Kitabın yorumu için tıklayınız!
"Savaşta insanlar ölür. Bu öyle ozanların söylediği gibi görkemli bir ölüm de değildir. Boyunları kırılır ve altmış metreden düşerler. Kavrulmuş toprak ya da kükürt kokusunun romantik bir yanı yoktur. Bu"-eliyle kaleyi işaret etti- "herkesin sağ kurtulduğu bir masal değil. Sert, soğuk, umursamaz bir gerçek. Buradaki herkes evine dönemeyecek... ya da evlerimizden geriye ne kaldıysa oraya. Ve sakın yanılsamaya kapılmayın, biz bu bölüğe adım attığımızdan beri savaştayız." Hafifçe öne doğru eğildi. "Yani kendinizi toplayıp yaşamak için savaşmayacaksanız, hayır, başaramayacaksınız."
*****
"Düşündüğünden daha tehlikeliyim," dedim ukala ukala.
"Bilmez miyim? Bak, tir tir titriyorum şu an." Alayla sırıttı.
Lanet olası. Pislik.
Elimdeki hançerleri çevirip uçlarından tuttum, sonra bileklerimi oynattım ve her birini kafasının iki yanına doğru fırlattım. Arkasındaki ağacın gövdesine sağlam bir şekilde saplandılar.
"Iskaladın." İrkilmemişti bile.
"Iskaladım mı?" Son iki bıçağıma uzandım. "Neden birkaç adım geri gidip bu teoriyi test etmiyorsun?"
Gözleri merakla ışıldadı ama bu ışıltı bir saniye sonra kayboldu, yerini soğuk, alaycı bir kayıtsızlık aldı.
Tüm duyularım alarmdaydı ama o geriye doğru hareket ederken etrafımdaki gölgeler hareket etmedi, gözleri gözlerimdeydi. Sırtı ağaca çarptı ve hançerlerimin kabzaları kulaklarına değdi.
"Iskaladığımı bir daha söyle," dedim tehdit dolu bir sesle, sağ elimdeki hançeri ucundan tutarak.
"Büyüleyici. Çelimsiz ve kırılgan görünüyorsun ama aslında çok vahşi bir ufaklıksın, değil mi?"

