Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2021 Çarşamba

0 Sylvia Day - Aşk / Esaret (Jax & Gia #1-2)



~~~*~~~
Gia, bebeğim, sen uzun, zor bir günün ardından kendime hediyemsin.
~~~*~~~ 

Bu kadının kitaplarına bayılıyorum. Historical Romans olan kitaplarını okuduktan sonra bu kitabı almıştım ve nedense hep erteledim okumayı şimdi de hazır ayın sonu da yaklaşırken okumaktan keyif alacağım bir kitap okuyayım dedim ve dün akşam başladım bugün bitti. 

Yazarın okuduğum tek serisi Crossfire Serisi, ona da kısa zamanda el atacağım kuşkusuz. 

Sylvia Day, erotik romans türünde yazıyor, aşkı, arkadaşlığı, aile ilişkilerine değinirken tutkuyu da işin içine katarak okura eşsiz bir okur zevki sunuyor. Su gibi akan kurgusu, duyguları kelimelere  aktarış şekli ve karakterlerin tavırları, duruşları, ne istediklerini bilir halleriyle de kitapları su gibi akıyor. 

Aşk ve Esaret kitabı, aslında yazarın Jax & Gia Serisi'nin kitapları, ancak kitaplar ince olduğundan yayın evi bu iki kitabı birleştirerek tek kitap haline getirmiş. Normalde ilk kitap Aşk, ikinci kitap Esaret... Ama biz her iki kitabı tek kitap olarak okuyoruz ve tek bir kitapla mutlu sonumuza ulaşıyoruz. 

22 Kasım 2014 Cumartesi

3 Sıradan Bir Hayat - 21. Bölüm



Gözüme güneş ışıklarının gelmesiyle gözlerimi araladım. Uyku sersemliği ile gerilmek istedim ancak Brandon’ın üzerimde olan kolu ve bacağı bunu engelledi. Başımı çevirip baktığımda belime dolanan kolunun yanında üzerime attığı ayağı da kımıldamamı engellemişti. Gözlerim yüzünde dolanırken, uyuyan yüzünde huzurun izlerini görebiliyordum. Sadece huzurunda da değil üstelik, mutluluğun da izleri vardı. Dudaklarında hafif kıvrım ile uyuyordu. Onun bu mutluluğu gülümsememe neden oldu ve elimi kaldırıp yanağında gezdirdim. Hafifçe kıpırdandı ve başını omzuma dayayıp belimdeki kolunu biraz daha sıkıp uyumasına devam etti. Bir ömür boyunca Brandon’la bu şekilde uyanacak olma fikri bile hoşuma gitmişti. Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm yüz onun olacaktı, tıpkı gözlerimi kapamadan önce göreceğim ilk yüzün onun ki olduğu gibi.

“Brandon?” diye fısıldadım elimi saçlarının arasına sokarken. Uyanma zamanıydı, kahvaltıyı kaçırmak istemiyordum, ayrıca acıkmıştım da yakında midemden sesler gelmeye başlardı.

“Efendim?” diye mırıldandı ama yerinden pek kımıldamadı. Derin bir iç çekti, bu iç çekişi daha çok derin bir nefes alma gibiydi.

“Kalksak diyorum?” diye söylenmemin üzerine başını kaldırıp bana baktı. Gözleri hafif kısık bakıyordu, kaşları da çatılmıştı.

19 Kasım 2014 Çarşamba

3 Sıradan Bir Hayat - 20.Bölüm


Söylenen sözlerin ardından telefon kapatıldı. Telefonu kulağımdan çektiğimde şaşkın bir şekilde telefona bakıyordum. Yine başlamıştı tehditler. Halbuki bittiğini sanmıştım, davanın benden çekildiğini… yanılmıştım! Rahat olduğum o sessiz geçen süre bitmişti!

Lisa’nın endişeli çıkan sesiyle kendime geldiğimde ne sorduğunu anlamaya çalışıyordum. “Ashley iyi misin? Kimdi arayan? Kötü haber mi?”

“Önemli bir şey değil! Ben Brandon’a baksam iyi olacak,” diye mırıldanarak geçiştirdim, ama Brandon’a söylemem gerekiyordu. Hem de bir an önce!

Onu bulmak için yanlarından ayrıldım ve içeriye girdim. Soyunma odalarını ararken koridorda yürüyordum. Koridorda spor ayakkabılarımın çıkardığı tiz ses yankılanıyordu. Arada ise hızlı nefes alışlarımı duyuyordum. İçimde garip bir korku belirmişti ve bu korku yüzünden adımlarımı hızlandırdım. Nereye gittiğimi bilmeden gidiyordum. Kaybolduğumu hissediyordum ama Brandon’a ulaşma çabam hislerimi bastırıyordu.

4 Kasım 2014 Salı

6 Sıradan Bir Hayat - 19.Bölüm


(ASHLEY)

Gözlerimi açtığımda her tarafımın uyuştuğunu hissediyordum. Başımı kaldırıp baktığımda Brandon’ın hala uyuduğunu gördüm. Gülümseyip elimi yanağında gezdirdim. Hafif çıkmaya başlayan sakalları avucumun içini gıdıklamıştı. Başımı tekrar yastığıma koydum, daha fazla kıpırdanıp Brandon’ı rahatsız ederek uyandırmak istememiştim.
Bir süre sessizce yerimde yattım. Güneşin ışıkları perdelerin kenarlarından sızarak içeriye girmeye başlamıştı. Sanırım dünden beri deliksiz uyumuştuk ikimizde. Merakla kolumdaki saate baktığımda altıya geliyordu. Başımı yana çevirip Brandon’a baktım. Huzurumun ve mutluluğumun tek sahibi olan adam... Saçları dağılmıştı ve dudaklarında bir gülümseme ile uyuyordu. Yan döndüm ve Brandon’ın kollarına sokuldum. Brandon yerinde kıpırdandı uyandı mı diye baktığımda gözleri kapalıydı; ama oda hafifçe yan döndü ve kollarını belime doladı.

Uyku mahmurluğuyla, “Ashley?” diye fısıldadı.

“Şşş! Uyu…”

Sözlerime karşılık derin bir iç çekti ve uykuya daldı yeniden. Ama ben dalamadım. Sanırım uykumu almıştım ki uyuyamazdım da zaten. Fakat yerimden kıpırdama gibi bir niyetimde yoktu. Rahattım, sevdiğim adamın kollarındaydım. Daha ne isteyebilirdim ki?

Ne kadar süre böyle kaldım bilmiyorum. Zamanı da merak etmedim zaten. Bu şekilde keyfim yerindeydi, sadece acıkmıştım ve açlığa da dayanabileceğimi düşünüyordum, ama her zaman keyfimi bozan bir şeyler çıkardı, yine çıkmıştı.

29 Ekim 2014 Çarşamba

6 Sıradan Bir Hayat - 18.Bölüm


(BRANDON)


Ashley telefonu kapattıktan sonra yaptığım şeyin farkına vardım. Gerçekten onu kırmıştım ve hala bana ‘seni seviyorum’ diyebiliyordu. Kendimi onun yerine koyduğumda sanırım ben affedemezdim, ama Ashley her defasında aşkını bana ispat edercesine yaptıklarımı affediyor ve bana dönüyordu. Her defasında yanımda olmayı başarıyordu. Onun sevgisinden kuşkulanmak yaptığım en büyük hataydı. Ashley’yi kaybedecek seviyeye gelmem de aldığım en büyük ceza…

Peki ya her şeyden öte, eğer Ashley’in babası gerçekten suçlu çıkarsa ben ne yapacaktım. Şu iki gündür aramızda yaşananlardan sonra Ashley’in aşkına olan güvenim sonsuz olmuştu, peki ya ben her şeyi sineye çekebilecek miydim? Ashley’ye her baktığımda ailemin katilinin kızı diye düşünmeden edebilecek miydim? Bu aramızda bir engel olarak her daim kalacaktı ve her seferinde ortaya atılmayı bekleyen bir konu olacaktı. Bunu biliyordum ve ben her küçük tartışmada bunu onun önüne sunardım, kendimi tanıyordum. Gerçekten onu hak etmeyecek bir adamdım ve o hala beni istiyordu.

22 Ekim 2014 Çarşamba

9 Sıradan Bir Hayat - 17. Bölüm



(ASHLEY)


Evden çıktıktan sonra sokak sonuna doğru yürüdüm, nereye gideceğimi bilemiyordum ki içimden bir ses uzaklaşmamamı söylüyordu. İnanılmaz bir huzursuzluk içerisindeydim. Kaldırımın kenarına oturdum daha da ileriye gidemeyince. Ayaklarım beni geri götürüyordu ve bütün aklım Brandon’daydı. Ne olduğunu merak ediyordum. Ama daha çok Brandon’ın söylediği sözler beynimde yankılanıyordu defalarca. 

“Seni ne hayatımda ne de çevremde görmek istemiyorum…” 

Bir an için sinirle söylenmiş şeyler olmalıydı. Brandon asla bana öyle cümleler kullanmazdı. Yani sanırım kullanmazdı. Tanrım! 

Gözümden akan yaşları sildim. Derin bir iç çektim. Hıçkırarak ağlamak istiyordum söylenenlerin karşısında. İçime sığmayan bir acı vardı ve ben bu acıyı içimde tutmak zorundaydım. En azından sebepleri öğreninceye kadar... Belki de hep tutmak zorundaydım. Gözlerimi kapattım ve yaşların sessizce yanaklarımdan akmasına izin verdim. Yaşların yanağımda bıraktığı iz sanki kezzap gibi yakıyor; işkence çekmeme sebep verircesine Brandon gözümün önüne geliyor ve “Seni ne hayatımda ne de çevremde görmek istemiyorum” sözlerini haykırıyordu. 

15 Ekim 2014 Çarşamba

6 Sıradan Bir Hayat - 16. Bölüm


(BRANDON)

Bütün gece uyumamış, kollarımda yatan kadının sıcaklığıyla sakinleşmeyi ve huzuru yakalamayı beklemiştim. Ashley’in sıcak bedeninden yayılan o ısı beni adeta sarhoş ediyordu, kollarımda kıpırdandığında çıplak teninin tenimde uyandırdığı garip duyguları ise şaşılacak derecede sanki ilk kez hissediyormuşum gibi geliyordu.

Başımı yana çevirip ona baktığımda saçlarından birkaç tutamı yüzünün kenarına gelmişti ve kalanı ise omzuma dağılmıştı. Hafifçe kıpırdanıp öptükten sonra yüzünün kenarındaki saçlarını çektim ve daha sıkı sarılarak iyice kendime çektim sanki her an kaybedebilecekmişim hissiyle. Ama o sadece kıpırdandı ve kolunu belime dolayıp bacağını bacaklarımın arasına koydu ve başını omzumla boynum arasına yerleştirdi. Sıcak nefesi boynuma değiyor ve tenimde karıncalanmaya neden oluyordu.

Gün doğumundan birkaç saat sonra derin bir nefes alarak iç çektim. Uykusuzluğumun yanında hiçbir yorgunluk hissetmezken zihnimin düşüncelerle savaşı yüzünden giderilemeyecek bir yorgunluk hissediyordum. Her şeyden önemlisi şimdi bu kadını kollarımdan ayırıp, yatakta çıplak bırakıp üzerimi giyinip işe gidecek olmak da tamamen acı vericiydi. Ama yoluna koymam gereken sorunların yanında halletmem gereken işlerde vardı. İç çektim yine. Ashley’i uyandırmamaya dikkat ederek yastıkların üzerine bıraktım ve kollarından sıyrıldım her ne kadar istemesem de. Saçları yastığın üzerine dağılmış, bir kolunu başını kenarına yastığın üzerine koymuş, yorgan beline kadar inmiş ve masumluğunun yanında baştan çıkarıcı çıplaklığıyla uyuyordu. Dayanamadım ve yorganı omuzlarına kadar çektikten sonra eğilip dudaklarına küçük bir dokunuş halinde öpücük bıraktım, ama kendimi geri çekemedim, aklım mantığım kalkmamı söylerken duygularım ve bedenim buna ihanet edercesine daha fazlasını istiyordu.

8 Ekim 2014 Çarşamba

8 Sıradan Bir Hayat - 15. Bölüm


Gözlerimi açtığımda yine yatakta yalnız olduğumu gördüm. Derin bir nefes aldım. Brandon cumartesi günü düğün muhabbetinin üzerinden bir daha o konuyu açtırmamış, kendi de açmamıştı. Zaten üç gündür erken saatlerde kalkıp işe gidiyordu. Beni uyandırmıyordu ki gittiğini de uyanıncaya kadar fark etmiyordum. Geceleri artık bana sırtını dönerek de uyumaya başlamıştı. Bunun o konuyla ilgisi var mıydı bilmiyorum ama problem neyse bana sırtını çevirmeye başlamıştı. Belki de ben kuruntu yapıyordum, belki sadece henüz iyileşmeyen yaralarıma dokunmamak için o şekilde yatıyordu… bilemiyorum.

İç çekerek yataktan doğruldum. Ayağımdaki şişliğin inmesinin yanında artık eskisi gibi üzerine bastığımda fazla bir ağrı yapmıyordu. Hafif ağrılar oluyordu, onlarda dayanılmayacak gibi değildi. Ayağımın üzerine fazla kuvvet uygulamamaya çalışarak ayağa kalktım ve üzerime sabahlığımı giyindim, ardından odadan çıkıp mutfağa doğru ilerledim. Mutfağa girdiğimde masanın üzerinde vazoya yaslanmış bir kağıt gördüm ve merakla masaya yaklaştığımda kağıdın üzerinde adımı gördüm. Bu bana aldığım tehditleri hatırlattı ve nedense elim gitmedi kağıda. İçimde birden bire garip bir korku belirmeye başlamıştı. Eski cesaretimden eser kalmamıştı sanki bende.

1 Ekim 2014 Çarşamba

9 Sıradan Bir Hayat - 14. Bölüm



Güneş ışıklarının yüzüme vurmasıyla uyandım. Gözlerimi açtığımda karşıma pencerenin canımdan yansıyan güneş göründü. Gözlerimi kısıp başımı çevirdiğimde Brandon koltukta uyuya kalmıştı. Başını arkaya doğru atmış ve kollarını da göğsünde birleşmişti. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı ve derin nefes alışlarıyla göğsü kalkıp iniyordu. Muhtemelen çok yorulmuştu. Bütün bu süre boyunca yanımdan ayrılmamıştı, bir süre gidip dinlense fena olmayacaktı.

Ben Brandon’ı incelerken içeriye hemşire girdi. Gülümseyerek elindeki tepsiyi masaya bıraktı ve masayı benim önüme doğru itekledi.

“Beyefendinin kalmasını gerektirecek bir durum olmadığını söyledik ama kendisi buradan ayrılmak istemedi,” diyerek ilgilenircesine konuştu benimle.

“İlginiz için teşekkür ederim. Bir bey daha vardı burada onun nerede olduğunu biliyor musunuz?” Dean’in nerelere kaybolduğunu merak ediyorum. Gitmediğinden emindim, en azından bir hoşça kal derdi giderken ama neredeydi?

“Ne yazık ki, bilmiyorum.”

29 Eylül 2014 Pazartesi

7 Sıradan Bir Hayat - 13. Bölüm


ASHLEY'DEN DEVAM


Çevremde duyduğum fısıltılı seslere uyandım. Belli ki birileri beni uyandırmamak için fısıldarcasına konuşuyordu. Birileri… Tek bir ses duyuyordum arada ise bir gülüş… Ses Dean’ın sesi olmalıydı ama gülüş Dean’ın değildi bundan emindim. Sanki Brandon’ın gülüşü gibi gelmişti. Brandon… Burada olabilir miydi? Bu imkânsızdı şuanda Jennifer ile olmalıydı. Ama hayır şuanda işte olmalıydı. En son hatırladığım evde olduğumdu. Pazar gecesiydi, Dean yanımdaydı gittikten sonra vurulmuştum. Bir kadının sesini hatırlıyordum. Ara ara Dean’ın güçsüz sesi giriyordu araya.

Ben kaç gündür bu haldeydim. Günlerden neydi, bilmiyordum. Ama Brandon’ın burada olması imkânsızdı. Haberi olsa bile kimseye bir açıklama yapamadan buraya gelemezdi. Burada olmasını istiyordum… yanımda olmasını… her şeyden çok istiyordum.

Yavaş yavaş gözlerimi araladım. Nefes alırken biraz canım acıyordu ve kolumda minik bir sızlama vardı. Başımı sağa çevirip baktığımda kolumda iğneyi gördüm. Kaşlarımı çattım ve sol elimi iğneye doğru götürdüm ama canımın acısıyla inleyerek hareketsiz kaldım. Sol omzuma inanılmaz bir acı saplanmıştı. Sanırım sol kolumu oynatmak pek akıllıca olmayacaktı.

17 Eylül 2014 Çarşamba

17 Sıradan Bir Hayat - 12. Bölüm



BRANDON


Nişandan sonrasında herkes daireme gelmişti ve henüz kimse gitmemişti. Lisa ve Lucy bir şeyler yemek için beni çağırmasalar yemek yemek aklıma bile gelmezdi. Aklımda o kadar çok şey vardı ki hepsi tek bir noktada birleşiyordu. Ashley…

Nasıl üzülmüştü, nasıl canı acıyordu, ne kadar belli oluyordu duyguları. Güçlü durmaya çabalıyor ama beceremiyordu. Belki de ben fark ediyordum onun bu halini bilmiyorum. Her şekilde bende güçlü durmaya çalışıyordum, ama Ashley’nın dün akşamki halini görünce her şey bitmişti benim için. Yıkılmış olması, gözlerindeki acı kalbimi parçalamıştı. Gözlerindeki morlukları kapatmaya çalışmıştı belli ki ama gözlerinin kızarıklığı ortadaydı. Kalbinin kırıklığı gözlerinden belli oluyordu. “Hoşça kal” diye fısıldamıştı kulağıma doğru. Kırgınlığı ve acısı sesine yansımış titrek çıkmıştı, ağladığı, her an ağlayabilecek durumda olduğu sesindeki çatallanmadan belliydi.

“Ashley… sevgilim…” diye fısıldadım karanlık odamın iç karartan duvarlarına doğru. Çaresizlik içinde, bir çıkar yol düşünme çabasında elim kolum bağlanmış söylenen her şeyi yerine getiren itaatkar bir köle gibi hissediyordum kendimi. Elizaer ne derse yerine getiriyordum sorgusuz sualsiz…
Neden? Neden yapıyordum ki? O şirkette bende pay sahibiydim. Ortağı olarak bana bir şeyler yapmamı isteme hakkına sahip değildi. İstemiyorsam hiçbir şey yapamazdı. O şirket aynı zamanda benimdi de… Çözüm aramam yanlıştı. Çözüm zaten bendim. Neden bu acıyı yaşatıyordum ki sevdiğime…

10 Eylül 2014 Çarşamba

15 Sıradan Bir Hayat - 11. Bölüm


Bütün yol boyunca konuşmadım… Ne Justin ne de Dean konuşmak için konuyu açmadı da. Dudaklarımdan çıkan tek kelime evimin yolunu tarif etmeme yarayacak kelimelerdi. Daha fazlası istesem de çıkmazdı zaten ki ne diyebilirdim onu da bilmiyordum. Yol boyunca dışarıya baktım ve sessizlik içinde içimdeki fırtınaların yıkımlarını karşılamaya çalıştım. Ne kadar başarabilirsem artık…

“Şuradaki ev…” Dedim uzun bir sessizliğin ardından, Dean’de evin önüne park etti. Ben arabadan inerken Justin’de inip kapımı tuttu. Sadece zoraki oluşan bir gülümseme vardı dudaklarımda. Justin’de bunu fark etmişti ve gözlerini kapatıp başını salladı.

Beraber bahçeye girdik. İkisi de arkamdan geliyordu ve etrafı incelediklerine adım gibi emindim. Ki arada bahçe ve ev ile ilgili sözlerini yakalıyordum. Aslında yakalamaya çalışıyordum çünkü Brandon’ın o hali gözlerimin önünden gitmiyordu. Sanki canımın acısı yetmezmiş gibi beynim daha fazla acımı arttırmak için o görüntüyü tekrar tekrar hatırlatıyordu. Yapabileceğim bir şey varmış gibi…

“Ashley?” Diye bir fısıltıyla arkamı döndüğümde Dean yanıma yaklaştı ve fısıldayarak konuşmasına devam etti. “Sokağın başında araba içinde bir adam gördüm burayı izliyordu tıpkı çapraz evinin bahçesinde kitap okuyor ayağına yatan adam gibi…”

3 Eylül 2014 Çarşamba

9 Sıradan Bir Hayat - 10. Bölüm



Bütün gece Brandon’dan haber alabilme olasılığıyla beklemiştim ve neredeyse beş dakika da bir aramıştım ama hiçbir şekilde ulaşamamıştım. Güneş doğalı çok olmuştu, ben hala camın önünde onu bekliyordum. Telefonun elidme birden titremesi ile camdan başımı çevirip telefona baktım. Mesaj gelmişti Justin’den. İçimdeki hayal kırıklığı ile iç çekerek okudum mesajı; “Müsaitsen konuşalım!” yazmıştı rahatsız etmek istemediği belliydi. Şuanda kimseyle konuşmak istemiyordum ama önemli bir şey olabilirdi… Bu düşünceyle Justin’i aradım.

“Ne oldu Justin?”

Birden konuya girmiş olmam Justin’i şaşırtmıştı. “Hey iyi misin? Bu ne stres... Anlaşılan Bay Carry sana mezarın açıldığını ve otopsiye başlandığını söylemiş. Neyse ben sadece nasılsın diye sormak için aramıştım.”

“Evet, Dean söyledi dün… Ben iyim sadece kötü bir gün geçiriyorum o kadar. Sen nasılsın Bay Black’tan haberin var mı?”

“Bu sabah Bay Carry konuşmuş kendisi ile dün başlamışlar çalışmaya birkaç bir şey bulmuşlar ama hemen söylemek doğru olmayabilirmiş o yüzden bir şey söylemiyorlar şimdilik!”

“Anladım, bir şey öğrenirseniz bana da haber verin ve Justin bundan sonra Dean’ın sözünden çıkmak, başına buyruk hareket etmek yok! Anlaşıldı mı?”

“Ahh hadi ama Ashley sanki öyle bir yapıya sahipmişim gibi konuşuyorsun!” Diyerek beni güldürmüştü çünkü gerçekten öyle bir yapıya sahipti. İçindeki asi ruhu dizginleyemediği bir gerçekti.

“Eminim öyle değilsindir!” Derken başımı sallıyor ve gülüyordum.

“Tamam, tamam… Söz veriyorum bundan sonra çok daha dikkatli olacağım…”

Telefonu kapattığımda camdan tekrar baktım ve gelen gidenin olmadığını bir kez daha gördüm… Kolumdaki saate baktığımda zamanın nasıl akıp gittiğini anlamadığımın farkındalığıyla iç çektim. Artık gelmeyeceğinin kabul ettiğimde masayı toplamaya başladım. Elimdekileri mutfağa bırakırken içindeki huzursuzluk o kadar yoğundu ki bir kez daha Brandon’ı arama isteğine karşı koyamadım. Sonuç ise… aynıydı! Kapalıydı telefonu.

13 Ağustos 2014 Çarşamba

9 Sıradan Bir Hayat - 9. Bölüm


Birbirimize sarılmış bir halde kapıyı açan kişiye şaşkın bir şekilde bakıyorduk. En çok yakalanmamız mı şaşırtmıştı bizi yoksa yakalayan kişi mi bilmiyorum ama içeriye girmesi en muhtemel kişiye yakalanmıştık.

Brandon kollarını çözerek benden uzaklaştı ve derin bir nefes alarak yapacağı konuşmaya hazırlanıyor gibi görünüyordu. Onun benden iyice uzaklaşıp koltuğa oturmasını izlerken, “İçeri gel Kate, sanırım konuşmamız gerek,” diye mırıldandı. Kate içeriye girerek kapıyı arkasından kapattı. Brandon el hareketiyle Kate’in oturmasını işaret ettiğinde Kate’in bakışları beni buldu. Bende onaylarcasına başımı salladığımda Brandon’ın karşısındaki koltuğa oturdu. İç çekerek onların arasına karıştım ve Brandon’ın yanındaki koltuğa tam Kate’in karşısına da ben oturdum.

Sessizliği nasıl yorumlayacağını bilemediğini belli ederek ilk konuşan Kate oldu. “Sözleşmelerde geçen kuralı biliyorsun değil mi Ashley?” Benim bildiğimi gösterircesine başımı sallamamın artından kaşlarını çatarak anlamamış gözlerle bana baktı. “O zaman niye…”

Kate’in tamamlanmayan cümlesinin cevabını Brandon verdi. “Bizim tanışmamız Ashley’in burada çalışmaya başlamasından öncesine dayanıyor Kate.”

“Ama yine de… ya benim yerime bir başkası gelseydi?”

7 Ağustos 2014 Perşembe

5 Sıradan Bir Hayat - 8. Bölüm


Bütün günü toplantıda geçirdik. Ne öğle yemeğine çıkabildik ne de birkaç dakikalığına ara verebildik. Herkes randevularını, görüşmelerini iptal etmek zorunda kaldı ki arayanlara bile cevap vermedik. Sabah dokuzda başlayan toplantı, akşamüzeri beş olmasına rağmen henüz bitmemişti ve bir sonuca ulaşana kadar da ne Bay Borghansee ne de Bay Rosewood bitirmeye ılımlı bakıyordu. Bu aynı zamanda burada sabahlamak anlamına da geldiğini gösteriyordu.

Herkes bir şekilde fikirler üretmeye çalışıyor, zararın çalışanların çalışma saatlerini arttırarak karşılanmasını söylüyor ama hiçbir fikir zarar karşılayabilecek mevlaya denk gelmiyordu. Aslında çok büyük bir vurgun değildi bunu Alex söylemişti muhasebeci olarak ancak elbette ki yeni bir işe atılmak için holdingde nakit bulunması gerekliydi ve yeterli nakit yoktu bu da bir çıkmaza sürüklüyordu.

Geçen saatlerin ardından artık herkes yorulmuş, fikir üretmez hale gelmişti. Hiçbir şekilde bir şey düşünemiyordum, aslında sadece ben değil hepimiz aynı durumdaydık. Üstelik bu kadar saat burada oturmaktan da ayaklarımın uyuştuğunu hissediyordum. Hafiften karıncalanmalar oluşmuştu ayak tabanlarımda ve sanki dizlerime doğru da çıkıyordu. Devamlı aynı pozisyonda oturmaktan sadece ayaklarım değil popom da uyuşmuş, sırtıma ağrılar girmeye başlamıştı. Artık dayanamadığım noktada arada sırtını dikleştirerek derin nefes alıp sırtımı esnetmeye çalışıyordum. Ayaklarıma da en güzel çözüm ayakkabılarımı çıkarmaktı. Nasılsa masanın altında kimse görmezdi.

24 Temmuz 2014 Perşembe

1 Sıradan Bir Hayat - 7. Bölüm


Brandon hızla Singh Holdingi’nin arka tarafındaki otoparka girdi. Arabayı nasıl park etti, hangi ara indim ve çantalarımı alıp binaya doğru yürümeye başladık bilmiyorum. Her şey o kadar hızlı oluyordu ki ben sadece bu hıza yetişmeye çalışıyordum.

Brandon’ın hızlı adımlarına ben ayağımdaki topuklularla koşarak yetişmeye çalışıyordum. Tabi ne kadar yetişebilirsem... Onun asansöre binip beni beklediğini gördüğümde adımlarımı daha da hızlandırmaya çalıştım.

Sanki ben karınca adımlarıyla yürüyormuşum gibi bana bakarak, “Biraz hızlı olur musun?” diye sorması beni çileden çıkarmıştı ama kendimi tutup sadece “Üzgünüm, topuklularla anca bu kadar hızlı yürüyebiliyorum,” diye mırıldandım.

Sözlerimi duydu mu duymadı mı emin değildim ama asansöre binice hemen düğmeye bastı ve kapılar kapandı. Yukarıya doğru çıkarken ikimizde sessizdik ama bana böyle sert davranması ve benimle ses tonunu yükselterek konuşması beni incitmişti. Sonucunda sebebini bile bilmediğim bir nedenden dolayı sinirliydi ve bana patlıyordu. Normal ben asla böyle şeylere takılmaz, önemsemezdi, önemsediğinde de mutlaka karşısındakinden özür dilemesini sağlayacak şekilde davranırdı! Tabi bunlar Brandon ile tanışmadan önceydi. Nedense alttan alma isteği duymuş, bastırılmış duygularımı kıpırdatmaya başlamıştı Brandon bu yüzden de davranışlarım norma Ashley davranışları değildi bunu kabul ediyordum.

Asansör birden durunca daldığım düşüncelerimden sıyrılarak bakışlarımı Brandon’a çevirdiğimde parmağının durdur düğmesinden çekerken gördüm. Kaşlarımı kaldırmış sorarcasına baktığımda bakışlarını bakışlarıma dikti.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

3 Sıradan Bir Hayat - 6. Bölüm



“Son Dakika Haberi!
Kid Care davası yeniden gündemde…
Alınan son haberlere göre Kid Care davası yeniden açılacakmış. Ancak bu sefer açılma nedeni Kid Care’in ölümünün cinayet olmasından şüphelenmesi. Gelen bilgilere göre davanın avukatı Ashley Grench olmayacak ancak kendisinin yakın arkadaşı olan Avukat Dean Carry davayı üstlenecek! Bu da ister istemez akıllarda soru işareti bıraktırıyor; acaba davanın açılmasında öncülüğü Ashley Grench mi yaptı? Bakalım bu durum hakkında Avukat Dean Carry neler söyleyecek? Asıl merak edilen ise Kid Care’in ailesinin vereceği tepki?”

Haber bu şekilde uzayıp giderken televizyonu kapattım. Bu kadar çabuk haberin yayılmasını beklemiyordum ki mezarın açılacağı da öğrenildiğinde ülkede daha büyük bir çalkantı olacaktı. Harika! Şimdi cidden başım beladaydı. Üstelik bu bela sadece benim başımdayken şimdi birde Dean’ı de bulaştırmıştım. Medyanın gözünden de bir şey kaçmıyordu. Benim öncülük etmiş olmam bu kadar mı kolay anlaşılmıştı. Gerçi ne bekliyordum ki? Böyle olacağı en başından beri belliydi.

Bu düşünceler beynimde dolanırken laptopun kapağını kapatıp sehpanın üzerine koydum ve telefonumu alıp Dean’ı aradım. Uzunca bir süre çaldırmama rağmen açan olmadı. Telefona cevap vermemesi beni endişelendirse de müsait olmadığını düşünerek onun hakkında haber olabileceğim biri olan Justin’i aradım. Ama o da açmadı. İyice endişelenirken salonda volta atmaya başlamış bir Dean’i bir Justin’i arıyordum. Care ailesinin yapabileceklerini biliyordum, yeterince tehdit ve haklarında olaylar okumuştum ve şimdi benim içime sinmeye şeyler için Dean’in ya da Justin’in başına bir şey gelmesini asla istemezdim.

“Lanet olsun Justin! Aç şu telefonu!” Sesim sert, yüksek ve endişe dolu çıkmıştı.

9 Temmuz 2014 Çarşamba

5 Sıradan Bir Hayat - 5. Bölüm


Kalacak yer sorununu halledip de otele döndüğümde New York’a dönüş biletimi ayırttım. Amacım dört saat sonrasına bilet aldığım uçuşa yetişebilmekti. Eşyalarımı yerleştirmiş Justin’in dava ile ilgili gönderdiği belgeleri düzenlerken Lorenzo Jones ile gitmeden görüşmenin iyi bir fikir olup olmadığı aklımda dönüp duruyordu. Bulaştığı şeyi biraz anlatmak istiyordum, aslında anlatmak istemiyordum etkilenip vazgeçmesinden korkuyordum bu yüzden ona şimdilik Kid Care’in sağlık raporlarını ona vermek daha mantıklı olacaktı. Derin bir nefes alıp Bay Jones’ın telefonunu aradım.

“Lorenzo Jones!” Sert ve otoriter bir ses duyduğumda samimi mi yoksa resmi mi davranmam gerektiğine karar vermedim.

“Merhaba Bay Jones, ben Ashley Grench.” Resmi bir şekilde cevap vermeye karar verdiğimde onunla aslında çoktan senli konuşmaya başladığımızı unutmuş görünmeyi tercih ettim.

“Ah, Evet Ashley! Merhaba, nasılsın? Bir sorun mu var?” Son görüşmemizde verdiğimiz karar ile samimi konuşmasına başlaması bende de aynı şekilde konuşma isteği uyandırdı.

“İyiyim sen nasılsın? Bir sorun yok sadece bugün New York’a geri dönüyorum ve gitmeden önce sana sağlık raporlarını vermek istedim. Belki incelemek istersin.”

“Tabi ki incelemek isterim, neyle karşı karşıya olduğumu bilmek isterim.”

“Çok iyi o zaman bugün sana raporları veririm. Bu arada ben bu davada çalışmayacağım, çok güvendiğim bir arkadaşım bakacak davaya senin onunla görüşmeni sağlarım.”

“Tamam, onunla iletişime geçerim. Yarım saat sonra bir ameliyata gireceğim sen hastanede sekreterim Lizzy’e bırakırsan ondan alırım ben.”

Lorenzo, hastane bilgilerini verdikten sonra telefonları kapattık ve ben hazırlıklarımı tamamladıktan sonra odadan çıkıp resepsiyona gittim. Orada da otel ücretini ödeyip çıktıktan sonra ilk olarak hastaneye gittim ve sağlık raporlarının kopyasını Lizzy’e bıraktıktan sonra havaalanına doğru yola çıktım.

Geçici süreliğine buradan ayrılmak garip bir şekilde beni rahatsız etti. Bir şeyleri geride bırakmışım hissi uyandırmıştı içimde… kalbimin derinliklerinde… Henüz resmen buraya yerleşmesem de sanırım mantığım burayı evi olarak çoktan benimsemişti.


5 Temmuz 2014 Cumartesi

9 Eylül'de Ayaz - 9. Bölüm


Ayaz’ın arkadaşı olduğunu söylemesine şaşırmıştım. Yine de kabalık etmemek için elini sıktım ve kısa bir süre içinde elimi geri çektim.

“Memnun oldum. Ancak beni nereden tanıdığınızı anlamadım.”

Daha önce Ayaz’ı ziyaret eden kimseyi görmemiştim. Beni tanıması ise son derece garipti. Ne yani, Ayaz arkadaşlarına beni mi anlatıyordu? Hiç zannetmiyordum.

“Dün gece Ayaz’a uğradım. Küçük kavganıza denk geldim ne yazık ki,” dedi. Mahcup bir şekilde gülümsemişti. Ve bu son derece, onun cüssesindeki bir adama böyle hitap etmek biraz garip olsa da, sevimliydi. Ne diyeceğimi bilemeyerek orada durmaya devam ettim. Adamın gitmeye niyeti olduğundan emin değildim.

“Seninle tanışmayı çok istemiştim. Ayaz pek gönüllü değildi ama göründüğü gibi kaderin önünde durulmuyor.”

Akın’a belli belirsiz gülümsedim. Senli hitabete de bu kadar hızlı girdiğine göre bu muhabbetten hoşlanmayacaktım. Ama Ayaz’ın gönüllü olmaması kısmı ilgimi çekmişti. Soru sormak istiyordum ama adamın yanlış anlamasından çekinerek çenemi tuttum. Beni tanımak istemesi kısmı ise pek hoşuma gitmemişti. Çok da kaba olmamak adına hafifçe gülümsedim ancak yanıt vermedim.

3 Temmuz 2014 Perşembe

6 Eylül'de Ayaz - 8. Bölüm


Bir süre olduğum yerde dikilerek artık görünmeyen Impala’nın arkasından bakmaya devam ettim. Zihnimin tamamen boşaldığını hissediyordum. Herhangi bir şey düşünememeye başlamıştım. Ne annemi ne Ayaz’ı… Sadece olduğum yerde dikiliyor ve bir boşluğa bakıyordum.

Aynı hissizlikle arkamı dönüp yürüdüm ve nihayet kendimi Defne’nin apartmanına atabildim. Asansöre binip Defne’nin dokuzuncu kattaki evine ulaştığımda kendimi çok bitkin hissediyordum. Zile basıp, kollarımı kendime sararak kapıya yaslandım. Belki de kısa süreceğinden emin olduğum bu hissizlik anından yaralanıp, hemen burada uykuya dalmalıydım.

Kapının arkasından koşturan ayak seslerini duyduğumda bu fikri bir süre erteleme kara verdim. Defne bu kadar koşturduğuna göre beni fazlasıyla merak etmiş olmalıydı. Kapı hızla ardına kadar açıldı.

“Anne?”