Kitabın Adı : Dize Getirilen Dük
Orijinal Adı : Bringing Down The Duke
Yazar : Evie Dunmore
Çevirmen : Damla Göl
Seri Bilgisi : A League of Extraordinary Women #1
Yayınevi : Olimpos Yayınları
Sayfa Sayısı : 384
Türü : Historical Romans, Aşk Romanı, Historical Fiction
Kitabın yorumu için tıklayınız!
"Tüm mahalle sizinle çalkalanıyor." Hafifçe güldü. "Yok yok, hemen telaşlanmayın. Elbette dedikodu olur, hem de dayanılmaz derecede gülünç dedikodular. Hizmetçim, Dük ile sizi aynı atın üzerinde gördüğüne yemin etti; tarlalardan geçerken parlak zırhlı bir şövalye ve onun prensesi gibiymişsiniz."
Ne?
"Daha neler!" diyebildi Annabelle ancak.
"Gerçekten de," dedi Leydi Lingham başını sallayarak. "O yüzden endişelenmeyin. Herkes Montgomery'nin böyle gösterişli hamleler yapmayacağını bilir."
***
"Bu gece nasıl gördüğünüzü düşünürsek adam kendini korumayı unutup yine aynı şeyi yapabilir."
Kadın çenesini kaldırıp baktı. "Görünüşümün nesi varmış?"
Montgomery'nin bakışları çıplak boynunda gezinirken gözlerinden karanlık bir parıltı geçti. "Nesi mi var?" diye yeniledi.
Kadın oan dik dik baktı, neredeyse adamın ağzından kötü bir laf çıkmasını istiyordu.
"Hadi canım," dedi adam yumuşak bir sesle. "Naz yapıyorsunuz, değil mi?"
"Ben..."
"Bu gece balo salonundaki en çekici kadın sizsiniz ve belli ki korunmasızsınız..." Araya girmeye çalışan kadını eliyle susturdu. "Londra'nın en hızlı hovardalarından biriyle flört ediyorsunuz ve buradaki her erkek de sizi müsait görüyor."
Flört mü?
Daha önce ondan bu kadar hazzetmediği bir an olmamıştı. "Lütfen benim adıma kendisini yormayın," dedi. "Kendi başımın çaresine gayet güzel bakabiliyorum ben."
Montgomery'nin kaşları çatıldı. "İşte bu konuda farklı düşünüyoruz."
Montgomery ona döndü, yüzünde kararlı bir ifade vardı. "Annabelle... Sadece günleri hesaba katacak olursak uzun zamandır tanışmadığımızın farkındayım. Ama yine de... şunu bilmelisin ki... aklımdan hiç çıkmıyorsun." Başını iki yana salladı ve bir an düşünüp şapkasını çıkardı, parmaklarını saçlarında gezdirdi. Kısa bukleleri darmadağın olmuştu şimdi.
"Hatta sürekli senin yanında olmak istiyorum desem yeridir... Bu duyguların bir nebze de olsa sende de karşılık bulduğunu rahatlıkla söyleyebilirim sanırım."
***
"Onca mülkü yönetmek, bir kardeşi doğru düzgün idare etmenin yanında çocuk oyuncağı kalıyor," deyip hafifçe sıktı. "O güzel aklın bu konuda ne diyor, Bayan Archer?"
Annabelle buruk bir edayla gülümsedi. "Sanırım insan ilişkileri farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Kardeş dediğin öyle kolayca muhasebe defterine yazılacak bir şey değil."
"Yoo, gayet de yazılır," dedi Sebastian. "Bana tam olarak ne kadara mal olduğunu biliyorum."
"Para anlamında, evet. Ama ya duygular? Onlar da düzgün hesaplanabilir mi?"
***
Zihni son bir kez daha Oxford'a dönmesine izin verdi; başını bir kitaba eğmiş, saçları yumuşak ensesinde kıvrılmış, zihni hızla çalışırken hayal etti onu. Buruk bir his göğsünü sıkıştırdı. Birini özlemek böyle bir şey herhalde, diye düşündü.
***
"İtiraf etmeliyim ki ben pek iyi değilim. Aklım sürekli sende."
Bakışları hızla adamın yüzüne kaydı.
İşte yine o içtenlik yansımıştı yüzüne.
Adamın duygularından bahsetmesini hiç beklemiyordu. Onun duyguları olduğundan bile emin değildi.
İçinden taşan duygular boğazını düğümledi. Elbette derinlerde bir yerde bu duyguların varlığını hep biliyordu. Kendine yalan söylemişti. Adamın ona hiç değer vermediğine inanmak yaşanan üzücü olayları görmezden gelmesini kolaylaştırmıştı. Oysa şimdi bu teselliyi de elinden alıyordu.
"Bu tür hisler gelip geçer," derken sesi gergindi.
Adam başını eğdi. "Belki," dedi. "Ama pek olası değildi. Bir kere ortaya çıktıysa benim hislerim öyle olay kolay geçmez."
***
"Eğer teklifini kabul edersem bütün arkadaşlarımı kaybederim. Hiçbir namuslu kadın benim yanımda görülmek istemez." Adamın çenesi kasıldı ama o hız kesmeden devam etti. "İkincisi, Oxford'daki yerimi kaybederim ki Oxford, babamın hayat boyu kurduğu bir hayaldi. Üçüncüsü ise... Sen en sonunda benden sıkıldığında, bütün arkadaşlarımı kaybetmişken kim yanımda olur? Diğer düşmüş kadınlar mı yoksa cebinde çok parası olan başka bir adam mı?"
Sebastian'ın göz bebekleri alev aldı. "Diğer adamların canı cehenneme," dedi bir adım atarak, "ve senden sıkılmayacağım."
"Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsun? Erkekler sık sık birlikte oldukları kadınlardan sıkılır ve sonra arkalarına bakmadan çekip giderler."
Durdu. "Korktuğun bu mu?" dedi. "Seni terk edeceğimden mi korkuyorsun?"
"Korkmuyorum," diye itiraz etti. "Korkmuyorum. Sadece kaybedecek çok şeyim var."
***
"Bu kazanılacak bir oyun değil."
"Olabilir ama seni bırakmak büyük bir yenilgi gibi geliyor bana," dedi Sebastian. Gözleri zor zapt ettiği bir öfkeyle parlıyordu.
Beni bırakma.
Ama bırakacaktı, baş aşağı düşüvermek gibiydi bu. Tutunacak bir dal ararken, "Eğer soylu bir kadın olsaydım..." dedi.
"Ama değilsin," diye sözünü kesti adam. "Tıpkı benim bir okul müdürü ya da tüccar olmadığım gibi."
***
Sebastian elini kaldırdı. "Gidemezsin. Bunları yaşadıktan sonra olmaz."
Kadın ona yalvaran gözlerle baktı. Sebastian onu silkeleyip kendine getirmek istedi. "Böyle bir şeyi nasıl aklına getirebilirsin?" dedi. "Aramızda olan şey olağanüstü ve bunu sen de biliyorsun."
"Evet," dedi Annabelle, "ama bu hiçbir şeyi değiştirmiyor, değil mi?"
Aksine, her şeyi değiştirmişti. Artık kesin olarak iliyordu ki bu hikaye öyle kolay kolay sona ermeyecekti.
"Yapma," dedi boğuk bir sesle, " sırf her şeye sahip olamıyorsun diye elimizdekini de çöpe atma."


Hiç yorum yok :
Yorum Gönder
Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın