Kitabın yorumu için tıklayınız!
"Senden... istediğim iyilik... hatırlıyor musun?"
Sandalyede öne doğru eğildim. "Söylemen yeterli."
"Kacey..."
Sesim boğazımda takılıp kalmıştı. Öksürerek serbest bıraktım. "Ne olmuş ona?"
"Onu seviyorsun."
Kelimeler zayıf ve yumuşaktı fakat yine de her biri göğsüme bir çekiç gibi inmişti. Konuşamıyordum, hareket edemiyordum, gözümü bile kırpamıyordum. Ateşler içindeydim, milyonlarca farklı duygu içimde kaynıyor, nefesimi kesiyor, kelimeleri boğuyordu.
Her şeyiyle derinlere, asla gün ışığına çıkamayacakları ve kardeşime ihanet edemeyecekleri bir yere gömmüş olmama rağmen... O her şeyi görmüştü. Her zaman görürdü.
Yüzümdeki afallamış ifadeye gülümsedi. "Buna sevindim, T. Çok... rahatladım... senin olmana."
Neredeyse sesimi bulup ona ben olmadığımı söyleyecektim. Ben hiçbir şey değildim. Aşk hakkında ne bilirdim ki? Hiçbir şey. Zaten yanılıyordu.
O beni asla sevmeyecek çünkü sadece seni seviyor. Olması gereken de bu.
"İyilik..." Jonah'ın bakışları, zayıf düşen bedeninin sahip olmadığı tüm güçle benimkilere dikmişti. "Kacey'ye iyi bak. Lütfen. Sana ihtiyacı olacak. O güçlü biri. Ama düşerse onu kaldır... Onu sev, Theo. Hayat... kısa. Kendini tutma. Tamam mı?"



