Ayaz’ın
arkadaşı olduğunu söylemesine şaşırmıştım. Yine de kabalık etmemek için elini
sıktım ve kısa bir süre içinde elimi geri çektim.
“Memnun
oldum. Ancak beni nereden tanıdığınızı anlamadım.”
Daha
önce Ayaz’ı ziyaret eden kimseyi görmemiştim. Beni tanıması ise son derece garipti. Ne
yani, Ayaz arkadaşlarına beni mi anlatıyordu? Hiç zannetmiyordum.
“Dün
gece Ayaz’a uğradım. Küçük kavganıza denk geldim ne yazık ki,” dedi. Mahcup bir
şekilde gülümsemişti. Ve bu son derece, onun cüssesindeki bir adama böyle hitap
etmek biraz garip olsa da, sevimliydi. Ne diyeceğimi bilemeyerek orada durmaya
devam ettim. Adamın gitmeye niyeti olduğundan emin değildim.
“Seninle
tanışmayı çok istemiştim. Ayaz pek gönüllü değildi ama göründüğü gibi kaderin
önünde durulmuyor.”
Akın’a
belli belirsiz gülümsedim. Senli
hitabete de bu kadar hızlı girdiğine göre bu muhabbetten hoşlanmayacaktım. Ama
Ayaz’ın gönüllü olmaması kısmı ilgimi
çekmişti. Soru sormak istiyordum ama adamın yanlış anlamasından çekinerek
çenemi tuttum. Beni tanımak istemesi kısmı ise pek hoşuma gitmemişti. Çok da
kaba olmamak adına hafifçe gülümsedim ancak yanıt vermedim.
