22 Aralık 2024 Pazar

0 ALINTILAR // Lucy Score - Üstesinden Gelemediğimiz Şeyler (Knockemout Serisi #1)


 

Kitabın yorumu için tıklayınız!







"Torunumun sana ilgi gösterdiği kesin."

"Nash kasabaya geldiğimden beri bana çok yardımcı oluyor," dedim.

"Nash değil, seni budala. Knox'tan bahsediyorum."

"Knox mu?" diye tekrarladım. Onu yanlış duyduğumdan emindim.

"Şu iri adam hani? Dövmeli? Tüm dünyaya kızgın olan?"

"Bana ilgi göstermedi, Liza. Küçümsedi, iğrendi ve kötü davrandı." Ayrıca vücudunun beni çekici bulduğunu ama geri kalanının benden tiksindiğini agresif bir ifadeyle belirtmişti. 

Lisa, "Bahse girerim o kişi sensin," dedi bağırarak.

"O kişi de ne?"

"Bu bekarlık anlaşmasını yeniden gözden geçirmesini sağlayacak kişi."



*****


"Ne. Yapıyorsun. Sen?"

"Alışveriş."

"Sen alışveriş yapmazsın. Alışveriş merkezlerine de gitmezsin."

Topuklarının üzerinde geriye doğru yaylandı, eğlenmiş görünüyordu. "Öyle mi?"

"Sen kıyafetleri parçalanana kadar giyen bir adamsın. Sonrasında da bir kadın akrabanın Noel için aldığı bir şeyi girmeye başlarsın ya da giydiğin şeyin aynısını internetten sipariş edersin. Alışveriş merkezlerine gitmezsin. Kızlarla alışveriş yapmazsın."

Knox kişisel alanıma girdi. Bugün maviden çok griye çalan gözleri ciddileşmişti. "Peşine takılmamla ilgili bir sorunun mu var?"

"Evet! Burada ne yapıyorsun, Knox? Waylay'le bağ kurmaya çalışıyorum. Şimdiye kadar denediğim hiçbir şey o duvarlarda çatlak oluşturamadı. Yaşadığı onca hayal kırıklığı yüzünden daha on bir yaşında olmasına rağmen bir poker maskesi kullanıyor. Onun gülümsemesini görmek istiyorum. Gerçek bir gülümseme istiyorum."

"Tanrım, Naomi. Bunu mahvetmek için burada değilim."

"O zaman neden buradasın?"


*****

"Bebeğim, kasabaya saçında çiçeklerle ve lanet bir gelinlikle geldin. Strese girdiğinde yastıklara bağırıyorsun."

Bu kendimi idare edemeyeceğim anlamına gelmez!"

Bir elini arkamdaki kapıya koyup kişisel alanımı son noktasına kadar işgal etti. "Senin lanet olası bir korumaya ihtiyacın var."

"Ben zor durumda kalmış çaresiz bir genç kız değilim, Knox."

"Gerçekten mi? Seni kafede bulan ben olmasaydım nerede olurdun? Tina'nın boktan karavanında Way'le mi kalacaktın? Bir işin, araban ya da telefonun olmadan."

Tepsimle kafasına vurmaya çok yaklaşmıştım. "Beni kötü günümde yakaladın."

"Kötü gün mü? S*ktir, Naomi. Senin o lanet olası alışveriş merkezine götürmeseydim, bir telefon olmadan gezmeye devam edecektin. Hoşuna gitsin ya da gitmesin, birinin seni kollamasına ihtiyacın var çünkü bunu kendi başına yapamayacak kadar inatçısın. Başkalarıyla ilgilenmekle o kadar meşgulsün ki kendinle ilgilenemiyorsun."


*****

"Knox ve Nash..." diye başladı.

Bu kadar zeki olduğum için kendimi tebrik ettim. "Ne olmuş onlara?"

"Onlar benim en iyi arkadaşlarım. Aralarındaki düşmanlık sona erdi. Tekrar alevlenmeyeceğinden emin olmak istiyorum."

"Bunun benimle ne ilgisi var?"

"Çok ilgisi var."

Adamın yüzüne doğru kahkahayı patlattım. "Başından beri hiçbir ilgim olmayan bir düşmanlığı yeniden alevlendireceğimi mi düşünüyorsun?"

"Sen büyüleyici bir kadınsın, Naomi. Bunun da öncesinde; ilgin., komik ve naziksin. Uğruna savaşmaya değer birisin."


*****

Elimi koluna koymak için kaldırdığımda irkilerek benden uzaklaştı. "Yapma," dedi sertçe.

Hiçbir şey söylemesem de yerimden kıpırdamadım. Öfkesini havadaki oksijen gibi içime çekebileceğimi hissediyordum.

"Yapma," dedi tekrar.

"Yapmayacağım."

"Eğer bana şimdi dokunursan..." Başını iki yana salladı. "Kontrolümü sağlayamıyorum, Naomi."

"Sadece neye ihtiyacın olduğunu söyle."

Gülüşü kuru ve acıydı." İhtiyacım olan şey kardeşime bunu yapan o p*ç kurusunu bulmak. İhtiyacım olan şey zamanı geri sarmak, böylece son yıllarımı aptal bir kavga yüzünden harcamamış olabilirim. İhtiyacım olan şey, erkek kardeşimin uyanması."

Nefesi kesildiğinde bedenim üzerindeki kontrolümü kaybettim. Bir an için onun önünde duruyordum, sonraki an ise kollarımı beline sarıp ona tutunuyor ve acısını içime çekmeye çalışıyordum.

Vücudu gergindi, parçalanmasına saniyeler kalmış gibi titriyordu. 

"Dur," dedi kederli bir fısıltıyla. "Lütfen."

Ama durmadım. Yüzümü göğsüne bastırarak daha sıkı sarıldım. Alçak sesle küfrettikten sonra kollarını etrafıma sararak beni kendine çekti. Yüzünü saçlarıma gömüp bana sarıldı.

O kadar sıcak, o kadar sağlam, o kadar canlıydı ki. Hayatım pahasına ona sarılırken içinde tuttuklarının bir kısmını serbest bırakmasını diledim. 

Dudakları saçlarımda gezinirken, "Neden beni hiç dinlemiyorsun?" diye homurdandı.

"Çünkü bazen insanlar gerçekten ihtiyaç duydukları şeyleri nasıl isteyeceklerini bilemezler. Şu an kucaklanmaya ihtiyacın vardı."

"Hayır, yoktu," dedi yüksek sesle. Ardından uzun bir süre sessiz kaldı, ben de o sırada kalp atışlarını dinledim. "Sana ihtiyacım vardı.

 


*****

"Bazı yanmış köprüler yeniden inşa edilemez. Para gibi aptalca bir şey yüzünden aranızdaki köprüleri yakmayın."



*****

"Bana borçlusun, papatya. Bunun bekarlık itibarıma ne yapacağından haberin var mı?"

"İtibarın umurumda değil! Yaşam değerlendirmesinden geçmek zorunda olan benim! Ayrıca, sana borçlu olmaktan bıktım! Neden sürekli beni kurtarmaya geliyorsun?"

Bir tutam saçı kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Belki de bir kez olsun kahraman olmak hoşuma gidiyordur."


*****

"İnsanların seninle ilgili ne düşündüğünü umursamaz mısın sen? Hakkında ne dediklerini?"

"Neden umursamayım ki? Arkamdan istedikleri kadar konuşabilirler. Yüzüme söyleyecek kadar aptal olmadıkları sürece, ne dedikleri umurumda bile olmaz."

Naomi başını iki yana salladı. "Keşke ben de senin gibi olabilseydim."

"Ne? Bencil bir pislik mi olabilseydin?"

"Hayır, insanları memnun edenin tam tersi olabilseydim."

"İnsanları memnun etmeyen mi?" diye sordum.

"Sürekli başkaları için endişelenmenin, onlardan sorumlu hissetmenin, mutlu olmalarını ve seni sevmelerini istemenin ne kadar yorucu olduğun hakkında hiçbir fikrin yok."

Haklıydı. Bunun nasıl bir şey olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu "O zaman umursamayı bırak."

"Tabi böyle söylersin," derken sesi hoşnutsuz çıkmıştı. El havlusunu alarak önce diş fırçasının sapını sonra da tezgahı sildi. "Çok kolaymış gibi söylüyorsun."

"Çünkü kolay," diye karşı çıktım. "Bir şeyi sevmiyor musun? Yapmayı bırak."



*****

"Selam, Way," dedim. Birden kendimi gezegendeki en büyük, en aptal pislik gibi hissetmiştim.

"Selam, Knox." 

"Nasıl gidiyor?"

Omuz silkti. O mavi gözleri bana sabitlenmişti, yüz ifadesi bomboştu.

"Futbol antrenmanı nasıl geçti? Uğramak istedim ama..."

"Sorun değil. Rol yapmana gerek yok. Naomi teyzem ve ben insanların bizi istememesine alışığız."

"Way, bu hiç adil değil, lanet tolsun Teyzenle aramızdaki ilişkinin yürümemesinin nedeni bu değil."

"Her neyse. Çocukların önünde küfretmemelisin. Senden bir şeyler öğrenebilirler." Bu canımı acıtmıştı. 

"Ben ciddiyim, evla. Siz benim için fazla iyisiniz. Sonunda ikinizde bunu anlayacaktınız. Çok daha iyisini hak ediyorsunuz."

Botlarının parmak uçlarına baktı. Bağcığına taktığı küçük kalp tılsımı parıldıyordu. Ona verdiğim spor ayakkabıları giymediğini fark ettim. Bu da canımı yakmıştı. "Eğer gerçekten böyle düşünseydin, yeterince iyi olmak için çok çabalardın. Bizi birer çöpmüşüz gibi terk etmezdin."

"Çöp olduğunuzu hiç söylemedim."

"Pek bir şey söylemiş de sayılmazsın, değil mi?" dedi Waylay. "Şimdi teyzemi rahat bırak. Haklısın, onun ne kadar harika olduğunu göremeyecek derecede akılsız bir adamdan çok daha iyisini hak ediyor."

"Onun ne kadar harika odluğunu biliyorum. Senin ne kadar harika olduğunu da biliyorum," diye karşı çıktım.

"Yine de kalmanı sağlayacak kadar harika değiliz."



 

 

 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın