30 Ocak 2020 Perşembe

0 ALINTI // M. A. Lemariz - Yoksun

Hissiz Serisini bitirmiş olmanın verdiği mutlulukla sizlere birkaç alıntı paylaşım kitaplarımı kütüphanemdeki yerlerine koyacağım. 

Açıkçası çok severek okuduğum bir seriydi. Serinin ilk kitabından son kitabına kadar her şey çok güzel kurgulanmış, bir bütünlük içerisinde ilerliyordu. Arkadaşlık, aşk, aile kavramı o kadar güzel işlenmişti ki okurken tam olarak beklentimi karşılayacak bir kurgu okudum. 

Bu serinin her bir kitabını sizler tavsiye ederim. Ben çok sevdim, eğer ki romans okuruysanız bence bir deneyin derim. 

Bu arada ilk alıntım bu seride favorim olan küçük Adriano' ile ilgili geliyor ve bitiş alıntımı da onunla ilgili yapacağım :)  Baba olmak bizim karakterlere çok yakıştı bence :D


Hissiz Serisi 


    M. A. Lemariz ile röportajımızın linki : TIK 






    "Adriano olmasaydı ne kadar sefil bir adam olurdum... O benim hayatımın mucizesi."

    "İşte bu konuda çok haklısın. O çok akıllı bir çocuk, kesinlikle amcasına benzemiş."

    Adrian büyük ve neşeli bir kahkaha atarak kolunu Alexander'ın masasına dayadı.

    "Umarım yaklaşık bir yirmi yıl sonra da kızını senden çaldığında da böyle düşünürsün. Daha şimdiden bebek Angel'ın başından ayrılmıyor ve uyurken hayranlıkla onu izliyor."

    Alexander sevimsiz bir homurtuyla karşılık verdi. "Onu okuması için Londra'ya yollamalıyız ve hatta daha sonra da Avrupa'daki işlerin başına geçirmeliyiz." Adrian kaba bir kahkaha daha atarak geriye keyifle yaslandı. 

    "Her ne yaparsan yap Alexander, bir gün senin artık olamadığın kadar genç bir erkek senden onu çalacak dostum."

    "Bana diyene bak! Sen iki kere düşün, pislik herif! Sanki senin ikizlerin yok."

    "Onlar mı?" Adrian sinsice sırıtarak umursamazca elini havada salladı. "Onları öyle bir şımartacağım ki hiçbir erkek onlarla başa çıkamayacak ve böylece istemeyecek. Benim kızlarım onlar."



    ***************


    "Kabul, bu konuda benden daha başarılısın. İnsanların içindekileri görüp çıkarmak konusunda diyorum. Baksana Adrian bile benden çok durmadan seni arıyor."

    "O sadece Angel'a düşkün. Daha doğrusu minik pesca diyelim."

    "O pesca büyüdüğünde de minik kızımdan uzak durmazsa ondan reçel yapacağım."

    (baba Alexander ve daha küçücükken kızını kıskandığı Adriano'dan bir alıntı :)) 



    ***************

    O kaybetmeye alışmış olmalıydı ama şimdi için yeniden dolduran bir heves, bir umut vardı. Sıradan hayatlarda da, tıpkı alışıla gelmişin dışında, yatağında uyuyan bu masal kadar güzel kadın gibi güzel şeyler de olurdu değil mi?


    ***************


    Bu adama bu yüzden hayrandı Josephine. Onda kimsenin göremediklerine, hatta kendisinin bile var olduğunu unuttuklarına bakıyordu incitmeden. Onu her gün daha da şaşırtarak, tüm iri kabalığına karşın inceliklerini gösterirken, zavallı kalbine aşık olmaktan başka seçenek bırakmıyordu. 



    ***************


    Marcus hayatına girmemiş olsaydı aldığı her nefes pişmanlıklar ve çaresizliklerle ciğerlerine batıyor olacaktı. Babasının katiliyle her yüzleşmesinde o da ölecek ama huzur bulamayacaktı. Oysa şimdi babasının ruhu huzur bulmuştu. 

    "Onu ellerimle öldürmüş olmayı isterdim."

    "Başın ne gibi bir belaya girerdi! Tanrı'm, değer mi? Sahip olduğun her şeyi, işini riske atmaya değer mi?"

    "Değmezdi... Onun için değmezdi ama senin için Kraliçe... Senin için değerdi Josephine."


    ***************


    "Özür dilerim... Sana aşık olduğum için, anlaşmayı bozduğum ve tüm kurallarını çiğnediğim için..." Kelimeler dökülmeye başladı bir anda. "Sensiz... sensiz olmuyor... yapamıyorum... özür..."

    Dudaklarından dökülen özrü dudaklarına dokunan uzun parmaklarla kesildi. Marcus onun sırtını daha da kollarını etrafına daha da sıkı doladı. Ensesinden omzuna doğru birleşen noktada nefesi Josephine'in tüylerini ürpertip kalbini eriterek yankılandı. 

    "Anlaşmanın canı cehenneme!" Marcus'un sesinden hiddet okunsa da kalbinden sadece aşkın telaşı vardı. "Her şeyi ben mahvettim. Sana söylemem gerekirdi. Sana nasıl aşık olduğumu kendime bile söyleyemezken sana nasıl söyeleybileceğimi bilemedim. Beni affet. Seni tüm o iğrençliğin içinde yalnız bıraktım. Korkakça kaçtım. Affet beni aşkım."




    ***************


    "Bundan daha fazla benimle skandala batamazsın. Seni, işi korumak istedim ama olmadı. Bu iş senin için her şeydi ama benim haberlerim çoktan ona bulandı artık. 

    "Bu iş benim her şeyim mi? Sen çıldırmış olmalısın kadın! Sen benim her şeyimsin Buzlar Kraliçesi. İstediğim bir tek sensin!"

    İsyan! Marcus her zerresiyle genç kadına isyan ediyordu. Hiç tereddüt etmeden eğildi ve boynunun yanını öpüp tüm kokusunu ezbere kazıyarak sevdiği kadını kolları arasında sarmaladı. Bir adım ötesinde kendisine daha fazla hakim olamamaktan ve istemeden de olsa onu incitmekten korkuyordu. Çenesini Josephine'in başının üzerine dayarken kollarında sudan çıkmış balık gibi titreyen Josephine'i hissettikçe gülümsemesine engel olamadı. Gülümsüyordu. Bir aydır ilk defa içten ve aşkla gülümsüyordu. 

    "Seninle yeni bir anlaşma yapmalıyız Kraliçe. Kuralları değiştirmeliyiz." 

    Josephine, büyük bir teslimiyetle başını salladı. 

    "Birinci kural; bir daha bitti demek yok. İkinci kural; sadece bana aşık olacaksın Buzlar Kraliçesi. Üçüncü ve son kural; sadece benim aşımı kabul edeceksin."

    Marcus, genç kadının yanağı boyunca parmağını gezdirerek istem dışı gülümseyen dudaklarının üzerine hafif bir dokunuşla geçti. Geriye çekildi ve yanaklarını tekrar avuçlarıyla kaplayarak sordu. "şimdi mühürlüyorum, itirazın var mı?"

    Yoktu.




    ***************


    "Görüyor musun küçük Angel? Bana neler yapıyorsun? 

    Angel masumca bakışlarını kaçırdı. 

    "Neler?"

    Adriano derin ve içten gülerek dayanma sınırının son zerresini de Angel'a teslim edip başını geriye attı.

    "Ah bebeğim... Gerçekten ya çok şeytansın ya da çok melek. Zaman zaman hangisi olduğuna karar veremiyorum bile ama bildiğim bir şey varsa artık otobandan önceki o son çıkışı kaçırdın. Bundan sonra bana razı olmak zorundasın."


    Angel, Adriano'nun sesindeki tehditkar vaat ile irkildi. İster istemez yüzü kızarmış, tüm bedeni klimaların yaydığı soğuğa karşın ince bir terle kaplanmıştı. Yutkunamıyordu bile. Sonunda oynadığı oyunun sonuna gelmişti ama kalbi öylesine deli bir heyecanla çarpıyordu ki söylenen hiçbir şeyin nereye vardığını anlayamıyordu. Adriano duruşundan anlamış olacaktı ki eğilerek Angel'in kulağına fısıldadı. 

    "Bu akşam yemeğimizi biraz bekleyecek ufaklık. Bunun için Alexander beni öldürecek muhtemelen ama bu gece onun minik meleğini ebediyete kadar çalacağım."

    "Sen? Ne? Anlamadım..."

    "Ben sevgili Angel, tam da burada..." bir an sustu ve Angel'ın ellerini bırakmadan yavaşça kayarak dizlerinin üzerine çöktü, "herkesin önünde, tüm kalbimle soruyorum. Benimle evlenir misin?"

    Angel  inanamadı. Bir süre şol olmuş bir halde donakaldı. Açık kalan ağzını toplayabilmesi bile birkaç saniyesini almıştı. Tam da her şeyin bittiğini düşündüğü bir anda bu teklif... Bir yerlerden birileri çıkarak bir kameraya falan el sallamasını istemeyecekti değil mi?"

    "Hayır ufaklık. Bu bir kamera şakası değil ama biraz daha böyle bekletirsen dedikodu sayfalarının en çok tıklanan haberi olacak.

    "Evet, elbette pesca. Seninle evlenirim. Hem de hemen şimdi, burada Las Vegas'ta."

    Adriano keyifle ayağa kalktı ve tek bir adım bile atmaya mecali kalmayan Angel'ı kucakladı. 

    "Nereye gidiyoruz?"

    "hemen bir rahip bulmaya. O videolar çekildikleri hızla internete düşecekleri için tüm ailenin buraya doluşmasına sadece bir saat veriyorum."

    "Aman Tanrı'm!" Angel olan bitenin şimdi farkına varabiliyordu. "Babam çok kzacak!"

    "Bunu şimdi mi düşünüyorsun?" Adriano sorusunda ciddi olsa da tek kaşını kaldırarak Angel'a muzipçe göz kırptı. "Dert etme ufaklık. Vegas'tayız ve ayrıca ben senin için gerektiğinden çok daha fazla bekledim. Artık o bile önümde duramayacağını biliyordur."







    Hiç yorum yok :

    Yorum Gönder

    Kitap ya da yazı hakkındaki görüşünüzü bizimle paylaşın