"Yani - gerçek hayatta- iki düşmanın, büyülü bir şekilde farklılıklarından kurtulup birbirlerine delice aşık olabileceğine mi inanıyorsun?"
"Evet."
"Ve gerçek aşkı alevlendirmek için planlar yapmanın, komplolar kurup üçkağıtçılık yapmanın bir sorun olmadığını mı düşünüyorsun?"
Dudağımı ısırdım. Yaptığım bu muydu? Üçkağıtçılık mı? Bu düşünce karnımda ağrıya sebep oldu ama üzerinde çok durmadım. Burada olan o değildi. "Bilerek bunu saçmaymış gibi gösteriyorsun."
"Ah hayır, bu gerçekten saçma."
"Sensin saçma." Dişlerimi gıcırdattığımı fark edip çenemi gevşettim. Wes'in aşk hakkındaki düşünceleri kimin umurunda zaten?
Hafifçe sırıtarak, "Aşka dair minik kavramların bu geçerliyse, Michael'ın aslında senin için doğru kişi olmadığı gerçeğini de hiç düşündün mü peki?" dedi.
Hayır, Michael benim için doğru kişiydi. Doğru kişi olmak zorundaydı. Yine de, "Ne demek istiyorsun?" diye sordum.
"Şu anda, sen ve Michael birbirinize kızgın değilsiniz. Yani, hapı yuttun. Çünkü her romantik komedinin başlarında birbirine katlanamayan iki karakter, er ya da geç birlikte olurlar."
*****

