Kitabın Adı : Kader Çarpışması
Yazar : Fatih Murat Arsal
Yayınevi : Ephesus Yayınları
Sayfa Sayısı : 624
Türü : Romans
Puanım : 5 üzerinden 4,5
Kitabın yorumu için tıklayınız!
Zehra yutkundu. Dudağının kenarını ısırmıştı. "Kalbim..."
Genç adamın kaşları endişeli bir şekilde çatıldı. "Gerçekten mi? Ağrın mı var? Kramp mı giriyor?" Elindeki saat parçalarını aceleyle sehpaya bıraktı.
"Zehra sustu bir an. Canı gerçekten yanıyor gibiydi. "Bunca ay sonra..." dedi yavaşça. "Ölüme bu kadar hazır olduğum anda... senin gibi birini tanımak çok acı verici!" Sesi fısıltı gibiydi. "İyi insanların kalmadığına emindim artık!" Gözleri daha da nemlenmişti.
Faruk bir iki saniye genç kızın nemli gözlerini, üzgün yüz hatlarını süzdü. Kalp acısının nedeninin duygusal yönde olması üzerine rahatlamıştı. Sonra yatağın kenarına oturup onu yumuşakça kendisine çekti, dostça sarıldı. Dudakları kısacık saçlı başına dokundu.
"Ben yeterince iyi birisi sayılmam, Zehra Hanım. Benden daha iyileri var. Sadece sen onlarla henüz karşılaşmamışsın. Öyle izbe yerlerde karşılaşman da mümkün değil zaten. Karanlık, kuytu yerler fareler ve fare gibi yaşayan rezil insanlarla doludur."
Zehra sessizdi. Güçlü kollarının arasına sığınmıştı. Birkaç damla gözyaşı Faruk'un bornozuna damladı.
"Ama o karanlıkta sen çıktın karşıma," dedi fısıltıyla.
***
Kalbi bu gence karşı sevgiyle dolmaya can atıyor fakat daha önce yaşadıkları yüzünden kendisini durduruyordu. Birisini sevemezdi. Böylesine iyi niyetli, böylesine sevimli, böylesine göz kamaştıracak kadar yakışıklı olsa bile!
Çünkü biliyordu ki sevgi sorumluluk getirirdi.
"Eğer bir gün evlenmek istersem senin gibi tatlı ve dişli birisiyle olsun isterim."
Zehra onun bu iltifatı karşısında hiç renk vermedi. Gözleri genç adamın güzel kahverengi gözlerine kilitlenmişti.
"Bense kesinlikle senin gibi bir kocam olsun istemezdim!" dedi ciddi bir sesle.
***
"Aman dikkat et, bu kalp hırsızı hınzır çok fenadır. Daha ne olduğunu anlamadan bir anda kalbine girer."
***
"Sana hayran olduğumu biliyor musun?"
Zehra şaşırmıştı. Nemli gözleri irileşti. "Gerçekten mi?"
"Evet, gerçekten. Yaşın genç ama savaş psikolojisi içinde hiçbir zaman çocuk olamamış, çocukluğunu yaşayamamışsın. Genç kızlığın bile zorluklar içinde geçmiş, yabancı bir ülkede yaşam savaşı vermiş, tüm sevdiklerin ölmüş... Bunca derdin içinde pes edip ölmek istemeni anlayabiliyorum. Kolay dayanılacak şeyler değilmiş yaşadıkların. Benim gibi şanslı insanlar, senin başına gelenlerin çeyreğini bile yaşamamıştır. O yüzden sana saygı duyuyorum. İradene ve dayanma gücüne hayranım."
Zehra yutkundu. "Ama ölmek istedim..." diye kendisini suçlu çıkarmaya çalıştı.
"Eğer gerçekten isteseydin kendini bir arabanın altına atardın. Seçeneğin çoktu."
***
"Ümit..." diye başladı Zuhal Hanım. Düşünceli bir hali vardı. "Ümit, gökten inen tek bir damlanın nereye düşeceğini bilmeden hayaline süzülmesidir. Bir çağlayana dönüşeceğini bilmede yola devam edip geleceğiyle buluşmasıdır. Ümit güzel bir şeydir, kızım. Kaldırım taşı arasından süzülen bir fidandır. Çölde açan bir çiçektir." Sustu bir an. "Ümit olmasa nasıl yaşardık? O tek bir damlaya muhtaç olan nice şey var. Sen o damlasın! Hayatın, başkalarının hayatına değer katacak. Yok olup gitmemelisin. Havada buharlaşmamalısın. Çağlayanına süzülmelisin. Akıp gitmeli, yolunun üstündeki bir sürü şeye hayat vermelisin. Sonra da belki seveceğin bir kayaya çarpıp sonsuza kadar durulmalısın."
***
"Sana şunun sözünü verebilirim, ben hiç çapkın olmadım. Kadın vücudu meraklısı da değilim. Fakat bir gerçek var ki seni seviyorum... Bu hissi açıklamam zor. Sana yakın olmak, sana dokunmak, gülüşünü görmek hoşuma gidiyor. Koltukta ayaklarını altına alarak oturmanı, sessiz nefeslerle kitabını okumanı, o derin bakışlarınla beni yönlendirmeni de seviyorum."
***
"İyi bir koca olmayacağını zaten söylemiştim..."
"O yüzden evlenmiyorum zaten!" diye burun kıvırdı Faruk. Gözleri elinde olmadan yeniden dolgun dudaklarına kaydı. Her geçen dakika bu dudaklar daha çok dikkatini çekiyordu.
"Fakat..." diye ona aldırmadan devam etti Zehra. "Fakat her şeye rağmen sevilecek bir adamsın..." dedi yavaşça. "İlklerimi sahibi, kalbimi sevgiyle dolduran çok özel birisin."
***
"Gerçekten bana aşık olmak istemez miydin?"
"Hayır..."
"Ciddi bir şey soruyorum ben!" Faruk'un sesi de ciddi olduğunu gösteriyordu. Gözleri, genç kızın gözlerinin derinliklerine dalarak zihninden geçenleri anlamak ister gibi bakıyordu.
Zehra bir an durup düşündü. Gözleri ısa bir süre için genç adamın dudaklarına kaydı.
"Eğer... senin de beni sevme ihtimalin olsaydı..." dedi yavaşça. "Sanırım seni sevmek beni çok mutlu ederdi.
***
"Belki inanmayacaksın ama ben de ömür boyunca hayatımda yer almanı istiyorum. Sen nadide bir çiçek gibisin. Koparılıp solmana izin vermem. Ne kendim koparırım ne de başkasına izin veririm."
***
"Bilmelisin ki aşk, yıldırım çarpması gibidir. Ne zaman nereye düşeceğini bilemezsin."
***
"Aşk geçicidir zaten..." İç çekti. Elindeki kitabı biraz havaya kaldırdı. "Burada yazar, aşkın büyük bir alev olduğunu yazmış. İlk anda kavuran, her türlü mantığı yakıp yıkan ama yine de güzel bir alev... Fakat alev gittiğinde geriye ne kalır?"
"Kor," dedi Faruk yavaşça. "Yani sevgi mi?"
"Evet, doğru! Yazar da öyle demiş. Kalıcı sevgi, kordur. İşte değerli olan da budur. Yüreğinde saman alevi yakmış olabilirsin, başka bir şey de... Her birinin koru farklı süre dayanır."
***
"Akın..." dedi yavaşça. "Dostum, senin bilgin yok ama sen hapse girdikten sonra işler daha da karıştı. Töre gereği senin adına cezaevinde ölüm fermanı verildi."
O anların etkisiyle gülümsedi.
"Tamer delisi bunu öğrenince hemen gidip aileyi buldu. Hepsini tek tek tehdit etti. Yeryüzündeki tüm akrabalarının ismini sayıp soylarını tükeninceye kadar onları öldüreceğini söyledi. Yalandı tabi... Adamlar da zaten ona inanmadılar. Sonra Tamer, aileden iki soytarısı bacaklarından göz açıp kapayıncaya kadar vurunca ciddi olduğunu zannettiler. Tamer ciddi şakaları çok sever."
Sırıtmıştı keyifli bir şekilde. Loş ortamda beyaz dişleri gözüktü.
"Tabi o esnada benim de biraz katkım olmuş olabilir. Galiba istemeden ben de bir iki aile üyesinin kolunu kırdım. Burnu da olabilir..."
"Bunlar gerçekten oldu mu?" diye sordu Akın biraz şaşkınca. İlk kez duyuyordu ardından olanları.
"Biz dostlarımızı yalnız bırakmayız."
***
Sinan keyifli bir kahkaha attı. "Dostum!" dedi ona. Mavi gözleri gerçekten de dostça parlıyordu. "Sen bizimkileri tanımıyorsun. Onlar zorla hiçbir şey yapmazlar. İstemedikleri bir şey için çaba harcamazlar. Zehra'nın hikayesini biliyorlar ve hepsi de kendi kardeşlerine yardım etmek ister gibi çaba harcıyorlar. Ülkemiz için ölürüz ama dostlarımız için iki kere ölürüz."
***
Galiba gökten düşen bu ferah yağmur damlası çağlayanına kavuşmuş, durulacağı akarsuya doğru coşkuyla ilerliyordu.
***
Faruk da ona gülümsedi. "Yanıma gel!" dedi üstelik. Eliyle yanındaki boşluğu işaret ederek.
Zehra kendi bardağını da onun önündeki sehpaya koydu. Faruk'un yanına oturdu. Genç adam hemen kolunu kaldırmış ve narin omzuna atarken genç kızın kendisine yaslanmasını sağlamıştı.
"Böyle ikimiz de çay içemeyiz!" dedi Zehra gülümseyerek ama memnun bir şekilde ona sokulmuştu. Bir elini kaslı göğsüne yasladı. Tişörtünden kolayca hissediliyordu. Hafifçe okşadı.
"Kimin umurunda!" dedi genç adam. Eli ince kolunu, çıplak omzunun tatlı yuvarlaklığını okşuyordu. Dudaklarını genç kızın şakağına dokundu. "Şu anda tiryakisi olduğum tek şey sensin!"
***
"Zehra!" dedi genç adam. Onun dikkatini yine kendi üzerine çekmeye çalışmıştı. "Söyle hadi! Seni rahatsız eden şey ne?"
"Artık..." dedi Zehra duraksayarak. Sesi hafifçe titremişti. "Artık zamanı geldi." Sesindeki hüzün belli oluyordu.
Genç adamın kaşları hafifçe kalktı. "Neyin zamanı geldi?"
"Ayrılmamızın..."
***
"Senin gelecek planların vardı. Bir hayalin, gerçekleştirmek istediğin şeyler...Hani zengin olmadan evlenmeyecektin?"
"Hayallerimi seninle de gerçekleştirebileceğimi fark etti. Gördüğüm en iyi sekretersin!"
Zehra elinde olmadan gülümsedi. "İlk sekreterinim!"
"Olsun, toplamda yüzde yüz başarı!"
"Çocuksun sen daha!"
"Benimle büyümek istemez misin?"

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın