıtım yazısını sizlerle paylaşıyorum.
Aşıksan başın belada! 
Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı... 
Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et.

Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı
Bela'da esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan?

Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...

Kitap kapağının da çok iyi olduğunu söyledikten sonra 4 Eylül'de başlayacak olan çekilişimizle 2 okurumuza Ayaklı Bela romanını hediye edeceğimizi hatırlatmak istiyorum... Bu kitabı kaçırmayın ve şansınızı deneyim derim :)



Ben İnci :) Yukarıda Çiğdem'in yorumunu okudunuz :)) bende rahat duramadım dedim ki hatunumun yorumunun altında kendi yorumumu bir iki cümle ile sıkıştırayım :)

Çiğdem yukarıda Tatlı Bela kitabı için yaptığım yorumun linkini vermiş zaten bir daha ben vermiyorum ve direk yorumuma geçiyorum :)

Bu kitabı her ne kadar deli gibi istesem de bir yandan da acaba aynı olayları tekrar mı okuyacağız tereddütü vardı. Bir yandan evet kısmen de olsa okuduk ama Travis'in bakışından ve biraz da farklı bir şekilde okuduk. Araya birkaç değişiklik katılmıştı ve mükemmeldi. 

Şahsen ben ne bu kitapta Abby'e ne de Tatlı Bela'da Travis'e gıcık oldum. Bunu özellikle söyledim çünkü yorumlarda bir gıcıklık hissetme mevzusu olmuş ama ben olmadım ikisi de kendi açısından haklı kendi açısında mantıklı davranıyorlardı. 

Travis ilk kitapta bana fazla güvensiz ve yumuşak gelmişti.Yumuşak derken Abby'e duyguları ve onunla beraber olma çabası içerisindeki davranışlarını kastediyorum ama bu kitabı okurken onun içindekileri öğrenmek bakışımı değiştirdi. 

Ama ne olursa olsun favori sahnem son bölümde yazanlardı. Tamam kitap içeriğine giriyor ve üç kelime söylüyorum. Evli+Mutlu+Çocuklu :) hemi de 3. yolda :D

Çok fazla yorum yapmayacağım çünkü bu yorum Çiğdem'in yorumu :) Hadiyin kaçtım ben diyerek gidiyorum :) Ah bu arada beğendiğim alıntıları sizler için yazdım köşeye paylaşacağım kısa zamanda :)

Ve bir kez de ben söylüyorum 4 Eylül'de başlayacak olan yarışmamızı unutmayın :)) 

Beautiful Serisinin Kitapları:

30 Ağustos 2013 Cuma

7 Osman Aysu - Kayıp

Osman Aysu kaleminden bitirdiğim ve bayıldığım 2. kitaptı Kayıp. Yazarın ilk okuduğum kitabı yine Ephesus logosuyla çıkan Kutsal Resim adlı kitaptı.Yazarın kalemini öğrenip beğendikten sonra dedim ki İnci sen Kayıp'ı da okursan beğenirsin ve yanılmadım cidden beğendim :)

Osman Aysu, polisiye, cinayet türünde yazan bir Türk yazarımız. Oldukça kitabı olup da ismini belki yeni yeni duyduğumuz yazarlardan. Akıcı, sürükleyici kalemi olan ve müthiş bir bütünlükte kurgu yaratma yeteneği olan bir yazar. Yazarımızın sanırım hukuk okumuş olmasından dolayı olsa gerek bazı günlük hatta pek kullanmadığımız kelimeleri kullanmasını da açıkçası çok beğeniyorum. Hani bir yerde yazarlığını ayrıcalıklı gösteriyor gibi...
Bu kitapta da yine anlamını bilmediğim hatta ilk defa duyduğum bazı kelimeler vardı ve her ne kadar Kutsal Resim'de bunlar gözüme batmış olsa da bunda pek batmadı sanırım yazarla bu tür kelimeler benim için bütünleşmişti ki pek garipsemedim.

Neyse... Kayıp kitabının konusunu kısaca anlatmak istiyorum diyeceğim ama nasıl anlatsam bilemediğimden bu kısmı es geçiyorum :)

Kitabı okurken kendimi bu kadar bir olay döngüsünün içerisinde bulacağımı düşünmemiştim. Tamam itiraf ediyorum gözümde herkes suçlu iken asla Sibel olmadı ama şıllık neler yaptı. Affınıza sığınarak öyle bir kelime söyledim ama inanın Sibel bu kelimeyi hakketti. Okuyan bilir :) Gerçi şöyle bir düşündüğümde evet şüpheli davranışları vardı ama ne bileyim bana hep masum göründü.

Kitap okurken sanki polisiye bir film izliyormuşum gibi hissettim. Cidden! Hani şu Denzel Washington'ın polis olduğu yeni yetme bir avukatın baktığı bir dava olan filmler vardır ya onlar gibi... Gerçi burada D. Washington'ın polis rolüne bürüneceği polis pek görünmüyor ama olsun :)

Film gibiydi ve keyifle okudum ki ben bu sıralar aşk romanlarına takılıp kalmış bir okurken araya değişik bir tür çok iyi geldi :) ama tüm samimiyetime dayanarak bir şey itiraf etmek istiyorum ben yazarın Kutsal Resim adlı kitabını bundan daha çok beğenmiştim. Bunda biraz da çok tanıdık gelen bir konu var gibiydi. Hani Sibel'in bulduğu defter doğru olaydı ve Kaan onu araştırmasına girmiş olsaydı evet o zaman konu farklı olurdu benim için :))

Kısacası kitabı polisiye/cinayet kitaplarını severlere tavsiye ederim ama Türk yazar arkadaş okuyun bir bakın Türklerde ne cevherler varmış diyerek de herkese tavsiye ediyorum :)

Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Zengin iş adamı bir kaza sonucu öldüğünde ailesine yalnızca büyük bir miras bırakmaz, içinde korkunç olayların yazılı olduğu bir de defter bırakır. Defterde yazılanlar ailenin üzerine kabus gibi çökecektir. Yazılanların gerçek olma ihtimali ürkütücüdür.  
Bu saygın iş adamının kapkara bir geçmişi mi vardır?  
Her daim sevilmiş bu aile babası cani ruhlu bir katil midir? İçine düştükleri kördüğümden aileyi çekip çıkaracak olan kişi, dehşetengiz bir fırtınanın içine sürüklendiğinin farkına varmadan düğümleri bir bir çözer. Ama onun da bir zayıflığı vardır, aşıktır.  
Her aşık gibi onun da gözleri kördür.  
Kahramanın karşılaştığı gerçeklerle siz de karşılaşacaksınız... 
Hazır mısınız?

29 Ağustos 2013 Perşembe

0 Ayaklı Bela Kitabını Kazanmak İster misiniz?


Merhaba arkadaşlar...

Başlıktan anladığınız üzere yeni bir çekilişimiz daha var. :) Çekilişlere hızlı girdik ve hızlı devam ediyoruz. :) Sanırım bu çekilişimizin ardından bir süre çekilişlere ara vereceğiz... Belki de vermeden devam ederiz, kim bilir :)

Sözü uzatmadan sadede geleyim: Yine iki kişiye, Tatlı Bela kitabının ikincisi olan Ayaklı Bela kitabını Yabancı Yayınları'nın katkısı ile hediye ediyoruz. :) İlk kitabın sevilme düzeyini ve ikinci kitabı okumak için heyecanlı olan kitleyi görebildiğimiz için, bunun sizleri mutlu edeceğini düşündük.

Çekilişimiz 4 Eylül sabahında başlayacak ve 10 Eylül akşamında sona erecektir.

Kitaplarla sizin aranızda köprü görevi görebilmek, 1-2 kişiye dahi olsa istediği kitapları hediye edebilmek bizi çok mutlu ediyor... Bizleri yalnız bırakmadığınız için teşekkür ederiz :)

Sevgiler.
Abby Abernathy; geçmişini unutmak için kalkıp uzak bir şehre okumaya gelen, temkinli, kendi hâlinde bir kız. Travis Maddox; hayatını dövüşerek kazanan ve aşka inanmadığı için tek gecelik ilişkilerle avunan bir erkek. Aşk ve bela birbirine hiç bu kadar yakışmadı... 
Travis annesinden hayatla ilgili iki şey öğrendi: Aşkı bul. Ve onun için ölümüne mücadele et.
Bu hikâyeyi biliyorum demeden önce bir kez daha düşünün. Her aşk hikâyesinde iki taraf vardır: Esas oğlan ve esas kız. Tatlı Bela'da esas kızı dinledik; peki ya, esas oğlan? 
Bir erkeğin aşkı için verdiği mücadeleyi kendi ağzından tüm içtenliğiyle dinlemeye hazır olun...

27 Ağustos 2013 Salı

6 Gena Showalter - Kara Gönülçelen (Royal House of Shadows #1)


Harlequin, 4 ay önce Mystery özel sayılarını çıkarmaya başladığında oldukça dikkatimi çekmişti. Hem fantastik, hem biraz gizem, hem heyecan/adrenalin hem aşk harmanlanarak yazılmış olan Mystery serileri şahsen Harlequin'den çıkan favori kitaplarım oldu. 

Harlequin, Mystery Özel Sayılarında Raintree Serisini bitirdikten sonra Royal House of Shadows serisine başladı ve bu seri de tıpkı Raintree Serisi gibi her kitabı farklı yazarlar tarafından yazılıyor. Harlequin, bu seriyi de her ay yeni kitabı yayınlayarak dört ayda tamamlayacak. 

Seri hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse, Royal House of Shadows serisi dört kitaptan oluşuyor ve her kitap bir kardeşi anlatıyor. Paranormal, büyücülerin cadıların vampirlerin ve devlerin bulunduğu yani kısacası aklınıza gelebilecek hemen hemen her tür fantastik yaratığın içinde bulunduğu bir fantastik kitap serisi... 

İlk kitabın yazarı daha önce kalemini çoğu okuyucunun bildiği ve oldukça beğendiği Karanlığın Efendileri serisinin yazarı Gena Showalter! Ben yazarı daha önce hiç okumadığımdan bu kitapla yazarın kalemini tanıdım ve itiraf ediyorum ba-yıl-dım! Cidden çok güçlü bir kalemi var. Kurguya olan hakimiyeti, kelimeleri kusursuzca birleştirmesi ve okuru kitaba bağımlı hale getirmesi muhteşem! Ki kitabı bir günde bitirdim... yani elinizden bırakamayacağınız bir kurgu yaratmış kadın. 

Serinin ilk kitabı olan Kara Gönülçelen, Elden Tahtının varisi saf kan vampir Nicolai ile dünyalı bir bilim kadını olan Jane'in arasındaki aşkı, bağılılığı, bu sırada gerçekleşen olayları konu alıyor. Bu kitabın kabaca bir özeti diyebilirim gerçi kitabın konusunu sizinle paylaştığımda daha aydınlatıcı olacaktır :)

Kitapta her daim bir atraksiyon olması benim aşırı hoşuma gitti. Fazla durgun giden kitapları özellikle bu türdeyse pek sevmiyorum dolayısıyla bayıldım. Jane'in de pısırık, korkak bir kadın olmak yerine güçlü, savaşçı, pes etmeyen ve vazgeçmeyen güçlü bir karakter olmasını ise çok sevdim.

Arada Nicolai'nin geçmişe dönmesi ve o anları bizimde okuyabilmemiz oldukça tatmin ediciydi.

Kitapta özellikle çok eğlendiğim bir yer vardı. Nicolai'nin kıskançlık krizine girdiği bir yer ve çok güldüm o satırlarda.

Jane içini çekti. 
"Vicodin'den çok daha iyiydi," dedi gülümseyerek. 
"Vicodin de kim?" 
"Ağrı kesici. Benim dünyamdan." 
"Onu sever miydin?" dedi Nicolai. Jane onun sesinden kıskançlık duyduğunu anlayabiliyordu ve bu onu çok eğlendirmişti. Kahkahalarla gülmeye başladı. 
"Boşver onu. Ondan kurtulmam epey zaman aldı zaten." 
"Sana yaptığı kötülükler için onu cezalandıracağım."

Nicolai... bir erkeğin her şeyi kıskandığını görmüştüm de bir ağrı kesici hapı kıskandığını ilk defa sende gördüm. Çok sevimlisin...çok sadıksın... çok inatçısın... çok yakışıklısın... çok seksisin... çok... çok... sen olabilecek her şeysin... :)

Kitabı çok beğendim ve şiddetle tavsiye ederim okuyun. Ben her satırından keyif aldım... Cidden severek takip edeceğim bir seri oldu ve yazarı da özellikle takip edeceğim :)
Ahh bir de... kitapların kapakları süper değil mi :) ben bayıldım kapaklara ve üstelik orijinal kapaklar :)

"The Royal House of Shadows" Serisinin kitapları:
Kitabın arka kapak yazısını aşağıda sizinle paylaşıyorum:
Bir zamanlar barış içindeki Elden Krallığı, Kan Büyücüsü tarafından saldırıya uğrar. Kral ve Kraliçe hunharca öldürülürler. Tahtın varisi olan vampir Nicolai, çocukların en büyüğüdür ve kaderin bir cilvesi olarak kendini köle pazarında bulur. Delfina'nın kötü kalpli prensesi, Kara Gönülçelen olarak anılan Nicolai'ı satın alır ve onun hafızasını siler. Ancak Nicolai'ın içindeki intikam ateşi bir türlü dinmek bilmez. Jane Parker, rüyalarında gördüğü şu vampirin etkisinden bir türlü kurtulmayı başaramaz. Vampir, onu kendi dünyasına davet edip duruyordur. 
Jane bir gün gözlerini hiç bilmediği bir gerçeklikte açar.



5 İlle Kitap Bir Yaşında


En kocamanından bir merhaba,

Şimdiye kadar yazdıklarımız arasında bizim için en kıymetlilerinden birisi bu yazımız. Çünkü an itibari ile yıllandık :) Nasıl geçtiğini anlamadan kocaman bir yıl geçirmişiz. Bizim için çok keyifliydi, umarım sizler için de öyledir.

Öyle uzun, süslü bir yazı olmayacak bu. Yalnızca bizi burada yalnız bırakmayan siz okurlarımıza teşekkür etmek istiyoruz. Bizimle olduğunuz için, yorumlarınızla bizi desteklediğiniz için, okurken ve yazarken aldığımız keyife keyif kattığınız için... Her şey için teşekkürler. Siz olmasanız, tüm bunlar suya yazı yazmak olurdu değil mi? :)

Bendeniz, blogun iki yazarından birisi, Çiğdem. :) Kişisel bir not eklemek istiyorum ki o da diğer yazar arkadaşım olan, birtanecik hatunum İnci'ye :D

Bugün birinci yılımızı doldururken bu kadar dolu dolu ise blogumuz, bu İnci'nin sayesindedir. Hiç bıkmadan usanmadan bu denli emek verdiği için teşekkürün en büyüğü ona. Açıktan ilan-ı aşk edeyim, kendisini çok seviyorum ve burada birlikte olduğumuz için de çok mutluyum. Umarım her zaman bir arada olur, yıllandıkça yıllanırız :)

Çiğdem bana laf atmışken ben rahat durur muyum :) Ben İnci, iyi günde kötü günde....sağlıkta hastalıkta... blog arkadaşım Çiğdem'i.... diye başlayan bir ilan-ı aşk etmeyeceğim :)

Birbirimize karşılıklı bir teşekkür yazısı olsun istemediğimden ona teşekkür etmeyeceğim :D Bu blogda ikimizinde eşit miktarda emeği olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar ben okuyup yorumluyorsam da Çiğdem'de tasarımıydı, bannerıydı, yazı sitiliydi, eklerdi, videolardı... falandı filandı derken buraya teknik anlamda çok emek verdi. Ben sadece yazarlık yaptım :) Ama şu da var, blog fikri ondan çıktı ve ben de elimden geldiğince destek oldum ve inanıyorum ki ne o bensiz ne ben onsuz bu işi yürütebilirdik. Birbirimizle o kadar bütünleştik ki bu işi bir yıl boyunca sorunsuz yürütebildik ve eminim ki daha da götüreceğiz.

Yine çok konuştum ben, susuyorum :) Çiğdem, hatun ben de seni seviyorum ve dilerim bu dostluğumuz hiç bitmez :) Dostluğumuzla beraber dilerim blogdaki serüvenlerimiz de bitmez :) ve sinir olduğunu bilerek sana göz kırpıp kaçıyorum ;)

İşte bu kadar...  Aynı yazıda karşılıklı sohbet ettik resmen, kusurumuza bakmayın artık. İlk yılımızın aşkına... :D

Eğer sizin de bizim için söylecekleriniz varsa, okumak bizi son derece mutlu eder. :) Umarım siz de bizlerle olmaya devam edersiniz.

Sevgiler... :)

26 Ağustos 2013 Pazartesi

5 İmzalı Tolga Karanlıkoğlu Kitapları Çekilişi Sonucu

Tekrardan merhabalar,

2. çekilişimizin de sonuna geldik. Öncelikle bu çekilişte bize destek olan yazarımız Tolga Karanlıkoğlu'na teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kendisi ile röportaj yapmamıza olanak tanıdığı için de teşekkürler. Oldukça keyifli zaman geçirdik.

İlk çekilişimizde olduğu gibi bu çekilişimizi de cekilisyap.com yardımı ile yaptık. Neden link vermediğimizi ilk çekilişimizde söylemiştik ama tekrar hatırlatmak için söylüyorum, çekilişte kişisel bilgiler içerdiği için link vermeden kazananların ekran görüntüsünü alıyoruz.

İşte kazananlarımız:


Kazanan arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz ve kendilerine illekitap@hotmail.com adresinden gönderdiğimiz maile 2 gün içerisinde yanıt vermelerini rica ediyoruz. Eğer asıl talihlilerimizden yanıt alamazsak yedek talihlilerimizle iletişime geçeceğiz.

Katılan herkese çok teşekkür ediyoruz. 

NOT: Katılan bütün kitapseverler kuralları yerine getirmişti ancak atladıkları bir nokta vardı, paylaşımları herkese açık değildi. Gerek facebook gerekse twitter paylaşımları herkese açık olmayan ve dolayısıyla bizim göremediğimiz arkadaşlar +1 çekiliş hakkı kazanamadılar. Ayrıca kampanya blogları olup da katılan arkadaşlarda blog paylaşımından +2 çekiliş hakkı kazanamadılar.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

0 Beverly Barton - Raintree: Sığınak


Sonunda "Raintree" serisinin son kitabını da bitirerek seriyi bitirmiş bulunuyorum. Kısa, tadı damağımızda kalan hevesle daha fazla okumak istediğimiz tatmin edici akıcı sürükleyici bir çırpıda biten bir seri olmuş... Üç farklı yazarın kalemleri birbiri ile karışarak okura müthiş bir ziyafet sunulmuş bir seri... daha ne olsun :)

Cehennem'de Dante Raintree'yi Adalet'te Gideon Raintree'yi ve son olarak Sığınak'ta da Mercy Raintree'yi okuduk. Üç kardeşin aşkını okuyacağız derken aslında onlara karşı düzenlenen suikast girişimleri, ardında bulunan ismi ve Ansara klanı ile Raintree'ler arasındaki savaş kıvılcımını ve küçük Rainsara Eve'yi okuduk. 

Aslında oldukça müthiş, profesyonel bir şekilde kurulmuş bir kurguydu. Gerçi profesyonel yazarlardan da başka bir şey çıkmazdı. Ama itiraf ediyorum seriye başlarken beni bu kadar tatmin eden fantastik bir seri olacağını düşünmemiştim. 

Seriye dair düşüncelerimden bahsetmeyi kısa kesip kitaba dair yorumuma giriyorum :)

Küçük Eve'nin aslında babasının kim olduğu konusu beni oldukça şaşırttı. İtiraf ediyorum bunun Sidonia ile Mercy arasında sır olması benim aklıma daha çok Mercy'nin hamileliğinin açıklanamayacak kadar gizem arar hale gelmiştim ama gel gör ki babası Judah çıktı. Bu beni şaşırttı nedense böyle bir şey beklemiyordum. 

Neyse... Mercy ve Judah arasındaki ilişkiyi okumak çok güzeldi. Sanki her anı son dakikalarıymış gibi geçirme çabaları var gibiydi... Birbirini seven ama aynı zamanda nefret ettiklerine ikna etmeye çalışan iki kişi gibiydiler. Belki gibisi fazla olabilir ;)

Savaş sayfaları müthişti ama biraz daha uzun olabilirdi bence, böyle kitaplarda savaş sahnelerini okumaya bayılıyorum dolayısıyla da uzun yazılmış olmalarını tercih ediyorum ama bunun tek taraflı bir savaş olduğu düşünülürse güzeldi :) 
Hele ki Cael'in Mercy'i yakaladığı ve Judah'ın yetişip kurtardığı zaman Mercy ile Judah'ın birbirine sarılmaları iç çektirtti bana ama asıl güzel olan sa Dante'nin tepkisiydi :))

Eve...günü kurtaran Eve oldu resmen... :)) müthiş bir çocuk! Gerçi türlerin karışımı tam bir melez :)

Neyse çok uzatmayayım... Judah'ın Mercy'nin söylediği daha doğrusu zihninden geçirdikleri ile yorumumu bitiriyorum:

"Düşüncelerimi okumana izin vermeyeceğim, ben de seninkileri okumak istemiyorum... Sen benimsin... Ben de seninim... Sonsuza kadar... Sana aldığım nefes gibi ihtiyacım var... Seni seviyorum benim tatlı Mercy'im..."

Ne diyeyim hepinize birer tane Judah, Dante ve Gideon gibisi nasip olsun =)

Raintree Serisi'nin kitaplarını sırası ile aşağıda paylaşıyorum. 
Kitabın konusunu aşağıda sizlerle paylaşıyorum:

Raintreeler’in kaderini belirleyecek savaş gelip çatmıştı… 
Ezeli düşmanları Ansara klanıyla savaşa girmeleri kaçınılmazdı. Mercy Raintree bu savaşta, Sığınak koruyucusu olarak üstlendiği görevi yerine getirecek, Raintreeler’in yurdunu koruyacaktı. Ancak savaşın ayak sesleri duyulurken Mercy’nin titizlikle sakladığı sırrı savaşın kaderiyle birlikte ortaya çıkabilirdi.