Kitabın Adı : Kalp Attığı Sürece
Orijinal Adı : Still Beating
Yazar : Jennifer Hartmann
Çevirmen : Dila Öz
Yayınevi : Pukka Yayınları
Sayfa Sayısı : 408
Türü : Dark Romans, Aşk Romanı, Romans, Yetişkin Kurgu
Puanım : 5 üzerinden 4,5
Kitabın yorumu için tıklayınız!
"Sence seni mi istiyor, yoksa beni mi?"
Dean'in sıkıntıyla aldığı ağır nefesleri birkaç adım ötede duyabiliyordum. Cevap vermeden önce tereddüt etse de dudaklarından alçak bir mırıltı süzüldü. "Seni."
Tanrım.
Yeni bir gözyaşı dalgasını engellemeye çalışarak gözlerimi kapattım. Birkaç damla, morarmış yanaklarımdan aşağı kaydı ve çenemin kenarında durdu.
Omzumla o yaşları sildim. "Sanırım sen şanslı olansın."
"Şanslı mı? Bir psikopatın bodrumunda lanet bir duvara zincirliyim. En azından senin bir değerin var. Ben onun gözünde ölü bir adamım."
***
Ona nasıl karşılık vereceğimi bilemiyordum. Biz savaşmak için yaratılıştık; çelik kılıçlar, ağır zırhlar ve kanatıp acıtan sözlerden ibarettik. Gardımı indirmek, teslim olmuşum gibi hissettiriyordu.
***
"Gerçekten buradan çıkacağımıza inanıyor musun?" diye sordum ürkek bir sesle.
"Çıkacağımızı biliyorum," dedi.
Dean'in bunu bilmesinin imkanı olmadığını, sadece bana umut vermek için söylediğini biliyordum. Yine de bu sözlerin tüm kırılgan çatlaklarıma ve boşluklarıma işlemesine izin verdim. Elimde kalan son gücümle bu sözlere tutundum.
"Artık düşmanım gibi hissettirmiyorsun," dedim.
Hayat çizgim gibi hissettiriyorsun.
Ben incelerken kaşlarının hafifçe çatıldığını hissettim. Saniyeler geçip dakikalara dönüştü. Bakışlarımız kaydı ve çarpıştı. Kaydı ve çarpıştı. Düşünüyordu. Muhtemelen o da benimle aynı şeyi merak ediyordu.
En sonunda, "Biliyorum," diye yanıtladı, her kelimesi belirli bir hüzün kokuyordu. "Ama sanırım haklıydın... asla arkadaş olamayacağız."
***
"Cora."
Sesini duyunca durdum ve arkama baktım. "Efendim?"
Dean dudaklarını dişlerinin arasına sıkıştırdı, söyleyeceği şeyi düşünüyor olmalıydı. Ademelmasının inip kalkışını izledim, uzun saçları alnına yapışmıştı. "Buradan çıktığımızda benden yeniden nefret etmeye başlayabileceğini söylemiştim," dedi endişeli bir sesle. "Ama gerçekten bunu yapmanı istemiyorum."
***
Kolyeyi kutudan çıkardı, narin zincirin parmaklarının üzerinde kaymasına izin vererek kolyeyi havaya kaldırdı ve yaldızlı kalbe baktı.
"Aç onu. Bu bir madalyon."
Cora şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Kalp şeklindeki iki altın parçasını çözüp bakışlarını içindeki yazıya odaklarken parmaklarının titrediğini gördüm.
Kalbin Hala Atıyor.
Hiçbir şey söylemedi. Acaba anlamadı mı diye düşünerek açıklamaya başladım. "Hayatta kaldığın her şeyi sürekli hatırlatması için bunu kalbinin üzerine akabileceğini düşündüm. Hala atmaya devam ettiği sürece iyisin demektir."
***
Fırtınayla savaşırken birbirimize tutunan dağınık, hasarlı insanlardık ama sorun değildi çünkü birlikteydik.
***
"Beni iyileştirebileceğini sanmıştım. Oysa sen beni öldürüyorsun, Dean."
Kalbim binlerce parçaya bölünmüştü, ağzımdan tek kelime dahi çıkmıyordu. Tek yapabildiğim ona bakmaktı. Aslında bunu istemediğin, sadece üzgün, kızgın ve kafası karışık olduğunu biliyordum. Ancak kendimi tamamen savunmasız hissediyordum ve söyleyecek doğru şeyi bulamıyordum. Gururumu yok sayarak orta konsola baktım. "Bunu sensiz nasıl atlatacağımı bilmiyorum."
***
Benden nefret ediyor gibi davranabilirdi. Eğer acısının bir kısmını bile azaltacaksa, istediği kadar rol yapabilirdi.
Ama bunun aşk olduğunu biliyordum... Öyle olmak zorundaydı çünkü eğer bu aşk değilse...
O zaman aşk diye bir leyin var olmadığına emindim.
***
"Senin kabusunu yaşamak için her şeyimi verirdim. Benimi çok yalnız." Çenesini eğdi, duyguları yüzeye çıkıyordu. "Onun kanlar içinde direğe zincirlenmiş haldeyken seni seviyorum diye fısıldayışını hala duyabiliyorum. Onu kurtarmak için tamamen çaresizdim."
Hayır . Kanepeden kalkarken zoraki bir nefes aldım. "B-Bunu dinleyebileceğimi sanmıyorum."
"Sadece sana nasıl olabileceğini göstermeye çalışıyorum. Gerçekten şanslısın, Cora. İkiniz de hayatta kaldınız."
***
Dean hayal kırıklığını bastırmaya çalışırken çenesini sıkıyordu. "Bunu yapabileceğimi sanmıştım. Bu her ne haltsa, bana vermeye razı olduğun kırıntılarla yaşayabileceğimi sanmıştım... ama bu beni öldürüyor... İkimizi de öldürüyor.
İfademi daha düz tutup her kelimeye vurgu yaparak tekrarladım. "O zaman git."
"İstediğin bu mu?" Elleri havalanmış, omuzlarıma dayanmıştı. Kesik nefesler alıyordu. "Çünkü o kapıdan çıktığımda bir daha asla dönmeyeceğim."
***
"Seni kaybetmek istemiyorum ama nasıl tutacağımı da bilmiyorum." Gözyaşlarım hızla düşüyor, tuzlu bir deniz oluşturmak ister gibi dudaklarıma iniyordu. "Sadece batıyorum."
"İşte bu yüzden durmak zorundayız, Cora." Dean omuzlarımdaki tutuşunu sıkılaştırdı, acısı gözlerinden okunuyordu. "Sağlıklı olmana ihtiyacım var. Parçalarının tekrar bir araya gelmesine, gülümsemene, canlı olmana ve ışıldamana ihtiyacım var. Hala o bodrumda yaşadığını düşünüyorum ve bana bağlı olduğun sürece oraya da bağlısın. Oradan defolup gitmen gerekiyor. Özgür olman gerekiyor."
Başımı salladım, yüzümde acımı gizleyen bir maske vardı. "Seni bırakamıyorum."
"O zaman benim seni bırakmama izin ver."
***
"Keşke o bodrumdan çıkmak için savaştığın kadar benim için de savaşsaydın."
***
Belki de aşk, sırf uyuyabilsin diye karanlıkta en sevdiğin şarkıyı söylemekti.
Belki de aşk, onu sıcak tutmak için ayağındaki ayakkabıları vermekti.
Belki de aşk, karanlıktan korktuğunu bildiğiniz için gecenin bir yarısı elektrikler kesildiğinde ortaya çıkmaktı.
Ve belki de aşk, ışığı tekrar bulmanın tek yolu olduğu için çekip gitmekti.
***
"Gerçekten iyi olup olmadığını bilmemek ya da başka biriyle devam ettiğini düşünmek beni deliye çevirdi. Cehennemi yaşadım." Alnına bir öpücük kondurdum ve geri çekilmeden önce tereddüt ettim. "Ama gözlerindeki ışığı yeniden görmek her şeye değer. Ve sen başka biriyle mutlu olsaydın bile... bu berbat olurdu ama seni böyle görmek yine de buna değerdi."
Cora parmak uçlarını yanağıma koyup çenemdeki sakallar boyunca aşağı kaydırdı. "Ben de seni düşündüm. Her gün. Her gece. Bazen okyanusta olduğumuzu hayal ediyordum; dalgaların sesini dinliyor, suyun yüzümüze çiselediğini hissediyordum." Dudaklarımı öptü ve bacağını daha sıkı sararak belimin üzerine attı. "Burası benim mutlu olduğum yer."
Gülümseyerek fısıldadı. "Benim mutlu olduğum yer ise senin olduğun her yer."

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın